Giriş |  Kayıt
"Ulusların zenginliği ipek, pamuk, altın değil, insandır."
RİCHARD HOVEY
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Anlamak Gerek 32  
32
Ava ve meyve toplamaya giden avcı toplayıcı organizenin geride kalan yaşlı, genç, aciz, sakat grup üyelerine pay ayırma sorumluluğu vardı. Yine bu organize yapı içinde geride kalana ve ava gidene savunma yapanlar ve savunma yapanlara da av getiren grup kişilerinin bu tür karşılıklı davranışlarının bu tür eylem ortaya koymalarının grup üyeleri üzerinde mutlaka bir karşılığı vardır.

Veya şöyle de diyebiliriz. Ava gitmemekle geride kalıp; bakım, gözetim, savunma, eğitim yapma işi ile avdan pay alanların da mutlaka gruba verecekleri bu tür karşılık edimleri vardı. Tıpkı nesli tükenen su aygırını yaşatma ve korumaya almamızın doğal çevrim üzerinde bizlere bir karşılığının olması gibi edimlerin keyfimizin üzerinde bir nedenleri vardır.

Kısacası olup biten bu süreçlerin tümündeki karşılıklı oluşlar içinde "kişinin kendi canını kurtarması vardı. Karşılıklı edim kişiye hayattı. Kişinin hayatta kalmasıydı. Kişinin kendi dışındaki türsel hayatı ve tür sel nesli sürdürmenin gayretiydi”. Bu gayretler kolektif eylemin, kolektif üretimin karşılığıydı. Ya da avcı toplayıcı kolektif eylem, kolektif üretim ilişkisi temel referansların aynı anda bir arada gerçekleşmesine olanaktı.
Değilse bu tür zorunlu ve karşılıklı bağ ilişkilerini görmeden hayatımız, talep oluşturup, sonra da bu taleplere göre arz yapmak değildi. Bunlar kocaman bir sömürü yalanıdırlar.

Kâr, kazanç, arz, talep, rant, üretim ilişkisi mantığı değil, köleci öğretili tüccar mantığıdır. Kâr, kazanç, talep vs.nin hiçbiri bidayetiyle başlamadı. Zorunlu olan, kolektif olan üretim ilişkisi içinde yoktur. Bunlar sömüren kolektif ilişki içinde vardılar.

Tıpkı dalda meyve toplayan kolektif kişi gibi; tıpkı suaygırını korumaya alan kolektif akıl gibi kişinin meyve ve su aygırı üzerinde bir karşılığı var. Meyve ve su aygırının da kişi üzerinde bir karşılığı vardı.

Arz talep kuramı köleci sistem içinde dinamikti. Ve arz talep köleci sisteme göre ahlaki bir kuraldır. Oysa kâr, zarar, kazanç güdülü arz talep kuramı paydaşlı ortaklaşan sistemler içinde yoktu. Olması ahlaksızlıktır.

Örneğin; geçmişte değil günümüz insanlığı içinde hiçbir temel referans değer karşılığı olmayan salt süs için, keyfi ve kâr için kazanç için tilki kürküne talep oluşturulur. Böylece kâr için tilki katliamları yapılır.

Oysa geçmişte olmayan üretim şartları içinde soğuktan korunmak için tilki kürkü; talebi oluşturulan mal değil, aksine soğuktan korunma güdülü yaşamı koruma ve yaşamı sürdürmenin gereği oluşla giyinmeydi.

Yine ahlaksız olan, sömürücü olan köleci sistem; insanlar hasta olmuyor bu nedenle ilaçta kâr, kazanç yok; sinek avlıyoruz diye ilaç üretmiyordu. Karaborsa oluşturup kâr kazanç sağlıyordu. Sömüren sistem kamu sağlığını düşünmez. Siz ilaç üretene kâr vermedikçe kâr yapılmayan alanlar içinde üretim yapmıyordu. Haklıydı da. Haksızlık şuradaydı. Hemcinsler sistemi kâr yapmak için inşa etmemişlerdi. Oysa şimdiki sistemde ilaç hayatın korunmasından çok kâr yapmak için üretiliyordu.
İlacın yerine kâr için rujun, sakızın, epilasyonun talepleri oluşturuluyordu. Ve talebi oluşturulan kâr hırsı ile kalp ilacı üretimi yerine sakız, epilasyon aletleri, ruj vs.nin fabrikasını kuruyorlardı.

Ne yapsın adam sinek mi avlasın dediğinizi duyuyorum. Ezen ezilen sistem içinde adam haklıdır. Arz talep yasasını bu sistem içinde sistem ahlakı diye belirttim. Buğday, kundura vs. ilk başlangıç ta arz-talep, kâr yasasına göre üretilmemiştiler. Şimdilerde de kalp ilacı bunların içine dahil edilmekle temel ihtiyacın karşılanması şimdi de öyle olmalıydı.

Buğdayın, kunduranın kalp ilacının vs. yapımı üretimi içinde hiçbir şahsi emek yoktu. Bunların üretimi tamamen kolektif süreç içinde, kolektif etkili olanaklarla kişi emeğine yansımıştır. Üretim, tüketim için yapılır. İnşaca olan yasa bu.

