Giriş |  Kayıt
"İş bizden iki fenalığı uzaklaştırır: Can sıkıntısı, kötülük."
VOLTAIRE
 
 
 

Yazar ismi :  Eyyüp Yıldırmış (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Eyyüp Yıldırmış isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      İsmail’in Erken Ölümü  
Her ölüm biraz vakitsiz ve erkendir
Bu işte bir tuhaflık var biliyorum. İsmail ölmüş dedikleri zaman içim bir hoş oldu. Sevindim mi üzüldüm mü bilemedim birden. Size samimiyetle itiraf etmeliyim ki; uzun zaman değil birkaç ay önce bu haberi alsam belki de ( dikkat edin belki diyorum) sevinirdim. Ben ön yargılıları ağır basan bir insanım. Bu durum çoğu zaman ikili ilişkilerimde sorunlar yaratsa da bir türlü vaz geçemediğim bir gerçek.
O zamanlar şehrin merkezi sayılacak bir semtteki apartmanda oturuyordum. Kiracıydım. Kiracısı olduğum dairem binanın son katındaydı. Altı katlı bir binanın son katına inip çıktığınızı düşünün. Eminim dizlerinizin bağının çözüldüğünü hissetmişsinizdir. Neyse konu bu değil. Bina girişi bir pasaja açılıyordu. Pasaj deyince aman aman bir şey olduğu kanısına kapılmayan hemen. Yola açılan ya da yoldan girilen ana kapıyı gündüz aydınlatan gün ışığını, gece aynı işlevi gören sokak aydınlatmasını saymazsanız karanlık, rutubetli köhne bir yerdi burası. Sahiplerinin bir araya gelip anlaşamamaları yüzünden devamlı ertelenmekten tamir edilemeyen su gider borularının şıpırtılarına kedi miyavlamalarının eşlik ettiği bir pasaj. Burada oturduğum kısa süre boyunca böyle bir yere yine (böyle bir) pasaj neden yapılır. Yaptınız diyelim bu dükkânları bu haliyle hangi aklı kıt, izanı olmayan birileri kiralayacakta para alacağım diye bekleyip dururlar hep merak etmişimdir.
İşte bizim binanın girişinin hemen sağ bitişiğinde küçük bir dükkân bulunurdu o zamanlar. Karanlık olduğu için içini görmekte zorlandığınız bir dükkândı burası. İyi anımsıyorum serin bir sonbahar akşamı çılız bir ışık takıldı gözüme. Dükkânın kirli camları da temizlenmişti. Eski bir masa yine aynı eskilikte birkaç sandalye. Duvarın dibinde bir elektrik sobası(hava epey serin olmaya başlamıştı). Prizlerden birinde bir fiş, fişin ucunda radyo. (Radyoda hep eski şarkılar dinlediğini anımsıyorum). Bu durum epey akşam devam etti. Yüzünü epey sonra gördüm: Bir akşam erken dönmem icap etmişti. Baktım dükkânın kapısı açık. Radyonun sesini her zamankinden daha fazla ve çalan şarkıya eşlik eden kötü sesi işitmesem kapının iki parmak açık olduğunun farkına yine varmazdım her halde. Ha birde şunu atlamadan söylemem gerek, kapının arasından sızan sigara ve bira kokusu olmasaydı merak edip başımı uzatıp hal hatır sormazdım bile.
-İyi akşamlar dedi birden karanlıktan bir ses. Bu onunla ilk karşılaşmamız olmuştu. Bende iyi akşamlar diye yanıtladım.
-Buyurmazmısın diye devam etti. Buyurayım ama nereye der gibi baktığımı anlamış olmalı ki, kendi oturduğu daha önce ya görmediğim veya dikkatimden kaçan sedire buyur etti beni. Dediğini yaptım. O kalktı camın perdesini kapattı (perdeyi de yeni fark ettiğimi itiraf etmeliyim). Birden şarkının sustuğunu fark ettim. Perdeyi çekmesi bitince ‘ dur dedi plağın arkasını çevireyim’. Taş plak tabir edilen (üzerinde gramofon hunisinden sahibinin sesini dinleyen bir köpek resmi bulunan) plağın arka yüzünü pikaba yerleştirirken ellerinin titreyişi hala aklımdadır (ellerinin titreyişine o zaman bir mana verememiştim). Eski plak, iğnesi ile buluşunca aynı eskilikte (eski ama hala da sevilen) bir şarkıya yeniden can verdi birden. Epey oturdum o akşam. Konuşmayı sevmeyen ben(buda ön yargılı olmam gibi sevmediğim bir huyumdur), bir yandan plak dinleyip öte yandan iki şişe birayı devirdiğimi başım hafif dumanlanıp, kelimeler ağzım ile damağımın arasa yapışıp dışarı çıkmamakta ısrarlı olunca anladım. Kimileri birayı içkiden bile saymaz ama beni bir tuhaf etkiler meret.
