Giriş |  Kayıt
"Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden çok daha iyidir."
PETER MARSHALL
 
 
 

Yazar ismi :  Murat Ölmez (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Murat Ölmez isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      ÖLÜMÜN SOĞUK YÜZÜ  
Ölümün soğuk yüzü

Fikret, Cevdet, Dursun ve ben Cemal aynı mahallede oturuyor aynı lisede okuyorduk. Dört arkadaş kardeşten öteydik. Her zaman her yerde hep beraberdik. Dört arkadaş yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi. Hiçbirimizin okumakta gözü yoktu. Hepimiz dersleri boşlamış zoraki bir şekilde gidip geliyorduk okula. Pazartesi ila Cuma arası bizim için tam bir eziyet oluyordu. Ama cuma günü evler zilinin çalmasıyla martı gibi kanat çırpıyorduk özgürlüğe. Dört arkadaş her cuma Burnaz Plajında bulunan balıkçı çadırına gider, iki gece orda kalır, geceleri olta atar tutuğumuz balıkları satardık. Kazandığımız üç beş kuruşla da ailemize destek olurduk. Hepimiz düşük gelirli ailelerin çocuklarıydık. Şamataya ayıracak vaktimiz yoktu. Ailelerimizin geçinmek için ne kadar zorlandığının bilincindeydik. Diğer arkadaşlarımız gibi kahveye, bilardoya gitmezdik. Hepimizin ortak zevkiydi balık tutmak. Bu sayede hem para kazanıyorduk hem de kötü alışkanlıklar edinmiyorduk. Nihayet Cuma gelip çatmıştı. Dersimiz matematikti. Hiçbirimiz matematikten anlamazdık. Öğretmenimiz Çelebi Hoca dersi bitirmiş futbol muhabbeti yapıyordu. Arkadaşlarımla ayrıldığımız tek nokta da futbol konusuydu. Ben koyu Galatasaray taraftarıydım, Fikret Beşiktaşlı, Cevdet Fenerli, Dursun adından da anlaşıldığı gibi Trabzonsporluydu. Hafta sonları beraberce balığa çıktığımız için pek maçları seyretme imkanı bulamıyorduk ama teknemizde radyomuz vardı. Cuma gecesinden Pazar gecesine kadar maçları radyodan dinliyor kim yenilirse onunla dalga geçiyorduk. Bu konu dışında hiçbir zaman tartışmazdık. Dördümüzde birbirimize benzerdik. Kerim dayı ve diğer balıkçı arkadaşlar bizi öz kardeş sanırlardı. Biz de bozuntuya vermezdik. Aynı anne ve babadan değildik ama öz kardeşten öteydik. Nihayet evler zili çalmış bayrak töreni için alana toplanmıştık. Müdür yardımcısı Faik Hoca her cuma olduğu gibi kafa ütüleyen nutuklarından birini atıyordu. Bayrak töreninden hemen sonra arkadaşlarımla birlikte balıkçı kulübesinin yolunu tuttuk. İki gün denizde kalacak gece denize açılacaktık. Olta malzemelerimizi gün batmadan hazırladık. Sardalyaları yem yapmaya koyulmuştuk. Bizim Fikret’’Cemal Baba bugün yolculuk ne tarafa’’ dedi. Ben de ‘’bayraktara kısmetse dedim.
Hepimiz aynı yaşta olmamıza rağmen bana baba derlerdi. Bu da benim çok hoşuma giderdi. O gün karanlık kavuşana kadar sardalyaları temizledik. Kahveye, bilardoya gitmezdik ama haftadan haftaya birer ikişer duble rakı içerdik. Balıkçı komşumuz Kerim dayı alıştırmıştı rakıya. Kerim dayı zamanında lisede okurken adam yaralamış cezaevine düşmüştü. Cezaevinden sonra okula dönememiş, burnazda yaşamaya başlamış kurt bir balıkçıydı. Çadıra geldiğimizi gören Kerim dayı yanımıza geldi. Daha sonra beraberce çilingir soframızı kurduk. Gece geç saatte çıkacaktık denize. Kerim dayının dün gece tuttuğu mercan ve cerbitleri közde pişirdik. Yanına da güzel bir salata yaptık. Şahane bir çilingir sofrası olmuştu. Geç saate kadar güzel sohbet eşliğinde rakılarımızı yudumladık ama tadında bıraktık. Aksi halde olta başında uyurduk. Fikret’in yanık bir sesi vardı. Bize türküler söylerdi. En güzel de Karadeniz türkülerini söylerdi. Cevdet’te çok iyi fıkra anlatırdı. Nerden öğreniyorsa çok edepsiz fıkralar anlatır bizi gülmekten kırar geçirirdi. Dursun