Giriş |  Kayıt
"Arkanı güneşe çevirme, gölgen önüne düşer."
TAGORE
 
 
 

Yazar ismi :  Canay Gümüşlü Safi (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Canay Gümüşlü Safi isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      EKIM MEKTUBU - 1  
Merhaba Emrah  Bey,            

                                                                                                                      27.10.11

Nasılsınız diye sorasım gelmiyor, çünkü o kadar çok şey birikti ki, basit bir "nasılsınız" fazlasıyla yapmacık olacak sanki... Yorgun ve sıkıntılı günlerde sık sık aklıma gelirdiniz. Ama özellikle şu son bir kaç gündür, sizi hatırlatan, isminizin geçtiği anlar çok oldu. Mesela son iki gündür, bizim kapıda bir C180 yatıyor, hem de siyah. Sonra, elime, size iki sene önce aldığım ama hediyeye pek değer veremediğinizi öğrendiğimde, vermeye çekindiğim paket geçti. Saklamışım :) Sonra, son bir haftadadır neredeyse her gün, sizi gördüm rüyamda, hep sıkıntılıydınız. Önümüzdeki günlerde de ilk karşılaşmamızın üçüncü yılı dolacak. Bu gün de tarih olarak benim ufaklığı kaybetmeden önceki en son muayenede kağıt üzerindeki tahmini doğum günü olunca, -yani güya bugün teoride anne olacağım gündüJ. Eh bir de Cumhuriyet Bayramı geldi,  kendime yapılan işgali yenmemi bayramla birleştirdimJ. Ben de bütün bu işaretleri aldım, dayanamayıp size yazmaya karar verdim. Ama bunu gönderip gönderemeyeceğimi bilmiyorum.

Ben nasılım? Kavgalar bitti mi? … Bitmez mi, böyle muhteşem bir eş ve anne babaya sahip olmam en büyük kazancımmış benim, bunu çok iyi anladım. Onların sayesinde, kendimi tekrar buluyorum işte,  bu arada iş kurma yolundayım. Şu an sahilde, tepemdeki akşam güneşi kadar aydınlık bir tebessüm var yüzümde. Üstelik yine size yazarken aylar aylar önce hissettiğim ılıklığı bulmaya çalışıyorum. Çevemdekilere sizi arattırdım, rahat durmadım anlayacağınız, ama sizin her ne durumda olursa olursanız olun, en fazla 40 km çapı içinde olduğunuzu bilmek beni hem hırslandırdı, hem azap verdi, hem de yanınızda olmadan da eski günlerimin tadını almamı sağladı. Bir nevi açık hava cezasıydı benimki. Bu arada, kitap işini ilerlettim, - hani sizin gözünüzde bir türlü harekete geçmemekle, ne istediğini bilmemekle eleştirilirdim ya – yazıyorum, yazdıkça rahatlıyorum. Bir kaç matbaa ile görüştüm, kafama uyarsa, bastıracağım. Çok isterdik değil mi ortak bir şeyler yazalım, kâh eğlence, kâh dram, kâh mesleki deneyimler… Siz de halâ maillerde yazıyorsunuz değil mi? İstediniz mi, çok güzel olurdu yazılarınız…

Israrlıyım, sormayacağım nasılsınız diye, çünkü sıkıntılarınızı yazmanız sizi daha da üzer belki. Beni de... Ama merak ediyorum sizi, bazı şeylere özlem kadar da merak doluyum. Mesela Ayfer Teyze nasıl? Hastalık umarım temizlenmiştir. Akif Amca halâ folklor ile ilgileniyor mu? Serhat Bey’in işleri nasıl, yoluna girdi mi?  Tarık paşa neler yapıyor? 6. sınıfa da eminim alışmıştır hemen. Ve umarım ki Ceyda Hanım için de her şey yolundadır. Bir dargın, bir barışık arkadaşınız İsmail Bey ile durumunuzda bir değişiklik var mı? Daha çok merak ve sizi dinleme isteği oluyor bazen. Ama ne olursa olsun, mutluluklarınızın daim olmasını dilerim. Sizin ve sevdikleriniz için hiç bir zaman kötüyü isteyemedim, kötü diyemedim, dilim sustu, içim doldu taştı ama diyemedim, düşünemedim hiç bir kötü temenni.  Hatta bir gün, bana iyice bilendiğiniz bir an Bahar´ın üzerine, şimdi hatırlayamadığım bir şeyi doğrulamak için yemin ettiğinizde benim canım ne çok yanmıştı! 