-Aman sesimiz dışarı gitmesin, kimseyi rahatsız etmeyelim dedi ( şu ana dek adını bile bilmiyorum). Bunu söyleyip kapıya seğirtmesi bir oluyor. (dikkat edin adını hala bilmiyorum) Acele ile kapıya yönelirken masadaki bir dosyaya çarpıyor. Çarpması ile yere saçılan dosyadan eski gazete kupürleri ilişiyor gözüme. Solmuş kâğıtlarda genç bir adamın fotoğrafı yanında ağaç oyma sanatının son ustası’İsmail…’ Resimdeki benim diyor yaşlı adam, adım da İsmail. Ben bir ağaç oyma ustasıydım bir zamanlar. Hem de en iyilerinden bir ustaydım. İçki yüzünden ellerim beni dinlememeye başlayınca, önce ustalığımı yitirdim sonra her şeyimi(ellerinin neden titrediğini şimdi anlamıştım). Uzun uzun dertleştik o akşam. İçkiyi bırakamamıştı ama kendince azaltmıştı(bana ağır gelen bir şişe biraya o banamısın bile demiyordu). Yüksek sesle ama kimseyi rahatsız etmeden(bunu nasıl başarıyordu hala anlamış değilim) dinlediği şarkıları. İçip içip ama sarhoş olmayışı(olsa bile, cıvıtmadan, sapıtmadan olmayı başarması) benim için hep nasıl becerdiğini çözemediğim birer giz olmayı devam ettiriyor.
Bir özürlü kardeşi, yaşlı bir annesi olduğunu daha sonra öğreniyorum.
Oturduğum dairenin sahibi ile kirada anlaşmazlığa düşünce taşınmak zorunda kalıyorum. İsmail’in dükkâna taşınmasından kısa bir süre sonraya dek geliyor benim de oradan taşınmam.
Rahatsız olan annesine bakacak kimse olmadığı için annesin yanında olduğu günlerden birinde iki parça eşyamı bir kamyonete sığdırıp taşınıyorum pasaj girişli apartmandaki son kattan. Ama pek uzağa taşınmıyorum. Bir üst sokakta tuttuğum evime yerleşiyorum.
Akşam gezmelerini pek sevmem ama o gün dışarıdaydım. Karşıda caddenin tam karşısında çeşmenin yanındaki kahvehanenin önünde otururken gördüm İsmail’i. Oda beni görmüş olacak ki yüzünde bir tebessüm başını eğiyor yavaşça. Karşılık veriyorum selamına. Saygılı bir insandır. Büyük küçük demez herkese nezaket ve saygı ile yaklaşır. Yaklaşır diyorum ağız alışkanlığı yaklaşırdı. Bir defasında mahallenin küçük çocuklarıyla top oynadığını görüp adama bak yaşına başına aldırmadan çocuklarla top oynuyor demiştim(ön yargılı olduğumu daha önce söylemiştim sanırım). O son görüşümmüş İsmail’i. Dediklerine göre ben eve girdikten az sonra(neden yanına gidip oturmadım, belki bir yardımım dokunurdu diye çok pişman oldum) ani bir kalp spazmı alıp götürmüş İsmail’i. Şimdi düşünüyorum da; tanıyalı kısa bir süre olmuş olsa da ya da hiç tanımamış olsaydım bile onun ölmüş olmasına sevineceğimi sanmıyorum. Evet, bu işte hiçbir tuhaflık yoktu. Hele işin ucunda İsmail varsa her şey daha da normal görünürdü.
Şehre akşam iniyordu hem de her zamankinden evvel. Artık başka bir semte taşınsam diyorum. Başka bir kente belki. İsmail’i düşünüyorum birden, kendi geleceğimi. Benim ne bir annem nede kardeşim var.
Ah! İsmail, her ölüm erkendir ama seninki daha erken bir ölüm oldu diyorum kendi kendime.



 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Eyyüp Yıldırmış üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.