Giriş |  Kayıt
"Sanat, insanın doğaya eklediği bir şeydir."
ALAIN
 
 
 

Yazar ismi :  levent kara (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de levent kara isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      BAŞLIKSIZ ÖYKÜ  
BAŞLIKSIZ ÖYKÜ


“Ya işte öyle evlat… Yıllar oldu Marmaris’ten çıkmayalı. Dedim ya 8 sene önce bir yerleştik pir yerleştik yani. Hem artık eskisi gibi genç, dinamik de değilim hani. Kanım deli akmıyor, gençlik gitti elden. Bakma torunlarım olmasa yine çıkmazdım ya yola, torun işte çok farklı oluyor. Dede dedi mi akan sular duruyor. Bak 75 yaşındaki İnsanı bile yollara düşürüyor küçücük veletler. Hele İstanbul bu yaşta çekilecek şehir mi. Trafiği, kalabalığı, kirliliği, gürültüsü… Adamı erkenden mezara sokar bu şehir öyle de melanet bir yerdir. Ama İstanbul’un da bir suçu yok aslında. Onu bu kadar kirleten yine bizleriz. Yine insanoğlu… Babamın çok güzel bir lafı vardı. Mekânı cennet olsun oğlum derdi bana “İnsanoğlu çiy süt emmiştir. Her şey beklenir ondan. “ Ben bu lafın ardındaki sırrı anladığımda vakit çoktan geçmiş, yaş kemale ermişti. Bu güzel şehri bile nasıl kirlettik valla şaşıyorum. Baksana şu şehre ölü gibi… Sanki can çekişiyor bu kadar insanın elinde. Allah aşkına söyle sence bu şehir Fatih’in âşık olduğu o meşhur İstanbul mu? “
Evet, hafif rüzgârlı bir havada vapurun üst güvertesinde tam karşımda oturmuş hevesli hevesli bana bir şeyler anlatmaya çalışan, saçları beyaza çalmış, alındaki kırışıklılardan hayat tecrübesini rahatlıkla anlayabildiğim bu yaşlı ihtiyarın söylediklerine hak vermeden edemiyordum. Başımı kaldırıp yavaş yavaş baktım İstanbul’a doğru. Beton beton beton. Hiçbir canlılık emaresi yoktu İstanbul’da. Sanki şehir bütün hayat damarları tıkanmış, diyalize bağlı yaşamak zorunda olan ve öleceği günü bekleyen umutsuz bir hasta gibi göründü gözüme. Tabii ben bunları düşünürken amca konuşmaya devam ediyordu. Bir yandan vapurda birbiriyle konuşan insanların sesine genç bir adamın elindeki meyve soyacaklarını satmak için avazın çıktığı kadar bağırması, bir de keman çalan küçük bir kızın kemanından yükselen güzel bir nağme. İşte kafam bütün bu seslerle allak bullak olmuş, bu seslerden bırakın karşımdakini duymayı aklımdan geçenleri aklımdan geçenleri bile anlayamaz durumda kalmıştım. O sırada konuşmaya dâhil olmak için mi yoksa konuyu değiştirmek için mi bilmiyorum ama bir anda amcaya “Eşini neden getirmedin amca o da gelseydi seninle “ dedim. O an ağzımdan bilinçsizce dökülen bu cümlelerin beni de amcayla beraber bambaşka bir hayat ve aşk öyküsünün içine sürükleyeceğini hiç mi hiç düşünmemiştim. Amca bir an sanki donmuş gibi hiç kıpırdaman baktı gözlerimin içine. Adeta bana “Ne yaptın be evlat yüreğimin tozlu raflarında kalmış bir hikâyeyi neden gelip izinsizce açtın.” Der gibi baktı. Biraz sonra gözlerinden süzülen iki damla gözyaşına dudağından dökülen iki cümle eşlik edecekti. “ Ona gidiyorum zaten…”

Anılar diyorum sevgili ne kadar garip değil mi?
Ne kadar kaçmaya çalışsan da bırakmıyor geçmişin seni.
Aslında hayat gibi…
Ne kadar uzaklaşmaya çalıştıysam, merkezine buldum hep kendimi.