ise devamlı Karadeniz maceralarını anlatırdı. Her yaz gider üç ay kalırdı. Özletirdi kendini kerata. Bizi devamlı davet ederdi ama hiçbirimizin maddi durumu iyi olmadığı için gidemezdik. Onun da maddi durumu iyi değildi ama dedesinin bahçeleri vardı onlara yardım için giderdi. Artık yavaş yavaş denize çıkma saati yaklaşıyordu. Cevdet’in fıkraları, Dursun’un Karadeniz maceraları Fikret’in türküleri derken zaman geçmişti. Kerim dayı çoktan çadırına dönmüş uykuya dalmıştı Cevdet’’ baba ben teknenin mazot yağ durumunu kontrol edeyim’’ dedi.
Teknenin dilinden en iyi Cevdet anlardı. Tekne amcasınındı. Çocukluğu balıkçı kulübelerinde, teknelerde geçmişti. Artık her şey hazırdı. Ben teknenin burnuna geçtim ve yavaş yavaş çapayı çekmeye başladım. Cevdet motoru ateşledi ve yol verdi tekneye.
Cevdet’’Cemal Baba Bayraktar’a gidiyormuşuz ha vay be desene mercanlarla randevumuz var’’ dedi.
Sevinçle bir türkü tutturdu. Benimse içimde bir sıkıntı vardı. Sabahtan beri içim içimi kemiriyordu. Ama kardeşlerime sezdirmemeye çalışıyordum. Biliyordum ki ben üzüntülü olunca onlarda neşeli olamıyorlardı. Onları üzmeye hakkım yoktu. Tam yol ilerlemeye başladık. Cevdet keyfe gelmişti. Gaza sonuna kadar yükleniyordu. Nerdeyse motor boğulacaktı. Neyse ki yolumuz fazla uzun değildi.
Cevdet ’’tamam, Cemal Baba at çapayı dedi. Fikret ’’mercanları fazla bekletmeyelim baba diye haykırdı. Dursun’u her zaman ki gibi rakı çarpmıştı. Gelene kadar denize kustu. O kadar diyoruz ‘’Oğlum Dursun bu erkek içkisi, erkekler içer bunu sadece’’ diye ama dinleyen kim. Dursun sinirli bir şekilde ‘’la uşaklar size içmesini ben öğrettum.
Diyor üste çıkmaya uğraşıyordu. Cevdet Dursun’a’’ la uşağım senin ağzınla içtiğini ben kulağımla içerum da diyor.
Arkasından basıyordu kahkahayı. Bu muhabbet fazla uzamıştı. Muhabbetin daha fazla uzamaması için Dursun’a ’’Tamam Dursun sen içersin kızma da hadi atalım oltalarımızı dedim. Böylelikle kapandı bu muhabbet yoksa günün ilk ışıklarına kadar tartışırlardı. Buna adım gibi emindim. Cevdet oltasını yemlemiş sallamıştı bile
Neşeli neşeli ‘’Baba geliyor mercan geliyor’’ diye haykırmaya başladı.
Hızlı hızlı oltayı çekmeye başladı. Gerçekten de kocaman bir mercan takılmıştı oltasına. Ay ışığında ışıl ışıl ediyordu. Mercan hafif pembemsi üzerinde yaldızları olan şahane bir balıktı. Ay ışığında o kadar tatlı ışıldardı ki tuttuğuna pişman olurdun. Ama piyasada ki en pahalı balıklar arasında olduğu için hepimizin yüzü gülmeye başlamıştı. Onun arkasından
Fikret ’’baba geliyor be’’ diyerek koca bir mercan da o çıkardı teknenin üstüne.
Dursun hala kendine gelememiş arkada yatıyordu. Sonunda benim oltada sallanmaya başladı. Hemen yukarı aldım oltayı kocaman bir mercan da benim oltama takılmıştı.
Fikret’’ baba büyüksün’’ diye haykırdı. Şimdiden yevmiyeyi doğrultmuştuk. Yüzüm gülüyordu ama benim içimdeki sıkıntı içimi kemirmeye devam ediyordu. Arka arkaya çekmeye başladık oltaları boş gelmiyordu. İstavrit yapmaya başlamıştı.
Fikret dayanamayarak ‘’kalk lan laz uşağı atı alan Üsküdar’ı geçti sen orda kusup yatıyorsun sana bir daha denize çıkmadan önce rakı makı yok ‘’dedi.
Dursun kendini toparlamaya başlamış laf yetiştirmeye çalışıyordu ‘’Siz tutun da ne de olsa ben sizi geçerum’’ dedi ve oltasını yemledi.
Sepetlerimiz şimdiden yarı olmuştu. Sabaha daha iki saatten fazla vardı. Arka arkaya çekiyorduk oltaları bugün çok bereketliydi. Cevdet ‘’baba hava kızarmaya başladı. Kızıl bulutlar geliyor’’ dedi.
Ben ’’boş ver Cevdet geçer’’ dedim.
Cevdet’in söylediğine aldırış etmemiştim. Oltadan çıkacak yeni balıkları düşünüyordum. Fikret ’’baba, Cevdet doğru söylüyor bu bulutlar hayra alamet değil istersen dönelim’’ dedi.
