Giriş |  Kayıt
"Namuslu birisini aldatmak kadar kolay bir şey yoktur."
LA FONTAİNE
 
 
 

Yazar ismi :  Göksel Pulat (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Göksel Pulat isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Mazi  

MAZİ
Yazamıyordu. Ne yaptıysa da yazamıyordu. Sanki dün gelen ilham melekleri bugün yanında yok gibiydi. Evet, artık gibiside kalmamış, yoklardı. Buna kesin karar kıldı. Dün yazdığını tekrar eline aldı yazar. Okumaya başladı dün yazdıklarını.
Romana şöyle başlamıştı :
Kapının zili çalmıştı hergün olduğu gibi. Dakikası dakikasını geçmezdi bu evde her şeyin. Özellikle akşam saati babanın iş dönüşünde. Saat tam yediyi vurduğunda baba işten eve gelir, yarım saat sonra kurulacak sofra için beklerdi. Yine saat yedi olmuştu. Kapının zili çaldı:
- Anne! Babam geldi.
- Aç kapıyı bakalım bu sefer ne getirmiş sana, dedi annesi oğlanın. Oğlan evin tek çocuğuydu. Bir bakıma şanslı bir bakıma bedbahttı. Oynayacak kardeşi yoktu. Yaşı daha yeni altıya girmişti. Yinede evin tek neşesiydi. Anne ise eczacıydı, iyi bir işi vardı. Zekası onu bu hayata sürüklemiş ve mutluluk vermişti. Babası ise bir şirkette müdürdü. Patronun sağ kolu diyebileceği güvendiği tek elemandı.
Çocuk kapıyı açtı. Babası her zaman olduğu gibi elinde torbalarla içeri girdi. Varlıklı bir aileydi bunlar. İşlerinden gelen kazançlardan birde hanımın babasından kalan mirasta eklenince çok lüks bir yaşam tarzı oluşturmuşlardı. Bu ailenin tek iyi huyu zenginlikleriyle böbürlenmemeleriydi. Çocuk her istediğini alabiliyordu.
- Baba bana ne getirdin, hadi söyle hadi ?
- Imm tahmin et bakalım ne getirdim, dedi baba. Oğlan merakını giderme çabasına girdi:
- Şey, hani dün getirdiğin çikolatalar var ya onlar mı babacığım?
- Evet, aferin sana. Al bakalım, annenle de paylaş olur mu?
- Peki babacığım, diyerekten aldığı gibi çikolatları odasına doğru koştu. O sırada bir ses duyuldu:
- Yemek yemeden sakın o çikolataları yeme ! dedi annesi... Burada okumayı bırakmıştı. Çünkü devamı yoktu. Gelmiyordu. Gelemiyordu. Sanki aralarında bir duvar varmış gibiydi de romanın devamı gelmiyordu. Konusu zenginlik ve fakirlikti. Bir ailede yetişen zengin ve fakir çocukları işleyecekti. Düşündü devamını getirmek için romanın. Olmuyordu. Ayağa kalktı. Loş olan odada tur attı. Tekrar masa başına oturdu. Yarım saat boyunca gözü sonu ´annesi´ diye biten ama devamını bekleyen romandaydı. Bir anlık ilham olabilir miydi, hayır hayır bu imkansız gibi bir şeydi. Ama Allah katında imkansız diye bir şey olmayacağını pekâlâ biliyordu. Ayağa kalktı, masanın yanında bulunan sandalyesinin üstünde duran montu alıp, giydi. Evden çıkmaya hazırdı. Çıkarken son kez bakmak istedi kâğıtlarına geri gelmeden eve. Belki bir son dakika ilhamı konabilirdi aklına. Fakat olmadı, yine gelmemişti ilhamlar. Merdivenleri inip önce sokağa daldı. Sonra caddeye çıktı. Vakit akşamdı. Bulunduğu yer akşamları rengarenk olurdu. Cadde boyunca yanan ışıklar, insan dolusu yollar vesaire. Ağır adımlarla yürüyordu çünkü varacak bir hedefi yoktu. Ellerini montunun cebine sokmuş vaziyette sağdan soldan gelen giden insanlara bakıyor, analiz ediyordu. İlerde kızıyla oynayan bir çift vardı. Eğlene eğlene geliyorlardı. Çocuk hikayesinde bahsettiği gibiydi. Tek farkı cinsiyetiydi. Annesi ve babası da hikayedeki karakterleri andırıyorlardı. Üzerlerindeki giysiler, konuşma tarzları hepsi zengin tiplemeleri aktarıyordu. İşte bu yaşamdı. Durun bir dakika, yaşam zenginlerden ibaret değildi. Fakirlik olmadan zenginliğin ne kıymeti kalabilirdi ki. Hemen gözü fakir birilerini aradı. Ama kimsecikler ortada yoktu. Sanki herkes bugün zengindi. Bulmak istediğin şeyler aramadığın