Giriş |  Kayıt
"Gençlik, rüzgarların savurduğu gül yapraklarının arkasından koşar."
N.LENAU
 
 
 

Yazar ismi :  adem dursun (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de adem dursun isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      ADİLOŞ  
ADİLOŞ...


Okul çıkışı her zaman olduğu gibi Zeynep´le beraber elele tutuşarak babamın kahvesine uğramıştık. Babam, bana ve Zeynep´e şerbetlerimizi hazırlarken, babamın verdiği parayla, bir koşuda bakkal Raşit amcadan bisküvi ve lokum almış, lokumları bisküvilerin arasına koyup, şerbetle beraber bir güzel yemiştik.
Zeynep´le yine elele, kahveden eve giderken, yolumuzun üstündeki dibektaşında tertiplenen eğlenceyi seyretmemek olmazdı.
Dibektaşının etrafına toplanan gençler ellerindeki sokularla buğday dövüyorlardı.
Belli ki yarın köyümüzde düğün vardı ve düğünde verilecek keşkek yemeği için hazırlık yapılıyordu.
Oysa, köyümüzün okuyucu kadını Adiloş, bize uğrayıp haber vermemişti.
Köyümüzde yapılacak düğünlere, Adiloş elindeki sepete doldurduğu külah içinde leblebi ve kuru üzümleri ev ev dolaşıp dağıtarak o evdekileri düğüne davet ederdi.
Gelmişti de ben mi evde yoktum acaba?..
“Zeynep, yarın kimin düğünü var ki?”
“Bilmiyorum Ahmet!..”
“Adiloş size haber vermedi mi?”
“Hayır Ahmet, haberim yok!.. Ya sen, sen de mi bilmiyorsun?..”
“Hayır... gelmiş olsa bile, Adiloş´un verdiği üzüm ve leblebileri Zahideana bana saklardı!..”
Köyün gençleri -kız erkek karışık- hem ellerindeki sokularla dibekteki buğdayı dövüyorlar, hem de bir ağızdan türküler okuyup maniler söylüyorlardı.
Yalnız, onların arasında biri vardı ki, gençler sustuğunda araya girip, ağıtlar söyleyip ağlıyordu.
Bu, köyümüzün okuyucusu ADİLOŞ´tu!..
İnce, uzun, zayıf, çakır gözlü, yaşına rağmen hala güzel bir kadındı Adiloş!.. Zahideana´dan beş on yaş büyüktü.
Çoluğu çocuğu yoktu... yoktu, çünkü hiç evlenmemişti.
Bugünkü dibek eğlencesi diğerlerinden farklıydı...
Sanki, Adiloş´un düğünü için hazırlık yapılıyordu; sanki gelin oydu!.. Herkes Adiloş´la ilgileniyordu.
Oysa, Adiloş evlenecek çağını çoktan geçmişti.
Yapılan dibek eğlencesi onun için yapılıyorsa, evleneceği kişi kimdi? Neredeydi?
Ve, Adiloş ağıtlar yakarak niye ağlayıp dövünüyordu?..
O ara, gençlere zaman zaman eşlik eden gırnatacı çalmasına ara verdi; Adiloş´la bakıştılar; gençler de sustular. Gırnatacı Adiloş´tan aldığı işaret üzerine tekrar ağır ağır çalarak sessizliği bozdu... Gençler elele vererek daire olmuşlar, Adiloş´u ortalarına almışlardı.
Gırnatacı “Harmandalı Zeybeği”ni çalmaya başlamıştı.
Gençler de hep bir ağızdan gırnataya eşlik etmeye başlamışlardı:

Harmandalı Efem geliyor geliyor
Bileğinden kanlar akıyor
Gümüş bilezikli mavzerin
Namlusu şimşekler çakıyor

Efeme de mor cepkenler yaraşır yaraşır
Efem ne giyerse yakışır
Bütün kızanların önünde
Elinde yatağan savaşır...

Ve Adiloş yaşına rağmen harmandalı oynamaya başlamıştı;sanki karşısında evleneceği adam var gibi, onun karşısında ona ayak uydururcasına, ahenkli bir şekilde ayaklarını ona uydururcasına, onunla harmandalı oynuyordu.
Harmandalı bu kadar mı güzel oynanırdı!..
El ve ayak hareketleri, diğer seyrettiğim harmandalı oynayan kişilerden farklıydı; ahenkli ve duygusaldı. Adeta bir tören, bir resmi geçit gibi oynuyordu. Oynayan sadece Adiloş´tu. Fakat o yalnız değildi; karşısında sanki karşısında oynayana o da eşlik ediyor gibi oynuyordu.
Gırnatadan çıkan sesle değil de, içindeki sesin ritmiyle dans ediyordu Adiloş!..
Adiloş, adiloş değildi; taze bir gelinin heyecanı vardı onda.
Hepimizin gözleri ondaydı; onu soluk almadan seyrediyorduk..
Ağlıyordu Adiloş...
İçindeki kopan fırtına yağmura dönüşüp, gözlerinden yanaklarına süzülüyordu.
Üstündeki elbiselerini de ilk defa görmüştüm; gelinlik kız gibi giyinmişti Adiloş!..
Bir de elbisesinin sol göğsünün üzerinde bir şey asılıydı; oynarken de onu eliyle tutarak oynuyordu. Bu bir İstiklal Madalyasıydı.
Bir ara “Hasanım, Kürt Hasanım, Efem!..” diyerek, dibektaşının başına çöktü, ağıt yakarak ağlamaya devam etti.
Göğsüne takılı olan madalyayı çıkarmış, dibektaşının başında madalyayla hem konuşuyor hem de ağıt yakıyordu Adiloş:

“Hasanım, Efem...neredesin... neredesin? Yarın düğünümüz olacak... keşkek yemeği de hazır... Neredesin...neredesin?..”

