Giriş |  Kayıt
"İnsan zaman öldürmek için değil; faydalı hoş bir an geçirmek için okumalıdır."
OLİVER GOİTMİDH
 
 
 

Yazar ismi :  Ceyhun TEKİN (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Ceyhun TEKİN isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Böceklerin Saati  
Camus cennetlik bir adamdı. Dostoyevski daha hayattayken cehennemi görmüştü. Sokak lambalarının uğultusu açık pencereden odaya doluyordu. Istrati dürüst bir serseriydi.Freud neredeyse her zaman haklıydı. Saat gece yarısını biraz geçmişti. Bakunin yıllar önce ölmüş anarşist babalardan biriydi. Duvara asılı geniş posterdeki adam flaşlar patladıktan birkaç saniye sonra bardağındaki viskiyi bitirecekti. Gözleri mutfağa dikiliydi. Duvardaki posterdeki adama inanmak ya da inanmamak çözmesi size kalmış bir iç çekişmeydi.Kadın içeri girer girmez kendini posterin tam karşısındaki kanepeye attı. Gözlerini beyninin içine devirip kafasını geriye yasladı. Kanepe, üzerinde binlerce kez oturulmaktan ve yatılmaktan iyice içine göçmüştü.“Sakin bir müzik açsana.” Dedi, ben hala ayakkabılarımı çıkarmaya uğraşırken.“Bilgisayarı açabilirsin.” Dedim.Hafif bir hareketle doğrulup sehpanın üzerindeki bilgisayarı çalıştırdı. Biraz sonra elleri tuşların üzerinde nazikçe gezinmeye başladı. Tuşların arasındaki yıllanmış tozlardan utanmaya başlamıştım. Birkaç saniye içinde hafif bir keman sesi odadaki sokak lambası uğultusuna karışmaya başladı.Çocuksu bir gülümseme oturdu kadının suratına.
Posterdeki adam istifini bozmadan uzaklara bakıyordu.Çalan şarkıyı posterdeki adam da dinlemişti ve o sıralar Fante kör olmuştu. Chostakovitch şişe dibi gözlükler takıyordu.Geçen gece bitiremediğim şarabı almak için mutfağa girdim.Şarabı birkaç gün sonrasına bırakmak normalde huyum değildi. Ancak o gece, kumpir faciamızdan sonra Selim’in bütün suçu yine bize yıkması aklıma geldiğinde devam etmeye çekinmiştim.“Çok içiyoruz,” demişti Selim. Mahvolmuş midelerimiz vardı. Celine bir doktordu. Hemingway savaşmaktan bıkmak üzereydi.

“Şunu açabilir miyiz?” diye seslendi kadın içerden.
“Tabii ki.” Diye cevapladım neyi açmaktan bahsettiğini bilmeden.

Zaten fazla bir şansı yoktu. Kırmızı loş bir ışık verecek abajuru ya da odayı gürültülü bir serinlikle dolduracak pervaneyi kastediyor olmalıydı. Işıkların söndürülüşünü duydum. Sevindim. Gürültülü serinliğin baş ağrısıyla uyanmayacaktım.Bir elimde şarap şişesi diğerinde kulplarından tuttuğum iki kahve fincanıyla posterin karşısındaki kanepeye yürüdüm.

“Kusura bakma. Kadehim yok,” dedim. “Hiç olmadı.”
“Önemli değil.”

Şarabı ve kadehleri sehpanın üzerine bıraktıktan sonra kadının tam karşısına bir sandalye çektim. Kadın şarabı bardaklara boşaltmaya başlamıştı. Üzerindeki ince hırkayı çıkarıp kanepenin üzerine savurmuştu. Askılı elbisesinin omuzlarına dağılan saçları çok daha etkileyici bir hale gelmişti. Arka planda bitiyordu bütün güzellik.

