Giriş |  Kayıt
"Tilki, kümesi iyi tanıyor diye bekçi yapılır mı?"
TRUMAN
 
 
 

Yazar ismi :  Bayram Kaya (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Bayram Kaya isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Dil_Adlandırma 2  
İşte ön ittifaklardaki her bir grubun diğer gruba ait totem meslekli isimleri öğretme seremonisi; köleci sistemde Âdem sembolizmiyle kişileştiriliyor ve anlam ediliyordu. İlahların ilahlar karşısındaki isim öğrenme durumu ya da ön ittifak aitlerinin ilahlar karşısındaki adları öğrenme, öğretme durumu da; Âdem’in Mamon karşısındaki öğrenme -öğretme durumuna dönüşüyordu.

Yani ön ittifakın ayrı ayrı gruplarından olma sentez ürünü meleziler; ön ittifakın içindeki ayrı ayrı grup dili olan totem meslekli dillerini tek tek öğrenmesi de Âdem’in her şeyi öğrenmesi oluyordu.

Totem mesleklerinin her biri, kişinin her bir ihtiyacının karşılanması olmakla ihtiyaç nesneleri, kişi ve grubu tarafından söylemesi, öğrenilmesi, iletime olması gereken sözcüklerdi. Bu kabilden dil öğrenme süreci olabildiğince en az dış dünya ilkesini içe alma sürecine de uygundu. Yeri gelmişken söyleyeyim; “şu kadar isime, şu kadar karşılıkla beyin sel kapasite mantığı” en az dış dünya ilkesine de uymaz.

Köleci sistem kendi öncesinin ön ittifaklı müktesebatını, işin ve zamanın gereği sembolik dille çarpıtıp, kendisinin köleci dil olan sembol değerleriyle kodlayıp söylüyordu. Bu da çarpıtmayı oluşuyordu. İman edip susmanız oluyordu. Ya da çelişkileri ortaya koyan anlatımları siz, güncele göre yorumluyordunuz.

Ön ittifaktan aktarılan anlamıyla, İsis, Osiris´in hem karısı hem kız kardeşiydi! Bu aktarım köleci sistem başında cari olmakla herkesin anladığı bir anlamdı. Bu aktarımı feodal düzenin dili içinde anlamanız, feodal sosyal yapı anlayışına göre anlatmanız olanaksızdı.

Yine erken dönemin; totem dönemden, ön ittifakı döneme geçişi sırasında bir totem grubun diğer totem grupları hazmetmesi gerekişle ev ödevleri vardı. Bu şimdiki bizim AB topluluğuna girmek için Hristiyan kulübü vs. gibi kimi ön yargılı anlayışları aşmamız için 66 senedir AB müktesebatlarını ev ödevi yapmakla çalışmamıza çok benzer. Bu, bir grubun ön ittifak içine “geçiş dönemi hazırlığıydı”.

Alıştırma dönemleri içinde yapılanlardan biri buluşma yerleri içindeki melez kutsal doğumlardı. Bura gece karanlıkta ay doğmadan ilk cinsel temasın kiminle yapıldığı bilinmeyen temas alanıydı. Temaslar karşı gruplaydı. Temas yeri, kendi bölgelerinin kesim yeri olan alan içiydi. Hiçbir gruba ait kullanım alanı değildi.

Ara bölgeydi. Tampon bölgeydi. Yani sükûneti bir çeşit şimdiki mayınlı alan gibiydi. Temastan önce orası kolay kolay kimsenin bulunamayacağı kaçınılan münazalı ve av olacağınız tabu bölgeydi. Buralar bu ön temaslar nedenli kullanımlarıyla giderek ön ittifaklı kutsal kült merkezleri olacaktılar.

