Giriş |  Kayıt
"Aşkın gelişi, aklın gidişidir."
ANTONINE BERT
 
 
 

Yazar ismi :  yusuf baldemir (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de yusuf baldemir isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Bir Psikopatın Düşünceleri  
Yine sıradan , sıkıcı bir gün... Küçük bir il olmasına rağmen hiçbir zaman kavgacısı, sarhoşu, kazazedesi, sakarı, dikkatsizi eksik olmaz hastanemizin acil servisinden. Mesleğe başlarken alışmak epey zaman almış olsa da artık en ilginç vaka bile sadece sıkıcı geliyor. Her sabah mesaime başlarken tek isteğim bir an önce paydos edip şu ilaç kokusundan arınmış evime ulaşabilmek.
Madem öyle neden doktor oldun diyebilirsiniz elbette ki. Dürüst olmak gerekirse 19 yaşıma kadar aklımın ucundan bile geçmezdi doktor olmak isteyeceğim. Avukat olmak isterdim hep. Ve tabii sonrasında hakim olmak. Kendi çapımda adalet dağıtmak isterdim. 19 yaşımda kararımı değiştirme sebebime gelince , çok sevdiğim, gözümden sakındığım, her türlü emeğini üzerimden eksik etmeyen ama tedavisi olmayan bir hastalıktan muzdarip annemin, işe yaramaz, huzur bozan, alkolik, dayakçı, umursamaz babam tarafından gecenin köründe dayaktan öldürülmesi etkili oldu diyebiliriz.
Hayatımın ilk 19 yılında babamın annemi dövmesine alışmıştım elbette ki. Yaşım ilerleyip fiziksel açıdan gelişince engel olmaya başlayana kadar sayısız defa gözlerimin önünde hastanelik edildi annem. Kendi yediğim dayaklardan bahsetmiyorum elbette. Nasıl da atılırdı annem üzerime babamın bana vuramaması için. Benim yerime o yerdi dayağı. Bir gün babamla baş edebilecek olgunluğa erişince bu duruma el koymanın vaktinin geldiğini anladım. Babamın annemi dövme teşebbüslerine artık bir erkek gibi ortaya çıkarak engel oluyordum ve babam da bana diş geçiremeyeceğini anladığında köşesine çekiliyordu. Bir kaç ay nispeten huzurlu geçmişti. Annem hastalığına rağmen eve bir miktar para getirebilmek için canla başla çalışıyor , babam ise yatma vaktinde eve sarhoş gelip sabah erkenden tekrar çıkıyordu evden. Ben ise liseyi bitirmek üzere olan her genç gibi sınavlara hazırlanıyor , okul masrafı , kitap masrafı gibi anneme yük olacak ihtiyaçlarımı karşılamak için çıraklık yapıyordum. İşimin güzel yanı beni derslerimden alıkoymamasıydı ama bazı günler geç saatlere kadar çalışmak zorunda kaldığım için aklım annemde kalıyordu. Ama elimden bir şey gelmezdi. Annemin kazandığı evin giderlerine ve ilaç parasına anca yetiyordu. Okumak, hakim olmak istiyorsam çalışmam gerekiyordu. Bundan asla gocunmuyordum hatta gurur duyduğum bile söylenebilirdi. Böylelikle ileride annemi en iyi hastanelerde tedavi ettirip ona iyi bir yaşam vermenin temellerini de atmış oluyordum.
Yine geç saatlere kadar çalışmam gereken bir günde eve yorgun argın dönerken tek katlı müstakil evimizin bahçesindeki kalabalığı gördüm. Komşumuz Arif Amca’nın eşi Hacer Teyze eve girmeden tuttu beni. Ben neler olduğunu anlamaya çalışırken karanlık gecekondu mahallesini yaklaşan ambulansın siren sesleri aydınlattı. Evimizin önünde duran ambulansın içinden çıkan ve elinde sedye ile içeri hücum eden insanların arkasından eve girmeye çalışsam da kalabalık izin vermedi bana. Ben şaşkınlık ve korku karışımı duygular içerisindeyken babamın yüzü göründü kapıda. İki eli arkada birleşmiş, iki kolunda birer polis memuruyla dışarı çıkıyorlardı. Ben ne olduğunu anlayamadan az önce içeri sedyeyle giren insanlar ceset torbasında annemi taşıdılar dışarı. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Olduğum yerde donmuştum. Çabucak toparladım kafamda olayları. Alkolik babam hasta annemi benim yokluğumdan faydalanarak döve döve öldürmüştü. Muhtemelen içki parası bitmişti ve annem de vermeyi reddetmişti. İşte bu kadar basit. O aşağılık babam zaten can çekişen annemin hasta yatağında ölmesine bile müsaade etmeden kendi elleriyle almıştı canını.