Öyle deyince kafamı kaldırdım. Demek ki sabahtan beri içimi kemiren sıkıntı buydu. Fırtınaya yakalanmıştık. Aldırış etmemiştim ama çok ciddi bir tehlike ile karşı karşıya kalmıştık. Hemen oltaları topladık. Tam yol kaçmaya başladık. Yolumuz fazla uzun değildi. Yetişir düşüncesiyle kıyıya çıkmaya çalıştık. Halbuki Bayraktar Koyu’na girsek hiçbir tehlike yaşamadan sabahlardık, fırtına dinince dönerdik ama bu yolu seçmiştik. Bu yol yanlış yoldu olan olmuştu. Kıyıya yakın fırtına patladı. Dalgalar yükseliyor tekne bir sağa bir sola yatıyordu. Her dalgayla biraz daha su alıyordu tekne. Dursun bir taraftan suyu boşaltmaya çalışıyordu ama artık yapacak bir şey yoktu. Tekneyi terk etmekten başka çare kalmamıştı. Dördümüzde aynı anda atladık denize ve dalgalarla boğuşmaya başladık. Hepimiz de usta birer yüzücüydük. Zor bela kıyıya çıktık. Tekne çoktan batmıştı. Kıyıya çok yakın olduğu için burnu dışarıdaydı teknenin. Dört arkadaş ölümün soğuk yüzünü ensemizde hissetmiştik. Kıyıda birbirimize sarıldık. Kendimizden geçmiş bir şekilde başladık ‘’bize ölüm yok’’ türküsü söylemeye biraz daha böyle beklersek bize ölüm değil bize yaşam yok türküsünü söyleyecektik. Hemen kulübeye daldık soyunduk sobamızı yaktık ısınmaya başladık. Sabah olmak üzereydi.
Cevdet ’’Cemal Baba, amcama ne cevap vereceğiz. Bize çok kızacak neden koya girmediniz’’ diye dedi.
Bende’’ merak etme be Cevdet bizi öldürecek değil ya sıkma canını olacağı varmış dedim.
Fikret ‘’ulan hıyarlar! Ölmediğimize sevinmeliyiz kerttirmeyin teknenizi’’ dedi.
Dursun ‘’Fikret doğru söyli da cana celen mala celsun’’ dedi.
Cevdet haklısınız be! Ne derse desin biz canımızı kurtardık ya gerisini boş ver’’ dedi.
Fikret Dursun’a ‘’la uşağum bak Trabzon’da anlatacağın bir olay oldi.’’ Diyerek
Dursun’u kızdırmaya çalıştı. Amacı ortalığı yumuşatmaktı. Gün doğmuş fırtına geceki etkisini yitirmişti. Hemen kerim dayıyı uyandırdık. Bir an önce tekneyi dışarı almamız gerekiyordu. Yeterince zarar vermiştik zaten. Biraz daha suda kalırsa tekne iş görmez hale gelirdi. Yanımıza gelen bu fırtınada denize çıkılır mı? Siz aklınızı mı? Oynattınız diyerek bize kızdı.
Cevdet ‘’gece denize çıktığımızda rüzgar dağdan esiyordu. Deniz yatmak üzereydi. Biz Bayraktar’da olta atarken birden patladı fırtına dedi.
Kerim Dayı bilge bir tavırla ’’kızmayın çocuklara çocuk doğru söylüyor gece deniz gayet sakin hava çok güzeldi. Tam mercan havasıydı.’’ Dedi. Kerim Dayı ‘’bu fırtınaya yıllar önce bende yakalanmış bir tayfamı kaybetmiştim. Bu fırtınadan sağ salim çıktıklarına sevineceğinize çocuklara kızıyorsunuz’’ diyerek onlara sert çıktı.
Kerim Dayı balıkçılar arasında en yaşlı olanıydı. Otuz üç yıldan beri bu sahilde yaşardı. Bize sahip çıkması çok hoşumuza gitti. Bu sahilde onun gibi kurt bir balıkçı yoktu. Haberi duyan Cevdet’in amcası Balıkçı Yılmaz Ağabey yanımıza gelerek’’ ah be çocuklar neden gece bayraktar koyuna girmediniz eğer girmiş olsaydınız bu kötü olay başınıza gelmeyecekti. Ya ölmüş olsaydınız ben ne cevap verecektim ailelerinize neyse ki sizlere bir şey olmamış canınız sağ olsun üzülmeyin cana gelen mala gelsin’’ dedi.
Yüreğimize su serpilmişti. Bir nebze olsun rahatlamıştık. Tekneyi dışarı zor bela aldıktan sonra evlerimize dağıldık. Bu olayın ailelerimiz tarafından duyulmaması gerekiyordu. Hepimizin tek korkusu Yılmaz Ağabey’di. Ailelerimizi tek o tanıyordu. Aksi halde bir daha dört kafadar denize çıkamaz, haftanın yorgunluğunu, stresini atamazdık. Evlerimize dağıldıktan sonra ben hemen yatağa daldım. Sabah kalkıp okula gidecektim.