zamanlarda çıkar ya, işte bu yüzden bulamıyordu fakir diye nitelendirilen dünya malından yoksun kişileri. Bu sefer adımları hızlanmıştı. Hemen fakir birilerini görmek zorundaydı. Analiz etmeliydi. Sonra hızla artan adımları birden durdu. Kalabalık içerinde öylece duruyordu. Gelen ve giden birkaç kişi ona çarpmadan edemiyordu. Hayatta yapayalnızdı. Annesi ve babasını kaybedeli oluyordu bir üç yıl. O zamanlarda durumları iyiydi fakat aklına daha eski bir tarih gelmişti. Çocuktu. Ufacıktı. Babası seyyar satıcılık yapıyordu. Gelen üç beş kuruşun birkaç kuruşu zaten oturdukları evin kirasına gidiyordu. Geriye kalanlar ise ay sonunu zar zor getirtiriyordu. Bir keresinde mahallelerine dondurmacı gelmişti. Haftada bir geliyordu. O yüzden değeri yüksekti. Babası o gün hastaydı, çalışamıyordu. Annesiyle beraber babasına ilaç almak için evden çıktıklarını hatırladı genç yazar. Dondurmacının önünden geçtiler. Dondurmacının etrafı çocuklarla sarılıydı. Sezonun son dondurması diye olduğu fiyattan daha cüzi bir fiyata satılıyordu. Yazar yerinde donakaldığını hatırladı tıpkı şimdi de cadde de olduğu gibi. Çünkü o zaman ki dondurmacının olduğu sokak, şimdi işlek ve zenginlerin olduğu sokaktı. Annesi yazarın ne istediğini pekâlâ anlamıştı. İçin için baktı evladına. Fakat nasıl alabilirdi. Eğer alsaydılar ilaç parası eksik çıkacaktı. O zaman ilaçları kim karşılayacaktı ki. Hem bu ilaçlar için akşam yiyecekleri yemekten de feragat etmiş olmamışlar mıydı? Annesi çocuğuna istemsizce bir şekilde hadi gidelim evladım demekten başka çare bulamamıştı. Tam başlarını eğip gidecekleri vakit arkadan bir ses duyuldu. Döndüklerinde seslenen dondurmacıydı. Elinde düşürmemeye çalıştığı bir dondurmayla koşar adım yanlarına geldi.
-Ablacım kusura kalma ve yanlış anlama. Al şunu, çocuğun canı çekmiştir.
- Yok ağabey, dedi kadın içi giderekten. Çocuğun gözleri masum masum bakıyordu annesinin ağzından çıkacak laflara. Biz daha yeni yedik, dedi annesi. Çocuk boynunu tekrar bükmüştü.
- Olur mu ablacım al sen şunu, diye eline sıkıştırdı dondurmayı çocuğun. İnat etme, halden anlarız biz çok şükür.
- Sağol ağabey, Allah razı olsun dedi annesi minnettarlıkla. Ne demek ablacım, Allah senden razı gelsin, dedi şivesinden akan kelimelerle. Çocuk büyük bir zafer kazanmış gibi yiyordu dondurmayı. Anneside mutluydu. Hem ilaçları alabilecekti hemde çocuk mutlu olmuştu. Bir anne daha ne isteyebilirdi ki. Belki paraları yoktu ama evlerinde kimselerde zor bulunan saadet vardı. Hayat vardı. Kavga, gürültü vesaire yoktu.
Yazarın gözlerinden birkaç damla yaş akmıştı. Ailesini özlemişti. Eğer buraya gelmeseydi belkide mazisini unutmazdı. Hatta neredeyse buraya geldiği için nereden geldiğini unutacaktı. Zenginlerin içinde kala kala zenginleri kaleme alması onu herkes yapardı. Fakirleri kaleme alması onu özel yapardı. Burada olduğu için bunu anladı. Geçde olsa anladı. Tam o sırada bir ağlama sesiyle irkildi. Silkelendi ve kendine geldi. Ses ağlayan bir çocuğa ait gibiydi. Tam kestiremedi. Hemen kalabalıklar arasından hızlı hızlı geçerek sesin geldiği yere doğru gitti. Orada duran bir kadın ve yedi yaşlarında bir oğlan vardı. Bu ikisi hikayelerindeki karakterlerden tek bir farkla aynıydı. Karakterleri kendi gibi zengin ama bunlar fakirdi. Çünkü üstleri yırtılmış vaziyetteydi. Dilenmiyorlardı hayır, sadece başlarında yuva olmadığı için öylece bir kenara oturmuş eski püskü bir kabana sarılmış oturuyorlardı. Çocuğun ağlamasına gelince, çocuk açlıktan ağlıyormuş. Yanlarına geldiğince ´Anne çok acım, hadi çöpe gidelim belki artık vardır´ demesi bunun en büyük kanıtıydı. İçi yandı yazarın. Artık halden anlıyordu çünkü o da bu halden çıkmıştı.
