Giriş |  Kayıt
"Yaşam kısa, sanat uzundur."
HIPPOKRATES
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Denge Ve Dengesizlik Süreçleri 11  
Ne var ki El mana anlayışı içindeki tasarruflarla ortaklığa karşı, kişi sahipliği ortaya konmuştu. Böylece kişi sahipliği ortaya çıkmakla ve devamı olan süreçlerle, kâr olgusu ortaya kondu. Böylece kâr için olan kazanmak için olan üretim hareketi ortaya kondu.

Böylece ilk üretim hareketi içinde veya toplumun yasası içinde olmayan veya başlangıç referansına göre olmayan hesapsız kitapsız süreçler başladı. Böylece kâr hırsı nedenle ürettiğini satma nedenle kâr mantığı on bin kişi yerine 15 bin kişilik kundura; yirmi bin kişilik buğday üretti. Yaşamak için karşılığı olanı üretmek yerine; ihtiyacı üretmek yerine; yaşamı üretmek yerine “tüketim için üretime” kâr yapmak için üretme; kazanmak için üretime geçildi. Kâr yapmak; kazanmak; yaşamın üretim hareketinin kendisi değil sömürünün kendisiydi. Zorunluluğun yerine kazanma kondu. Kâr kondu. Para kondu. Zorunluluk günümüzde kazanma, kâr, ticaret, para gibi çarpık şekilde yansıtılmaktadır.

Tüketimin talepleriyle; tüketim putları oluşturuldu. Kazanmak için üretmek; üretmek için satmak; satmak için de emek gücü içinde olmayanları emek gücü içine salıp kişiyi enek gücüne yabancı kıldılar. Bunu da psikolojik değerlerle, nedretler kuramıyla; arzın talepli olup olmamasından hareketle köprü geçiş garantisine kadar tasarruf ve tedbirlerle talep oluşturmanın türlü ali cengiz oyunlarıyla yaptılar.

Köprü geçmeniz için yapılmıyordu. Köprü yapımında eğer rant varsa; köprü çevresinde emlak ve rant oluşuyorsa; gerekli mi? değil mi? Gerekliyse ne, ne kadar gerekli? Ne, ne kadar gereksiz? Aciliyet ne? Gibi önceleyişiler; ranttan, kazançtan, kârdan, teşebbüsçü iradesinden sonra geliyordu. Hak, hukuk, bilimsel fizibilite dinlemeden beş yerine on beş köprü yapılıyordu. Fazla mal (kâr) göz çıkarmazdı. 50 kişinin oturacağı yerde beş yüz kişilik fazla mal hiç bir işe yaramaz. Ama boşu boşuna heba olup gitse de devlette alınan teşvik (fazla mal-kâr) işe yarardı.

Böyle olunca bir anda tüm hür teşebbüscülük (!) köprü yapımına ve depremde toplanma alanlarının rant yağmasına, kentsel dönüşüme; toki’ye; hes’lere; şehir hastanesi yapım imarına açmakla; süreç bunların sömürü taşeronluğuna kayıyordu. Köprü yapılması; gereklilik bile olsa; kârsızlık yüzünde inşa talebi oluşturulamayanın; “garanti talebi” oluşturuluyordu.

Devlet, devlet olma gibi değil; devlet olma görüntüsü altında birilerinin rızkını El olukla ihale ediyordu. Yol nasıl olsa devlet olmanın vasfıydı. 3 liralık yol 13 liradan ihale ediliyordu. Kurt geyiği yıkıyor; kuş da yiyordu. Günlük şu kadar hastayı garanti etmek. O kadar hasta yoksa hazinden o kadar hastanın her yıl parasını vermek piyasa ekonomisiydi! Günlük şu kadar taşıt geçişi gibi taahhütler, dudak uçuklatan astronomik ücretler içinde gözbebeğimiz (!) olan hür teşebbüse garanti yapılıyordu.

Çay derenindi, balık derenindi. Kuş derenindi. Balığı tutan zıpkın deredeki ağaçtan; kuşu vuran taş dereden; üreten, vuran, tutan kişiler derenin ama ortaya konan sonuç kâr; hür teşebbüsündü.