“Bu adam kim?” diye sordu duvardaki posteri göstererek.
“Babam sayılır.”
“Nasıl yani?” dedi. Suratına hafif bir gülümseme yerleşmişti.
“Yani,” dedim. “İlkel benliğimin babası.”
“Çirkin bir ilkel benliğin varmış.” Posterdeki adamın umursamaz tavrı daha da kesinleşmişti. Bardakları yavaşça birbirine dokundurup birer yudum aldık. Bardağı sehpaya bırakmak için kolunu uzatırken omzundaki Anka kuşunun kanadı koluna doğru açıldı. O an esmer bir tene yakışabilecek başka bir dövme düşünemiyordum. Gözlerini yavaşça kapadı. Kendini müziğin hafif ritmine kaptırıp sağa sola salınmaya başladı. Kaşları, gözleri üstünde iki ince kâğıt kesiği gibi kırılgan duruyordu. Suratının şekli kusursuza yakındı. Gereğinden fazla güzeldi kadın dolayısıyla olaya hep en uzaktaydı.
“Biliyor musun?” dedim “Güzelliğin her şeyi mahvediyor.” Posterdeki adam gülümsedi. Güzel bir kadının çirkin yan etkilerini iyi biliyordu posterdeki adam. Robinson kanının son damlalarını eski model bir otomobilin içinde akıtıyordu.Scott güzel bir kadın yüzünden yazamıyordu.Aniden doğruldu. Ne demek istediğimi anlamaya çalışıyordu.

“Hiç dokunamayacağım her şeyin temsilisin karşımda,” dedim “Hiçbir zaman benim olmayacak bir çift gözün ve davetkâr dudakların sahibisin.”

“Böyle olmalıydı…” diyordum içimden. “…Yeterince kadın tanımamış bir adamın boş düşünceleri.” Tek bir kadın, kalabalık bir kadın çoğulluğundan uzak durmana sebep olabiliyordu.
Utangaç bir gülümseme oturdu kadının yüzüne. Doğruldu.Gözleri hiçbir anlam ifade etmeyecek kadar masumca yaklaştı gözlerime. Elleri suratımı hafifçe kavradı ve dudaklarımı dudaklarıyla buluşturdu kadın. Ağır, derin soluk alış verişleriyle dolu bir öpüşmeydi bu. Göğsünün içinde ürkek bir kalp taşıyordu ve o kalbin sıklıkla çarpışının gürültüsü odanın içindeki bütün seslerden daha baskındı. Sehpayı sarsmayacak hareketlerle yanına oturdum kadının, dudaklarımızı birbirinden ayırmadan. Ellerimi yavaşça elbisesinin içine soktum. Soğuk ellerimi bacaklarında gezdirmeye başladığımda sert bir hareketle kendini geri çekti kadın. Beni elleriyle geriye itti, ezilmiş kanepenin en ucuna. Posterdeki adamın kahkahasını yalnızca ben duydum. Acı çekiyordu Mavi Kuş. Camilla ölüm döşeğindeki bir adama vurgundu.

Kadın ağlamaya başladı. Birkaç dakika sessizce ağlayışını izledim daha sonra üstünü toparladı. Kanepeye savurduğu hırkasını eline alıp üzerine serdi.“Lütfen,” dedi. “Bana bunu yapma.” Parmaklarının arasındaki yıllanmış tozlarından utanmaya başlamıştım ellerimin. “Annemin, babamın bile dokunmasına katlanamadığım yerlerim var.” Diye devam etti. Adler aşağılıklarla uğraşan bir adamdı, naziler yükselişteydi, Freud her zaman haklıydı. “Peki.” Dedim. Sehpanın karşısındaki sandalyeme geri döndüm. Bardağımdaki şaraptan büyük bir yudum çektim. Kadın hırkasını tekrar üzerine giydi ve kapıya yöneldi.

“Ben artık gitmek istiyorum.”
“Peki. Eşlik etmemi ister misin? Biraz geç oldu.”
“Gerek yok. Bir taksiye atlayıp giderim.”
“Sen bilirsin.”