Önce cüzdanına baktı. Bir sürü kâğıt para vardı. Ama yeter miydi bilmiyordu. Yazarlıktan kazandığı birkaç kuruşu vardı. Tek kişi olduğu için bu para kendisine yetiyordu ve artıyordu. Parasınıda düzenli kullanmayı başarınca varlıklı bir hâl alıp kendi mazisini unutturan cennet gibi gözüken bu cehenneme düşmüştü. Neden mi cehennem, çünkü cennette bırak çocuğu hiç kimse ağlamazdı. İnançları bunu öğretmişti. Burada çocuk ağlıyordu, anne kendisine dayanıyordu ama çocuğunun haline dayanamıyordu. O yüzden şu ana kadar burada yaşadığı tüm o maziyi tek kalemde sildi. Aklında bu caddeyle ilgili ne kadar olumlu ve ılımlı düşünceleri varsa hepsi birden tersine döndü. Çünkü burası insanların yapmacık olduğu, konu komşusunu unuttuğu hatta buraya gelenlerinde bu alışkanlıkların yüzünden bunları unutturduğu, yardımın ve iyiliğin hor görüldüğü bir yer haline gelmişti. Maymun gözünü açmıştı. Her şeyin farkına vardı yazar. Önce yanlarına yaklaştı. Kadın onu farkedemedi. Zaten kendisi de varlığını hissettirecek kadar yakınlaşmamıştı. Sonra gerisin geri giderek koşar adımlarla caddenin karşısına geçti. Hemen tam ekmek olacak vaziyette iki tane ekmek arası aldı. Yanlarına içebilecek en güzel içeceği yerleştirip paket yaptı. Tekrardan koşar adımlarla ağlayan çocuğun ve ağlamasına dayanamayan annenin yanına geldi. Bu sefer varlığını hissettirmek gayesindeydi. Önce çocuk farketti. Ağlaması akıtacak gözyaşları kalmadığı için kesilmişti. Annede içlenmişti. Sonra çocuk sustu. Annesine bu adam kim diye sordu. Annesi yazara;
- Buyurun? diye sordu. Yazar gecikmemişti. Onları kırmadan, utandırmadan, ezmeden bu paketi vermeliydi.
- Şey, rahatsız ettim yanlış anlamayın, o sırada çocuğun gözü büyük bir iştahla paketteydi. Tanıyordu bu yemek paketini fakat annesinin her şeye rağmen öğrettiyi terbiyeyle dilencilik edip istemedi. Sustu ve bekledi. Çocuğun bakışlarını farkeden yazar konuşamasına devam etti:
- Bende halden anlarım çünkü bizde zamanında sizden farksızdık. Yinede şükür ettik ve ben şimdi buradayım, dedi. Her ne kadar mazimi unutsamda, dedi kısık bir sesle. Kadın dinlemeye devam ediyordu. Uzaktan bakınca dilenecek gibi bir hali yoktu. Adamda bunun farkındaydı o yüzden bu konuşmasını yapıyordu. Hâlbuki kadın ve çocuğu dilenseydi paketi verir giderdi. Devam etti yazar;
- Lütfen bu paketimi kabul edin, içinde yiyecek birkaç şey var.
Kadın önce adama baktı, sonra eliyle uzattığı pakete. Teşekkür etti kadın adamın bu iyiliği için. Adamın gitmesini bekledi yemeği yemek ve oğlunun karnını bu gecelikte olsa doyurmak için. Hatta bu gecede dayanır, kendi payını yarına saklar, oğlunun karnını yarında doyurma ihtimalini düşündü. O sırada yazarın aklına birkaç fikir geldi. Durun, dedi yazar. Hemen geliyorum, diye ekledi. Kadın şaşkındı, oğlu açtı. Adamın gitmesiyle hemen yemeğe başladı oğlu. O sırada yazar en yakın atm şubesine giderek hesabında ufak miktar hariç bütün hesabını çekti. Sonra birkaç telefon edip koşar adımlarla kadın ve oğulun yanına geldi. Tam o sırada çocuk ´Anne doymadım diğerinide ver hadi´ demesini işitti. ´Hayır oğlum, yarına saklayacağım. Yarın ne yapacağız peki´ diyerekte ekledi. O ara yazarın geldiğini farkedememişti kadın. Yazar muhabbete atıldı.