Kimse atalarımıza “sen şuraya buğday ek”. “Tufan ve kötü hava şartları nedeniyle üretim (kâr-kazanç, rant-kira vs.) yapamazsan ben sana üreteceğin buğdayın üç katını vereceğim” diyen bir garanti ya da güvence diyen de yoktu. Yani ilk üretim hareketi güvence ile baş başa da değildi. Zaten olamazdı da. Toplum kendi üretiyordu ve de toplum kendisine üretiyordu. Sürecin dışında bir iradeyle teşvik, kâr gibi bir garanti verilmiyordu. Garantisi emek gücüydü ve de kendisiydi, toplumun gücüydü. Toplum sürecin dışı değil, sürecin içiyle oluşandı.

Teşebbüsçülük; temel üretim hareketinin inşacısı da teşebbüslüsü de değildi. Teşebbüscülük yapay yollardan üretim hareketi gerekliliği gibi oluşur. Üretim hareketi için gereksiz; safra olduğu halde de kâr, kazanç yapma gerekliliğiyle yık-yap adı altında yıkılan yere kâr, kazanç diye iş makinesi ve mütahit sokma talepli psikoloji oluşan kârın, rantın, kazancın, sömürü oluşturmanın teşebbüscülüğüydü.

Hastane yapmak için teşebbüsçüye de gerek yoktu. Hastane teşebbüscünüz olduğu için yapılmıyordu. Ya da hastane teşebbüscünüz olmadığı için de yapılmıyor değildi. Bu süreç bu kadar vahşi ve acımasız oluyordu. Öyle olmasa sefalet ve sefiller neden vardı? 8 liraya alınan fındık neden 70 liraya tüketilirdi?

Zorunlu üretim hareketine göre teşebbüsçü değil; talep te değil; hastane bir ihtiyaçtı. Üreten toplum gücü sektörler zaten o işin otomatikman girişimcisiydi. Hastaneyi toplum yapardı. Çünkü hiçbir üretim hareketi kolektif güç oluşun dışında, teşebüscü kişilerle de başlatılamamıştı. Böyle bir şey yoktur da.

Bu nedenle kâr ve kazanç mantıklı tüketim ekonomisi kendisine meşru ve özne nesnel bir başlangıcı olan referans noktasını bulup; geri bağlanım da yapamaz. Bu nedenle üretim için üretim; yani kâr için kâr yapar. Kazanç için üretim yapar. Bu nedenle köleci ve tüketim ekonomisi (!) El mana anlayışını ve dinleri kendisine “ahlaki meşru başlanış referans noktası yaparak El mana anlayışını her şeyin başına koyarlar”.

Üretim hareketinin içinde ve başlangıcında önce kâr, kazanç, rant ve teşebbüsçü yoktu. Teşebbüsçü hiçbir şeyin bulucusu da değildi. Teşebbüsçülük; toplumsal güçle bulunanı, El marifetiyle ele geçirip bunu ranta (sömürüye), kazanca (sömürüye) kâra (sömürüye) çevirmenin Ali cengiz oyunuydu. Çünkü değiştirilebilir bir emek ortaya koymadan; kâr yapmayı; kazancı; komisyonu; kirayı; faizi vs.yi ortaya koymak; değiştirilebilir bir emek ya da temel bir üretim hareketi değildir.

Kâr, kazanç hiç kuşkusuz ki yapay uydurma yollardan “temel üretim hareketi üzerine ilinekti olmak zorundadır”. Pnömokokun tıpkı akciğerleriniz üzerinde olması gibidir. Pnömokok akciğerleriniz için bir gereklilik değildir. Aksine akciğeriniz pnömokok için bir gerekliliktir. Toplum için de kâr, kazanç rant faiz gerekmiyor. Aksine kârın, kazancın, faizin, rantın sömürünün olabilmesi için teşebbüscülere ve El’e bir toplum gerekiyordu.

Çünkü hiçbir temel üretim hareketi; ortam da olmayan kâr, kazanç, El üzerine oluşmamıştır. Kârın, kazancın kendi sömürü referansları da, temel üretim hareketi olan başlangıç koşulları içinde, yoktu.