Yani kolektifi oluşu güden eylem ve düşünce hayatı sürdürecek zorunlu karşılıklı oluşlar için üretilen inşaydı. Hayat karşılıklı hayatlardı. Hayat karşılıklı hayatların karşılıklı emeklerle korunup sürdürülmesiydi. Bunun neresinde kâr vardı. Kâr yapmak için talep oluşturmanın üretim vardır.

Eğer illa bir talep sorgulanacaksa karşılıklı hayatların olması talebin kendisiydi. Siz karşılıklı hayatlar için üreten sistemi Ali Cengiz oyunları içinde, karşılık olan yeri kâr rızk mantığına çevirmekle sömürü ortaya koyuyordunuz.

Üreten sürecin başlayabilmesi için kâr, kazanç, arz-talep değil; karşılıklı hayatın korunma edimi içinde kolektif birim zaman, kolektif artık zaman gerekliydi. Üretimin devamlılığı, üretimin sürdürülebilirliği için yani yeniden ve yeniden üretim çevriminin olabilmesi için kolektif depo enerji kolektif depo şarjlar zorunludur. Ve mutlaktır.

Üreten yapı için kolektif katkı, kolektif başlangıçlı depo enerji mutlak ve zorunludur. Böyle olduğu için vaz geçmeksizin kolektif gücün sırtında ve kolektif gücün omuzunda ardı arkası kesilmeyen sömürü çarkı vardır.

İç edilen, istismar edilen durum, kolektif paylaşımın yok sayılmasıydı. Paylaşımı üreten emeğe göre değil; paylaşımı karşılıklı olan hayatın korunmasına göre değil; paylaşımı kolektif sorumluluğa göre değil, paylaşımı tür neslinin devamına göre değil de mal mülk sahipli takdire göre istismar yapıyorlardı.

Bu istismar ve gözden gizlenen gerçeklerin yerine El takdiri ihalelerin söylenmesi vardır. Bu istismarlar nedenle, gönenç olsun diye değil de rızkınızı mülk sahibinin mülkü içinde aramanız için özelleştirmeler vardır. Seçkinleri finanse etme vardı. Elitlere teşvikler vardır, kâr garantisi vardı.

İlk atalar buğday üretirken finansmana, teşvike, ihaleye, özelleştirmeye ihtiyaç duymuşlar mıydı? Ya da ilk üretimi başlatanları acaba kim finanse etmişti?

Kısacası hayatın karşılıklı korunması bağlamında kalp ilacı olası ve ön görülür kolektif akıl içinde kalp hastalığı için kolektif yapının depo enerjisi kapsamında mutlaka olması gerekendi. Çiklet, dudak boyası, kürk vs. kâr amaçlı, kazancı ve sömüren aldatmayı hedefleyen sürecin ürünüdürler.

Zorunlu koşul içinde buğdayı yemenin, sütü içmenin talebi oluşturulmaz. Buğday, süt vs. zaten hayatın beslenmenin kendi kendisine yönelimli davranışıdırlar. Ama zorunlu olmayan hal içinde baklavanın, rujun, 200 çift ayakkabının, vs. talebi oluşturulur.

Yani sizin geri beslenmeli referans sisteminiz olan mantıktı inşacılarınız yoksa ve sömüren sistemin kâr yapma, kazanç elde etme mantığını siz eksen çevrimi içine korsanız; kazancı, geliri, ezmeyi, ezilmeyi, zulmü, zulmetmeyi, zulme uğramayı temel eksen çevrimi katarsanız, elbette sonuç bugünkü gibi olacaktır.

Aman efendim zulmü kaldırıp, tıkır tıkır kazanmaya devam ederek bu iş hakkıyla sürdürürüz diyorsanız, bunun bahaneleri de hazırdır. Bu bahane içindeki kâr hırsını, insanların kötü niyetli oluşuna yorarsınız. Sömürüyü insanların sapıtmasıyla açıklarsınız. İnsanlar sapıttıkları için sömürü var. Kötülük var dersiniz. Ki böyle diyorsanız; siz hiçbir şey bilmiyorsunuz demektir. Eş deyişle köleci referanslı öğretiyi aşamıyorsunuz demektir.

Hiçbir kâr mantığı, hiçbir kazanç yönelimi, ekmeği taştan çıkaran gelir sağlama haksızlık yapmadan, zulmetmeden zulme uğramadan olası değildir. Çünkü bu mantık karşısında üretimin amacı, karşılıklı hayatın korunması ve karşılıklı hayatın sürdürülmesine denk düşen karşılanmalar değildir.

Bu mantık içinde üretim; kâr yapma, kazanç elde etme, bir gelire sahip olma, ekmeğini taştan çıkarma, rızk arama gibi uyuşturan söylemler için yapılır. Kâr, kazanç mutlaka aldatmayı, hileyi öngörmekle; üretenlerin sırtında bir asalak oluştur. Zaten kâr etmek te hile yapmadan, zulüm etmeden, aldatmadan da olası değildir.

Tüm bunların olabilmesi için geri bağlanım yasalarından koparılan inşa içinde “mülk El ’in”; El mülkü dilediğine verir. El mülkünden dilediğine de pay vermez” denerek, aldatan sürecin tek tek yol taşları döşenir. Bu yol taşlarına tek tek basa basa sindire sindire bugünün arz talep soygununa, ihalesine, teşvik primine, kar garantisinin içine gelinir.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

İlkÖnceki123456SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  İbrahim Değerli
3 .  Gülüm Çamlısoy
4 .  Berat Uyanık
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.