-Yarını düşünmenize gerek yok hanımefendi. Artık yarın diye bir kaygınız olmayacak.
Kadın şaşkın şaşkın bakıyordu yazara. Kimdi bu, neyin nesiydi ki bize yardım ediyordu. Kendi kendine yanıt aradı. O da bizim gibiymiş ya, diyerekten avuttu kendini. Lütfen gelin benimle, dedi yazar. Sözlerinde güven vardı ama kadın kadınlığından dolayı tereddütlüydü. Bir ikna sözüyle gitmek zorunda kaldılar. Önce bir eve vardılar. Zamanın en modern gecekondusu. İçinde eşyalar döşenmiş vaziyetteydi. Buyurun dedi yazar, bu ev artık size ait. Şu kartıda alın, burada eve iş getirecek firmanın adı yazıyor. Artık kendi ayaklarınızın üstünde durabilirsiniz değil mi, çalışabilirsiniz değil mi , diye yanıt beklercesine sorusunu sordu kadına. Kadın şaşkınlıktan dilini yutacak gibiydi. Her şey bir anda nasıl gelişti ? Bu ev, bu iyilik... Allah´ım sonunda yüzümüze güldün, diye içinden geçirdi. Alın bu parayıda toparlanana kadar idare eder sizi, dedi yazar. Kadın bunca şeye rağmen tek bir soru sordu: ´Ama neden? Neden bu iyiliği yapıyorsunuz bana? Sokakta benim gibi evsizler varken neden ben?´ Kadının ´neden´ sorusuna adamın tek cevabı vardı: ´Çünkü bende sizdendim, oğlunuzda büyüdüğünde ben gibi olmasını istemedim. Ben benliğimi unutarak hayat yaşadığımı zannettim fakat sizi görünce benliğimi orada bıraktığımı farkettim.´
Yazar hesabındaki parayı bitirmişti. Yardımsever arkadaşlarından rica edip onlara bu evi çözmüşlerdi. Şimdi yazar mutluydu. Tek kaynağı şimdiki yazacağı roman olacaktı ki hâlâ bitiremişti. Evine geldi. İçi huzur kaplıydı. Masasının başına geçti ve tekrar yazmaya başladı. Zengini silmemişti, üstüne fakiride ekleyerek anlamlandırmıştı. Fakir bir aileyi. Fakir bir kadını ve ağlayan küçük çocuğunu. Hesabını yapmıştı. Zengini rezil rüsvay ederek hırsını alacak ve fakiri kahraman yapacaktı.
O geceden sonra aradan iki hafta geçmişti. Yazar romanına son noktayı şöyle koyuyordu: ´Ve Mert mazisinden gelen fakirlik tecrübesiyle bu durumdan kalkmış ve yere düşmemişti. Biliyordu ki düşenin dostu yoktu. Sevgilisi Tuğçe olaydan sonra Mert´in büyük bir sınavdan geçip kazandığını görünce inatla hayır dediği evliliğe evet demeyi başarmıştı.´
Uzunca baktı romanına. Tekrar okudu, hata aradı, düzeltmeler yaptı. Kilerinde de yiyecek pek bir şeyi kalmamıştı. Yinede açlığı tekrar hatırlaması onu eskiye döndürüyordu. Bu iyi bir şeydi. Anası ve babasını yâd ediyordu bu sayede. Elinde ev ve araba vardı. Bu konuda rahattı. Romanı yetiştirmek için topu topuna yarım saati vardı. Tam hazırlanıp yola koyulacağı vakit deliler gibi kapı zili çaldı. Mehmet Bey oğlum, oğlumun ateşi çok var, çok korkuyorum. Ne olur arabayla hastaneye gidelim.
Yazar, büyük çabalarla ve türlü olaylarla noktalandırdığı bu roman için tek şansı olduğunu biliyordu. Önce elindeki kâğıt parçalarına baktı, sonra ağlayan kadına. Kâğıtları bir kenara fırlatarak kadınla alelacele hemen çocuğu hastaneye götürdüler. Yazar eski masalına dönerek kendine çok iyi bir roman çıkarmış olmuş oldu böylece...
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Göksel Pulat üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.