Temas etmenin kuralına göre kesim alanı, girişme alanı olup; orada olup bitene taraflarca zarar verilmezdi. Orada olan biten dokunulmazdı. Birbirlerine totem ürünleri hediye ettikleri, bir birlerine cinsel dokunum yaptıkları yer olmakla kutsal kabul edilen yerdi.
Hediye sunma ya da hediye kurban etme ile cinsel dokunumların tekrarları ile burası giderek tapınak olacaktı. Temaslar kutsaldı. Doğumlar kutsaldı. Doğumlar gruplara değil o kutsal yere (ittifakın tüzel oluşuna) aitti. Olup biteni hazmedecek geçiş kuralı böyle ortaya çıkıyordu. Kutsal yerdeki kutsal doğumlara iki tarafta hissi yakınlık duyuyorlardı.

Eski totem yasa temas etmenin kuralını “totem kardeşler” olma esasına bağlamıştı. Bu nedenle totemiler kardeşliği kendi grubu içinde yalıtma etmişti. Kardeş kavramı şimdiki gibi aynı doğuran ve aynı doğurtandan olma gibi bir anlayışla çalışmıyordu. Böyle bir süreç anlayışı da hiç yoktu. Çünkü bunun böyle işlemesi için bir neden, ortada yoktu. Kardeşlik cinsel ve seksüel dokunum şartıydı.

İşte karşı grupla dokunum yapmanız için bu dokunumları sindirebilmeniz için onlarla kardeş olmanız gerekiyordu. Bu kardeşliği de bu kesim alanlı kutsal yerlerde bulunmanın teması ile yapabilirdiniz. Bu durum da sizlerin (karşı ve zıt grupların) ilanen kardeş olmalarıydı. İşte İsis ve Osiriz böyle kardeştiler.

Buluşma yerleri bu temaslardan doğan kutsal doğumların (babası belli olmayan babasız doğumların) olduğu yerlerdi. Totem yasaya göre karşı grup sizin kardeşiniz olmadığına göre cinsel partneriniz de değildi. Böyle olunca o grupla kutsal yer teması içinde doğan çocuklar da teorik oluşla babasızdı.

Diğer yandan da kutsal yer buluşmalı ilahi yasaya göre de siz karşı totem grupla ilanen kardeş olmuştunuz. Kardeş sayılma mantığı anlayışı eski totem yasaya atıf olmakla, geri bağlanım yasasıdır. Bu nedenle karşı grup sizin temas edilebilir bir kardeşinizdi.

Böyle olunca da doğumlar sizin de sahipliğinizdi. Doğumlarda ortak kullanımdı. Paylaşılana kadar. Kutsal doğumlarda doğurtan belliydi karşı gruptu. Ama totem yasaya göre karşı grubun doğurtan olması mantığı totemi hafıza içinde yoktu ve kabul edilebilir değildi. Bu nedenle doğuranı sizin gruptansa; totem mantığa göre doğurtan bellisiz olmakla doğum babasız olup kutsal doğumdu.

Yine babasız doğumu, şimdinin diliyle anlayıp anlatmanız olanaksızdı. Hiç bir mucize yoktu. Mucizeye gerek te, yoktu. Her şey olağan sınırlarında oluyordu. Bizler kaz olanı, koz yapınca; kozdan da kaz olan anlamını bulamıyorduk. Haliyle zaman içinde, zamanın mantık diline göre korunup anlatılan kutsal aktarımları da; şimdiki sözlü literatür içinde yapılan çıkarımlardan tevil yapıp anlatacaksınız.

İnsan, gördüğü işle de tanımlanmamıştır. Yine insan; zekâsıyla da; uzaya gitmesiyle de, dindar olması ile de; mana düşüncesini ortaya koymasıyla da; merhametiyle ve erdemleriyle de vs. insan olmamıştı.

"İnsan alet kullanan hayvandır". “ insan soyutlama yapan hayvandır” türü söylemlerdeki anlatım insanla daha yaygınsalar da bu anlatımlar insanın insan geçmişte bek raunt olan tanımı değildir. Bu tür insan tanımları da doğru değildir. Bunlar insanın insan olmasından sonraki, kaplama tanımlardır.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Bayram Kaya üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

İlkÖnceki78910111213SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.