Sabah saatlerinde uyandım. Okula gitmek için hazırlanıyordum. Kapı çaldı. Gelen Cevdet’ti.
Cevdet çok üzgün görünüyordu. Kötü bir şeyler olmuştu anlaşılan. ‘’Hayırdır Cevdet’’ dedim. Cevdet ’’hayır değil Cemal bizim Kerim Dayı vardı ya Burnaz’da birkaç gün önce balığa çıkmış ve geri dönmemiş bugün sabah saatlerinde balıkçılar cesedini bulmuşlar sahilde. Ben babama söyledim. Sen de haber ver babana. Sahip çıkalım Kerim Dayı’mıza biliyorsun kimsesi yok’’ dedi. Ben de hemen olanı biteni babama anlattım. Babam da bizim bu düşüncemizden memnun olmuş bir tavırla hemen işe koyuldu. Cevdet Fikret ve Dursun’a da haber vermişti. Onlarda aileleriyle birlikte Kerim Dayı’ya sahip çıkmıştı. Kerim Dayı’nın naaşı devlet hastanesi morguna kaldırılmıştı. Cevdet’in amcası Balıkçı Yılmaz ağabeyin yardımıyla Kerim Dayının naaşını devlet hastanesi morgundan alarak merkez camiine götürdük. Cenaze namazından sonra özerli mezarlığına defnettik.
Bizim için bir tarih toprağa girmişti. Balıkçılık adına ne öğrenmişsek onun sayesinde öğrenmiştik. Hep bir ağızdan ‘’nur içinde yat Kerim Dayı’’ diyerek evlerimize döndük.
MURAT ÖLMEZ
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Murat Ölmez üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

İlkÖnceki1234SonrakiSon

 
1 .  Aşık Çağlari
2 .  Şüheda Bektaş
3 .  Nihal Kodaman
4 .  NURTEN DEMİREL
5 .  Bayram Kaya


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  Sercan Doyuk
5 .  Tunahan çelik


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  Canay Gümüşlü Safi
4 .  Ömer Faruk Hüsmüllü
5 .  erhan

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.