* * *


78 senesinin soğuk bir şubat ayıydı. Yağmur adeta bardaktan boşanırcasına yağıyor, sisten üç beş adım ötedekini görmek bile imkânsızlaşıyordu. Kış aylarında İstanbul’un üstüne kara bir sis çöker, Her İstanbullu dışarı çıktığında yanmış kömür kokusunu ciğerlerinde hissederdi. Hatta bu duman bazen o raddeye gelirdi ki Üsküdar’dan kız kulesini görmek bile mümkün olmazdı. Bahriye Mektebi son sınıf öğrencisi olan Selim Adalara giden son vapura yine son anda koşturmaca ile yetişebilmişti. Vapurdan içeri girdi cebinden çıkardığı mendille yüzünü ve ellerini sildi. Başını hafifçe kaldırdı. Hemen karşısında ay gibi parlayan yüzü, sapsarı saçları, denizler misali masmavi gözleriyle güzel bir kız oturuyordu. Selim’in kalp ritmi her geçen dakika artıyor, kendini bu güzellik karşısında ayın karşısında tutulmuş bir güneş gibi hissediyordu. Adeta bakmaya doyulmayacak bir güzellik vardı karşısında. Selim kendine gelmeye çalıştı. Biraz ayran gönüllü biriydi Selim. Her gördüğü kıza çabucak âşık olur ama saman alevi gibi çabuk parlayan bu aşk alevi hemen sönüverirdi yüreğinin bir köşesinde. Yine böyle olur diye düşündü içinden zaten gözünü hiç pencereden ayırmıyordu. “Acaba ne derdi var?” diye düşündü içinden Belli çok dertliydi. Yüreğindeki derdi camdan yansıyan mavi gözlerinin kederli derinliklerinden anlamak çok da zor değildi. Bir ara sormak istedi ama cesaret edemedi Selim. Zaten vapur da çoktan Heybeli’ye varmıştı. “Hay aksi bu yolculuk ne kadar da çabuk bitti.” diye geçirdi içinden. Gerçekten de öyleydi, 5 yıldır bitmek bilmeyen vapur yolculuğu belki de en yanlış zamanda hemen geçivermişti. Yıllarca akrebe cilve yapan yelkovanın bu akşam akrebi adeta kovalarcasına bir yarış içerisine girmesi hayatın ne kadar yersiz ve zamansız olduğunu Selim’e bir kez daha öğretecekti. Kısa bir süre sonra vapur halatlarını Heybeliada iskelesine bağladı. Genç kız ince desenlerle örülmüş yeleğinin düğmelerini ilikledi ve hızlı adımlarla iskeleye doğru yürüdü. Selimin ayakları isteksizce ve neden olduğunu bilmeden sürüklüyordu onu güzel kızın arkasından. Aslında kalbi mi yoksa ayakları mıydı onu bu maceraya sürükleyen kendisi de bilmiyordu. Zaten bilmek de istemiyordu. Az sonra güzel kız Heybeli çarşındaki faytonlardan birine binip gözden kayboldu. Üç hafta arka arkaya aynı olay tekerrür edecekti. Tek değişen se güzel kızın gözlerinden okunan kederin her hafta daha da derinleşmesi olacaktı. Selim her hafta sormaya yeltendiyse de cesaret edemeyecek, sorusunu da sevdasını da yutmak zorunda kalacaktı. Ancak her hafta içinde büyüyen sevgi onun bu sevdayı hazmetmesinin önündeki en büyük engel olacaktı…


Koskoca Şehr-i İstanbul, milyonlarca insan,
Her şeye rağmen karşıma sen, yine sen çıktıysan.
Ben tesadüflere pek inanmam sevgilim,
Kalbimdir beni sana getiren, şaşmaz pusulam.