Sömürü çarkı içinde köprü üzerinde geçilir olmanın; toplumsal gereklilik olmanın ihtiyacından önce; kâr, kazanç talebi olukla oluşturuluyordu. Kötü mü? siz de üzerinde geçiyordunuz! Kâr yapmayı öne alıp; kâr hırsının davet usulü ihale olması, rantçının kâr yapması için geçiş garantili ihalenin oluşması; fazici kazancın komisyonunun oluşturulması üzerinde köprüde geçme sürecini esas alırsanız süreç bam başka işler. Üzerinde geçeceğiniz bir şey için kâr yapılmasına, davete, garantiye gerek yoktur.

Hedef kamu yararı değildir. Teşebbüsçüde de kamu yararı yoktur. Aksine kamu yararı üzerinde teşebbüscünün, rantçının yararı vardır. İnsanlar; teşebbüscüler, kar, kazancını oluşsunlar diye üretim hareketini ortaya koymamışlardı.

Üretim hareketi kolektiftir. Kolektif yarardır. Yani üretim hareketinin kendisi de; karşılığı da; kolektif bir kullanım değeri olan her bir kullanımları üretmek ve üretileni kişisi kullanımla da tüketmektir. Bu temel üretim hareketi nedeniyle toplum sal inşacı süreçleri başlatmıştınız. Köprünün kendisi de; üretimi de; üretilmesi de; yani karşılığı da kolektif bir kullanım değeridir.

Köprü yaparken ne altında ne üstünde ne içinde ne dışında kar kazanç geçiş garantisi yoktur. Köprü içinde, üzerinde geçilir olmanın kullanım yararı ile zorunlu bir inşadır. Zorunlu kâr diye bir eylem başlangıcı yoktur. Zorunlu inşa hareketi; kâr, kazanç amacı güdülmeden zaten olması gereken kullanım değeridir. Siz süreci böyle esas olarak ele olmakla üretiyorsanız süreç başka akar.

Teşebbüscünün kullandığı, sömürdüğü güç kolektifindir. Ama teşebbüscünün karşılık koydum dediği güya kullanım değeri üreten emeği olan kârı! kolektif değildir. Üstelik bu teşebbüscünün emek değerim dediği kârı; salt kendi kullanım değeri olukla; yine kolektif kullanım değildir. Kar, rant şu bu zorunlu değildir. Kâr, rant üretim hareketi de değildir. El marifetiyle (düşünce ve eylem olukla çarpık yansıtmaların bir güç kullanışıyla) üretim içine sokulan enfeksiyonlardır.

Üretim hareketi gibi zorunlu bir çevrimin içinde, karşılıklı kullanım değeri üreten emeğin bir yanı; zorunlu üretim hareketi olmadığı halde kâr yapıp semiriyorsa; diğer yanı zorunlu üretip te kâr (!) yapamayıp ta; kâr yaptırmaya kaynak oluyorsa; burada üretim hareketi dışında bambaşka şeyler dönüyordur.

Üretim için üretim (kâr için kâr). Kâr yapmak için üretim. Kâr yapmak için arz (üretimi kısarak karaborsa kârını oluşturmak) ve kâr yapmak için kar için talebi oluşan köprüde kimse geçmeyeceği için geçmeyen kimsenin parası, köprüye geçiş garantisi olukla verilir. Bu tarz üretim hareketiyle yapılan kârın, kazancın içinde; kârın kazancın olduğu yerde; insan yoktu. İnsanın sömürülmesi vardı.

Tüketim ekonomisi; israf ekonomisi; var yok üzerinde ajitasyonlarıyla kışkırtmanın ekonomisidir. Toplum sal üretimli; zorunlu ekonomi olmaz. Başlı başına teşebbüsçü, rantçı, faizci vs. kişiler eğilimlerinin ekonomisi olur. Sömüren kâr ve kazanç ekonomisidir. Tüketilenden fazla kundura üreten rantiyecimizin, tüketilemeyen fazla kundurası satılamamakla kundurası kolayca takasa giremeyecekti.