Kolumdan biri çekeliyordu; kafamı kaldırdım. Zahideanamdı başımızdaki.
“Hadi, torunum eve gidelim; daha çok işim var evde. Adiloş için ekmek pişirmem lazım!..”
Eve geliyorduk. Fakat benim kafam hala az önceki dibek eğlencesindeydi...
Adiloş´un ağlaması ve ağıtları kafamda uçuşuyorlardı; neydi tüm bunların anlamı? Kürt Hasan kimdi? Madalya kime aitti? Adiloş bu yaşına kadar neden evlenmemişti?
Adiloş, sepet elinde kapımızı vurup seslendiğinde, sesini tanıdığımdan, hep ben koşardım kapıya; elindeki üzüm ve leblebilerden oluşan külahı almak için. Onu nedense hep gözleri yaşlı bulurdum kapımızın önünde.
Neden hep gözleri hüzünlü ve yaşlıydı Adiloş´un?
Tüm bunların cevabı Zahideanamda vardı...
Eve gelmiştik. Ben kuyubaşında yemeğimi yerken Zahideana da bahçedeki toprak fırını hazırlıyordu. Ona yardım etmek için hızlı hızlı yedim ve yanına gittim.
“Zahideanam, neden fırını yakıyorsun?..”
“Yarın için Adiloş´a ekmek pişirmem lazım.”
“Zahideana, bugünkü dibek eğlencesi de onun için yapılmıştı değil mi?”
“Evet torunum. Haydi sor ne soracaksan?..”
“Zahideana... Adiloş bugün çok güzel harmandalı oynadı... bir de Kürt Hasan diyerek ağladı ve de ağıtlar yaktı. Oynarken de hep göğsüne takmış olduğu madalyı elinle tuttu ve hep ağladı... Kim bu Kürt Hasan Zahideanam?..”

Ah be torunum, Adiloş, köyün en güzel kızlarındandı. Yaşına hala da güzel. Kürt Hasan Efe ise köyümüzün en yakışıklı ve yiğitlerindendi. İkisi de biribirini sevmişler, evleneceklerdi. Adiloş benden beş on yaş büyüktür. Ben o zaman senin yaşlarında filandım; hatırlıyorum. Bütün hazırlıklar yapılmıştı. Bugün dibek eğlencesinde olduğu gibi, düğünlerinden bir gün önce düğün yemeğimiz olan keşkek hazırlığı da yapılmıştı. Dibek başında eğlence yapılmış, Adiloş ile Kürt Hasan Efe, karşılıklı harmandalı oynamışlardı. Köyümüzde yapılan düğünlerde ikisi de karşılıklı harmandalı oynarken düğün meydanı boşalır, bütün köy ikisinin ahenk içinde oynayışlarını seyrederdi. Dibek eğlencelerinde en güzel türkü ve manileri ikisi söylerdi. İşte o kör olası savaş başlayıverdi!.. Yunanlılar İzmir´i kuşatmışlardı. Eli silah tutan gençler cepheye çağrılmıştı. Düğünden bir gün önce, dibek eğlencesi yapılırken, köyümüze haber gelmiş, gençlerimiz anavatanı düşmandan kurtarmak için topluca Ayvalık yakınlarındaki cepheye götürülmüşlerdi. Bütün köy gençleri arkasından dualar ederek cepheye yolladık. Hasan Efe´nin arkasından Adiloş hergün dibektaşına gidiyor, Hasanına türküler yakıyor, ona kavuşacağı günü bekliyordu.
Cephelerden gelen haberler iyiydi. Kahraman askerlerimiz Yunanı bozguna uğratıyorlardı. Yunan askerleri kaçıyordu. Yunanlılar yenilmiş, Ulusal Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı. Askerler yavaş yavaş terhis oluyorlar, köylerine dönüyorlardı. Adiloş´un yiğit Hasan Efe´si, Ayvalık yakınlarındaki Karaağaç köyünde bir karargahta iken, Yunan savaş gemisinden atılan bir top mermisi tarafından şehit edilen yedi askerimiz arasındaydı. Köye Hasan´ın yerine ona verilen İstiklal Madalyası gönderilmişti. Adiloş inanamadı Kürt Hasan Efe´nin şehit olduğuna; günlerce yolunu bekledi. Hergün dibektaşında onu bekler, ona ağıtlar, türküler yakmaya başlamıştı. Ve her sene aynı günde dibek eğlencesini yapmaya başladı. Kendisi evlenemediği içinde, köyümüzün evlenen çiftlerinin düğün günlerini, eline bir sepet alarak, ev ev dolaşarak gözü yaşlı bildirmeye başladı. Böylece köyümüzün okuyucusu oldu. “Birgün Hasan Efe´m gelecek...evleneceğiz!..” diyerek senelerdir evlenmedi.
İşte torunum, Adiloş´un hikayesi bu...

ADEM DURSUN
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu adem dursun üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  erhan
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.