* * *
Artık daha fazla dayanmayacaktı Selim. Tam bir hafta derste, teneffüste, akşam yatağında ve hatta taburda bile… Düşünmek istemiyordu aslında, düşündükçe kendisini sonu görünmeyen ıssız bir yolda amansızca yürüyen yabancı bir seyyah gibi hissediyordu. Bu ıssız, bu puslu yol nereye çıkacaktı acaba kestiremiyordu. Kararını vermişti haftaya o güzel kızla ne yapıp edecek konuşacaktı. En fazla ne olabilirdi ki. En fazla reddedilirdi. Daha önce defalarca kızlar tarafından reddedilmişti zaten alışıktı yani bu duruma. Belki yumuşak bir tokat falan… Ama yok yok o kadar da ileri gitmez herhalde. Hem yanlış bir şey yapmıyorum ki ben sevmek ayıp mı? Yanlış mı? Ne olursa olsun artık gönlündeki ok yaydan çıkmıştı bir kere. İşte kafasında yarattığı onlarca senaryo ve binlerce soru işaretiyle ama bu sefer başka bir hevesle bindi vapura. Gözleri yine o yüzü ay gibi parlayan güzel kızı aradı. Buldu biraz çekingen biraz da düşünceli gitti bu sefer tam karşısındaki koltuğa oturdu. Yine gözü penceredeydi güzel kızın. Dönüp Selime bakmamıştı bile. Belki onun geldiğini fark etmemişti bile. Ah ne olurdu fark etseydi. Bir kerecik başını çevirip, masmavi enginlikte ve derinlikteki gözleriyle gülümseseydi Selim’e. Ama yapmıyordu işte. Vapur yolculuğu yine çabucak bitivermişti. Çabalar yine sonuçsuz, hayaller diğer haftaya kalmıştı. Hayır, hayır dedi Selim içinden ne olacaksa bu akşam olacak. Kızı takip edecekti. Şansı varsa kız faytona binmeden söyleyiverirdi ne söyleyecekse. Yok, şansı bu seferde yaver gitmezse faytonla gittiği yere kadar takip edecekti. Kız adeta koşarcasına faytona bindi ve hızla ayrıldı tarihi Heybeli çarşısından. Selim bu faytonu gözden kaçırmak istemiyordu. Hemen az ötede faytonun yanında soğuktan sigarasının dumanıyla ısınmaya çalışan Salim abinin Faytonunu gördü ve adeta atıldı Faytona… “Salim abi sür hemen.” “ Ne oluyor Selim ne bu acelen.” “Abi gözünü seveyim soru sorma hadi.” Salim abi çaresiz sürdü faytonu. Ama nereye gittiğini bile biliyordu. Selim’in telaşlı hali onu da çok endişelendirmişti. Ama yapacak bir şey de yoktu. “Şimdiki gençlerin işine de akıl sır ermiyor. “ dedi içinden. Ve sonunda fayton çam limanına kadar gelmişti. Ve bu yolculuğun sonu aynı zamanda Selim’in aşk hikâyesinin de sonu olmuştu bir nevi. Güzel kızın yanında yakışıklı, zayıf bir adam. Uzun uzun sarılıyorlardı birbirlerine. Selim adeta donakalmıştı. Her şey böyle bitemezdi. Bitmemeliydi. Ve o akşam her şeyini, hayallerini, umutlarını ve kafasındaki onlarca soru işaretini ve senaryoyu çam limanına gömmüştü Selim. Yüreğine yüklediği acıyla kısık bir ses tonuyla “ Salim abi devam et .” dedi. Ardında söz dinlemediği bir kalp ve daha da üşüyen bir beden miras kalmıştı bu erken biten hikâyeden. Ama her son bir başlangıcın ilanıdır aslında. Her noktanın ardından büyük bir harf gelir. Her kış baharın müjdecisidir de aynı zamanda. Ama bunu her insanoğlu anlayamaz. Bunu anlamak erdem ve tecrübe ister. Bakalım bu bölümün sonu nasıl bir başlangıcın vesilesi olacak…

Aslında bir umuttu aşk, bir arayış
Sonu olmayan gecelere bir yakarış.
Ama o gecenin ardından güneşin doğacağını bilmek.
Umutla beklemek, bir çocuğun oyuncağını beklediği gibi.
Bitmek bilmeyen bir sabırdır aşk
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu levent kara üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  erhan
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.