Neler de hatırlıyorum değil mi, paylaşımlardan? Bunlar hiçbir şey değil, aklıma gelen başka anlardan birkaçını yazayım da, sizi de geçmişe götürelim. Bir Ankara dönüşünde akan gözyaşları; aynı günün sabahında radara girdiğimiz anlar; Taksimdeki senaristlik hevesi ve sonrası, “Otobandaki Kurtköy Kavşağı levhası”(size olan borcum aklımda); sonra Eskihisar-Topçular arasındaki Martı Jonathan; “Hadi bakalım Nisa, bir feribot ne kadar sürede boşalıyor?" sorusu; Benzinlikte çantamı unutuşum ve sizin atraksiyonlu geri dönüşünüz ardından yaşadığım utanç; bir gün gelip yanıma, sırf içinizden geldiği için bana sarıldığınız; karlı bir gün az kalsın yollar kapanana kadar konuşmaya dalıp peş peşe 30 cm kar içinde çıkışımız; Bursa’da ardı ardına girdiğimiz araba mağazaları; ve sizin her arabanın şoför koltuğuna büyük bir çocuksu heves ve heyecanla oturuşunuz; bir Cuma günü Bursa’dan Balıkesir’e plansız geçişiniz; ve beni Bursa terminaline bırakırkenki biraz sorumlu ve biraz minnettar haliniz; çantama sıkıştırdığınız para (ki sonra parayı teslim etmiştim.); ardından evime ulaşıp ulaşmadığımı kontrol için aramanız; Brüksel´deki sunum için sabahın 4´üne kadar bir nefeste geçen, yorgunluğunu hissetmediğim o beyin fırtınaları ve provalar; oturduğunuz sitenizin kafetaryasında gösterdiğiniz yeni almış olduğunuz senaristlik ile ilgili kitap; Lise yıllarınızın kalıntısı Moda’daki Bomonti çay bahçesine gidişimiz ve masadaki üşüyüşünüz, ve ardından arabadan ceketinizi aldığım; Etiler sırtlarındaki motor tamirhanesi; Düzce dönüşünde sizi, ayazın ortasında, Şekerpınar gişelerinin yanı başında yola bıraktığım; ve siz git dediğiniz için ama üşümenize dayanamadığımdan isteksiz bir şekilde ayrılışım; Kocaeli Körfez gişelerinde akşamın karanlığında sizi bekleyişim ve önümde ben geldim dercesine yaptığınız ani spin; ardından Öğretmenevinde ısmarladığınız patates kızartması ve diğer birkaç tat; sonra oradan da gergin ayrılışımız; ardından da bir benzinlikte eşimin arabasına beni bıraktığınız anlar; etraftaki kamyoncular ve esprili bir ayrılış,; Bir Gölcük dönüşü bana sorduğunuz “Sen yapmadığın şeyleri yapıyormuş gibi söyler misin?" sorusu; sonrasında benim sarf ettiğim “kırkımda siz gibi olmak istemiyorum" cümlesi; bir başka gün Dilovası yokuşunda, günün gerginliğinde, bana kızmanıza karşılık, 160-170 km hızınızda emniyet kemerini çözmem ve sizin ben kemeri takana kadar hızınızı oldukça düşürmeniz; o gerginlikte bile konuşmadan yaptığımız ritmik diyalog; bana “iyi ki varsın” deyişleriniz; cüzdanınızı, cep telefonunuzu, araba anahtarlarınızı bana teslim edişleriniz; yine İzmit dönüşünde, siyah bir cip ile mücadeleniz, ve önünde yaptığınız ani fren, ve tabii ki benim içgüdüsel tepkim; bağlantı yolunda tamamen zevkten yaptığınız zikzaklar, ardından gelen "çok mu korktun?" sorusuJ; yılbaşı akşamında karşılıklı yudumlanan rakı; bir Adapazarı dönüşünde, beni hem ağlatıp hem de aldığınız çikolata, (halâ duruyor.); taşınırken gelip bizi ziyaret edişiniz; yine sizden gelen ansızın Ankara’ya gitme isteği, ve beni almak için kapımın önüne tozu toprağa katarak yanaşan gri metalik araba; yolda aldığınız leblebi… Peki ya Bostancı sahilindeki çingeneyi hatırlıyor musunuz, el falıma bakmıştı. “Yanındaki adamdan zarar gelmez sana” demişti. İyi bir falcı değilmiş değil mi? J Birbirimizin varlığını bilmeden, aynı zamanda aynı yerlerde oluşlarımız (Anadolu Kavağı, vb.); Gemlik Serbest bölge yolunda konuşmaya dalıp yolları kaçırdıklarımız; beni her fırsatta kendi arkadaşlarınızla tanıştırma isteğiniz, bundan duyduğum memnuniyet; siz üzgünken üzüldüklerim, çocuksu mutluluklarınızdaki sevinç, komiklikleriniz, komikliklerimiz; benim eski patronum, sizin okul arkadaşınız ile buluştuğumuz öğle yemeği; O çiftlik restoranta yemeğe kaçışlarımızda, dalından koparıp bana verdiğiniz birkaç erik, (hala saklıyordum, bilmiyorum ne olduJ); benim cep bilgisayarı için zaman senkronizasyonunun nasıl yapılacağını taa Tekirdağ´dan beni arayıp adım adım anlatışınız; "seninle buralardan uzaklaşmayı seviyorum, iyi geliyor" dediğiniz anlar; Bursa’ya bir gün düz vites bir arabayla gittiğimizde “Nisa, biri vitesi benim yerime geçirecekmiş gibi geliyor” deyip beni güldürmeniz; hatırlar mısınız, ben de, bir gün diğer arabanın ciğerlerini açmıştımJ, sizinle otobanda yarışacağım derken ve beraber servise götürmüştük onu, yaşadığım utanç; Eskişehir-Bursa arasında aldığımız meyveler, ve vites koluna astığınız meyve torbasıJ ; en son yeni alınan lüks aracınızla önlü arka giderken beni arayıp “Sanki ben, benim önümde gidiyorum gibi geldi" diyerek camdan cama ve wireless kulaklığınıza takılan gülüşleriniz,….

 

İnsan kötü oluyor değil mi? Biraz oluyor… Ama inatla bir gülümseme de belirebilseydi keşke yüzünüzde.
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Canay Gümüşlü Safi üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

İlkÖnceki12345SonrakiSon

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  erhan
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.