Mahkeme günü geldiğinde en arka sıradan izliyordum duruşmayı. Annemin katilinin dar ağacında sallanması kararını verecek olan adama, hakime bakıyordum. Ama beklediğim olmadı. Benim katil babam hafifletici sebepler olduğu gerekçesiyle 8 yıl 6 ay hapis ve çıktığında ise 1 yıl rehabilitasyon cezası almıştı. İşte benim annemi öldürmenin cezası buydu.
O mahkeme salonu benim hayatımın değiştiği yer oldu. Öncelikle annemin ölümü cezasız kalmış sonra da adalete olan inancım, hakimlik mesleğine olan tutkum yerle bir olmuştu. Ben de bir kaç yılımı feda edip tıp fakültesini kazanmıştım. Zorda olan, hasta olan annelere yardım edebilmek için.
Çağrı cihazımın sesiyle bölünüyor düşüncelerim. Ötmeye başlayan küçük alet acil serviste acil bir hastanın olduğunu haber veriyor. Koşarak çıkıyorum odamdan. Sedyeyle getirilmiş hasta yatağa alınıyor. Kalp atışları yavaşlamış, kendinde değil , zor bela nefes alıyor. Anaflaktik şoka girmiş bir kadın ve eğer müdahale edilmezse ölebilir. Hemen adrenalini şırıngaya çekiyorum, hava boşluğu kalmadığından emin oluyorum ve hastaya damardan enjekte ediyorum. Kalp atışları normale dönüyor, durumunun düzelmesi için hemen müşahede odasına alınıyor. Hastaneye getiriliş sebebi, Anaflaktik şok yani ağır alerjik reaksiyon. Buna sebep olan şey ise kocasından yediği dayak... Bu kadında annemi görüyorum. Bu kadında babam dediğim adamın ellerimden çekip aldığı hayatımın tek amacını görüyorum. Kadının dosyasına bakıyorum. Defalarca aynı şikayetten gelmiş acil servise. Her seferinde dayaktan bayılmış, yarı ölü halde gelip tekrar dövülmek üzere taburcu olmuş hastaneden. Görünüşe göre bugün de aynı şey olacak. Tabii ki buna göz yummayacağım. Daha önce de göz yummadım. Annemin dayaktan ölmesine engel olamadım ama doktor olduğumdan beri bu şekilde gelen kadınların çoğunu bu işkenceden kurtardım. Ve bu kadının da kesinlikle kurtarılmaya ihtiyacı vardı. Gece mesaisine kalacağım için rahattım. Gece müşahede odası sakin olur ve işim rahatlıkla yapablirim. Beklediğim vakit geldiğinde hastanın yanına gidiyorum. Ona acıyorum çünkü benden başka kurtuluş ümidi yok. Bugün iyileşecek , yarın tekrar dayak yiyip gelecek. Buna engel olmak için doktor olmamış mıydım zaten. Odada yalnız olduğumuzdan ve kimsenin göremeyeceğinden emin olduktan sonra her zaman ceketimin iç cebinde duran ince şırıngayı çıkartıyorum. Kadının koluna serum lastiğini bağladıktan sonra iyice belirginleşen damara eroini şırınga ediyorum. Altın vuruş diyorlar buna insanlar. Ben kurtuluş diyorum. Odadan hızlıca ayrılıyorum ve kadını huzuruyla baş başa bırakıyorum. Artık dayak yemeyecek olduğu için mutlu oluyorum. Biliyorum fırsatı olsaydı bana teşekkür ederdi. O ve kurtardığım diğer kadınlar.
Dediğim gibi , küçük bir şehrin küçük bir hastanesinde çalışıyorum. Dolayısıyla benden başka otopsi yapacak kimse yok. Ölüm sebebi olarak anaflaktik şok diye belirtiyorum. Yazdığım darp raporunun ardından polisler dayakçı kocayı göz altına alıyorlar. Kadın kurtuluşa, koca ceza evine gidiyor. Böylece hakim olamasam da adaleti sağlamış oluyorum...
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu yusuf baldemir üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.