Ayakkabılarını hızlı hareketlerle giydi. Kapıyı çekti ve gitti. Şişenin sonundaki şarabı bardağıma boşaltıp hızlıca içtim.Posterdeki adamın elinde hala viski vardı ve umursamaz gülümseyişi hiç bozulmamıştı. Pencereye yöneldim.Pencereyi açıp kadının apartmandan çıkışını izledim.Sokağın girişine kadar yürüdü. Biraz bekledikten sonra geçen taksilerden birini durdurdu. Bindi ve pencereden gördüğüm kadarıyla gitti.Benim de suratıma umursamaz bir gülümseme oturmuştu.Yavaşça kendimi kanepenin üzerine bıraktım. Duvardaki posterdeki adamla yüz yüze geldiğimde gülümsemem geniş bir kahkahaya doğru eviriliyordu. “Güzel kadınlar,” dedim postere kahkahaya dönüşen cümlelerle. “Hep bir yere gider.” Üstü toz bağlamış posterdeki adamın elindeki viski bardağını kıskanmıştım. Ayyaşın tekine göre kaliteli içiyordu. Onun da midesi mahvolmuştu bir kere.“Ve orası genellikle senin yatağın´´ değildir.” Diye ekledim. Kelimelerimdeki kahkaha birkaç saniye içinde büyük bir ciddiyete bürünmüştü. Hızla doğruldum. Posterdeki adamın uzakları süzen gözlerinin içine bakıp haykırdım.“Şimdi doğru söyle! Bu senin cümlen miydi?”Cevap vermedi posterdeki adam.Elindeki viskiye lanet ettim adamın. Dolapta en azından bir biram olmalı diye geçirdim içimden. “Ne demek çok içmiyoruz?” demişti Selim. “Her gecenin sonunda ben sızmak üzereyken dolaptan fazladan bir bira çıkarmıyor musun?” Selim’in ruhu duymayacaktı. Peru, Llosa’nın bütün gereksiz eylemlerine rağmen gizemli bir ülkeydi. Payne soğuk bir fotoğraf karesi. Saat gece yarısını bir hayli geçmişti. Mutfak girişinde soluk beyaz renkte bir böcek geziniyordu. Işığı açar açmaz durdu. Yavaşça, dolaptan fazladan bir birayı çıkardım ve odama doğru yürümeye başladım. Böceğin birer siyah noktayı andıran gözleri bütün hareketlerimi izlemişti. Odaya girer girmez çalışma masasının yanındaki kitaplığa yöneldim. Ders notları ve kitaplardan oluşan sırayı kurcalamaya başladım. Cohen bir müzisyendi. Azgın bir yaşlı edip olduğunu söyleyenler de vardı. Defalarca bıraktığım bir dersin gereğinden fazla kalın, çıkmış sorularını elime aldım.

Kadın ağlamaya başlamıştı ve gitmişti. Gökyüzü siyahtı. Yavaş hareketlerle mutfağa girdim. Işığı açtığımda soluk beyaz renkteki böcek hala ordaydı. “Annemin,” demişti kadın “babamın…” Böcek ağır hareketlerle tezgâhın altına kaçmaya çalışıyordu. “…katlanamadığım…” Elimdeki kalın kâğıt destesini havaya kaldırdım. Yerleri vardı kadının. Desteyi hızlıca böceğin üzerine çarptım. Gövdesi zemine yapıştı. Tezgâhta dizili bardaklara baktım. Hala kadehim yoktu. Camus hala cennetlik bir adamdı. Dostoyevski daha hayattayken cennetten nefret etmişti. Istrati dürüst bir serseriydi. Kadın, gözlerinden yaşlar akıtmıştı. Fante kör olmuştu. Hemingway savaşı görmüştü. Celine de. Taksiyi durdurmuştu, binmişti ve gitmişti. Posterdeki adam kirli sesiyle bir şarkı söylemişti. Scott’un kadını taksiyi durdurmamıştı. Robinson kan kaybından ölmüştü. Camilla… Gövdeden ayrılan kafası kaybolmuştu. Saat gece yarısını bir hayli geçmişti. Kafka’nın canı cehennemeydi.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Ceyhun TEKİN üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1234SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.