Buna da takas zorluğu denecekti! Oysa zorunlu üretim hareketinin başlangıç koşulu içinde yağ üretenin kundura ararken; kunduracı da bal aradığı için kolay takas yapamadığı gibi bir takas zorluğu ortaya koyduğu mantığı; tümden yalan ve sürece sonradan sokulan tüccar mantığıdır.

Zorunlu üretim mantığı ortaya konduğunda ortada tüccar da yoktu. Tüccar mantığı olan süreçte yağ satan kazak arıyor. Kazak satan da bal arıyor. Bal satan da kundura arıyorsa takasçıkmaza girer. Bu doğru. Ama bu mantık köleci sistem içinde alım satım lı mantığa göre doğru. İttifaklar oluşurken grup hareketinin takas edememesi diye bir süreç hiç yoktur. Gruplar malını alıp pazara çıkmamıştı. Böyle bir başlangıç yok. Temas etmeyen yapılar yalnızlığı içinde olamazdı da.

Siz köleci sistem hareketlerini olduğu gibi başlangıca koyarsanız, süreç anlaşılmaz. İçinde çıkılmaz olur. İlkin üretim hareketi kolektiftir. Kişisel değil. Kişi üretim olmayınca kişisi sahiplikte hiç bilinmez. Gruplar arası girişme kişiler arası girişme değildir. Grup ta ürününü eline alıp dıyar dyar kendisiyle yağ değişecek grupları aramamıştır. Üretim hareketi tüccar mantığı olan alım satım ya da tüccar mantığı olan takasla başlamamıştı.

Yani yağ üreten grubun karşısında yağa ihtiyacı olmakla zaten kundura üreten, kazak üreten bir grup vardı. Uzun tapınak buluşmalı kurban hediye sunumlarından sonra süreç karşılıklı hediyelerle yapılan tekrarlar neden sonra takas olma anlamasına geldi. Yani gruplar karşılaştıkları grupların üretim nesnelerini tanımakla ihtiyacını ortaya koydu.

Değilse bir grup yağı, yoğurdu, kazağı biliyor olup ta onu aramaya çıkmamıştı. Başlangıçta böyle bir süreç ve böyle bir mantık yok. Yağ üretenin kundurayla kazak değişiminin zorluğunu göze almak diye bir süreç hiç yoktur. Bu süreç köleci sistemle birlikte; kâr için yapılan üretimle ortaya konan süreçti.

Takas zorluğunu ortaya koyan süreç; kâr yapmak için, kazanç ticareti yapmak için ortaya konmadı. Ve kazanç için üretilenlerden ihtiyaç fazlası ürünü satamamaktan; kaynaklı kolay takaslar yapamama zorluğundan doğan sorunsaldı. Para bu sorunsalın değiştirme aracı olukla ortaya konmuştu. Paranın değiştirme değeri olması paranın kâr aracı olukla konmasını da yansımıştı.

Para kâr kasıtlıydı. Fazla ürünleri kokmadan, çürümeden; üstelik yer darlığı ortaya koymadan depo edilme olanağıydı. Para, birikme olanağı nedeniyle kazançtı. Paranın kâr yapmayı akıl almaz boyutlara götürmesi ile para tam bir sömürü nesnesi oldu. Paranın bu depolama, birikme, kolay taşınma, çürümeme gibi olan yüzü; paranın “değiştirme değerini” ortaya koyan yüzünü değil gölgede bırakmak; bu tür kazanç, birikme gibi illüzyonlar, paranın değiştirme değerinin üzerini örtmekle; paranın sömürü aracı olmasını da görünmez etmişti.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

İlkÖnceki123456SonrakiSon

 
1 .  NURTEN DEMİREL
2 .  Bayram Kaya
3 .  yakup onat
4 .  İrfan GÖRGÜN
5 .  Yüksel Sarı


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Berat Uyanık
3 .  Sercan Doyuk
4 .  Gülüm Çamlısoy
5 .  Tunahan çelik


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  Ömer Faruk Hüsmüllü
5 .  erhan

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.