Giriş |  Kayıt
"Bir mermer parçası için heykeltıraş ne ise, ruh içinde eğitim olur."
CERVANTES
 
 
 

Yazar ismi :  Muhammed Burkucu (Yazarın ana sayfası için tıklayın)

Sen de Muhammed Burkucu isimli yazara destek olmak istiyorsan, yıldızlı oylama ile oylamaya katılabilir, 1 ile 10 arası puanlama yapabilirsin.


 
      Ölümüne Mektup  
Pencerede durmuş karanlığın kurşuni ağırlığını seyrediyordu. Dışarı çıktı birden. Şehir uyuyordu ve beton yığınlarının çıplak yüzüne vuran seslerin sahipleri köpeklerdi.
Etrafına baktı bir süre, sonra yürümeye başladı nereye, neden yürüdüğünü bilmeden. Kimsecikler yoktu etrafta, köpek sesleri ve saçlarını dağıtan rüzgar hariç hayata dair hiç belirti yoktu adeta.
İsin ilginç tarafı etrafta hiç tanıdık bir manzara da yoktu. Neredeydi ve burada ne yapıyordu, bu soruları sormasına rağmen yürümeye devam ediyordu. Yine bilmediği bir sebepten ötürü koşmaya başladı. Koşarken ikide bir arkasına bakıyordu, sanki onu kovalayan, korkutan bir şey vardı. Arkasına bakarak koşarken son anda fark ettiği büyük çukurun içine düşecekti ki, uyandı.

Başını hafif kaldırdı, etrafına baktı. Rüyanın etkisiyle olacak nerede olduğunu çıkaramadı ilk başta. Ama kendine geldikçe eşyalar tanıdık gelmeye başladı. Az kalsın yıllardır yaşadığı yeri tanıyamayacaktı. Başını tekrar yastığa koydu ve derin bir nefes aldı. Üstündeki sersemliği atıncaya kadar öylece durdu. İyice kendine geldiğinde yatağın içinde doğruldu.
Yatağın hemen yanında duran komidinin üzerindeki paketten bir sigara aldı ve yaktı. Sigarası bitene dek yatağın içinde oturur vaziyette durdu. Sigarası bitince kalktı. Mutfağa gitti. Ocağın üstünde duran ve yarısına kadar dolu demliğe biraz daha su ekledi.
Çalışma odasına yöneldi. Vaktinin çoğunu bu odada geçirirdi. İçeri girdi, kapıdan girince hemen sağda bir kitaplık, kitaplığın yanında bir masa, masanın karşısında bir kanepe vardı. Masanın üzeri hayli dağınıktı. Kâğıtları eline aldı. Neyin ne olduğunu ayırt ettikten sonra. Ortalığa bir nizam getirdi. Mutfağa gitti tekrar. Çayı demledi, çalışma odasına demliği ve çay bardağı ile şekerliği koydu. Bunları yaparken içinde, sanki bugün yapması gereken bir şeyler olduğu hissi vardı. Düşündüyse de aklına bir şey gelmedi. Çayı içip, üzerini değiştirip çıkması yaklaşık bir saat sürdü.

Evden çıkar çıkmaz aklına bugün hastaneye, doktor arkadaşını ziyarete gideceği geldi. Hemen saate baktı ve biraz acele ederse öğle tatiline yetişebilirdi.
Öyle de oldu hatta biraz erken bile gelmişti. Arkadaşının yanına gitmek için öğle arasını bekleyecekti.
Arkadaşının odasına yakın bir yere oturdu. Hastane her zamanki gibi kalabalıktı.
Hemen önünde duran adamla, küçük oğlu dikkatini çekti. Çocuğa sevecen bakışlarla, biraz da tebessüm ederek bakıyordu.
Adam oğluna, "Beni ne kadar seviyorsun?" diye sordu. Bütün çocukların bu soruya cevap verirken yaptığı gibi iki kolunu iki yana açtı. Yüzündeki tebessüm biraz daha arttı bizim adamın. O an, "Şu iki yana açılan, iki küçük kolun arasındaki boşluğu ancak sınırsız bir sevgi doldurabilir" diye düşündü.
Bu arada saat gelmişti, öğle tatili olmuştu. Arkadaşının odasına girdi.
Tokalaştıktan ve birbirlerine hal hatır sorduktan sonra doktor, "Çıkalım mı, burada mı duralım?" diye sordu. "Çıkalım." dedi, çıktılar.

İki iyi arkadaş hastanenin yakınında, fazla lüks olmayan bir lokantaya gittiler. Bir yandan yemek yerken, bir yandan da konuşuyorlardı. Asıl meseleye gelmişti sıra.
Adam doktora ciddi bir yüz ifadesiyle bakarak, “Benim sonuçlar ne oldu?” diye, sordu. Doktorun da yüz ifadesi hemen değişti, aslında onunda aklındaydı bu mesele ama fırsatını bulup söyleyememişti, cesaret edememişti daha doğrusu.
Doktor birkaç yudum su içtikten sonra: “Kötü, fazla gecikmeden ameliyat olman gerekiyor.” dedi, söyleşinden ameliyatın da riskli olduğu anlaşılıyordu.
Adam, “Peki, risk?” dedi. Doktor, “Risk fazla ama ameliyata girmeyecek olursan eğer sana ömür olarak ay bile biçemem…” dedi, bunları söylerken gözleri doldu.
Adam, “Bana yarına kadar izin ver, yarın kararımı söylerim.” dedi, kalkarken. Doktor bir şey söylemedi, kafasını onaylar şekilde salladı.

Adam, hiç oyalanmadan eve geldi. Çalışma odasına girdi, kanepeye kendini atar gibi oturdu.
Ucu bucağı olmayan düşüncelere daldı. Bir garip his vardı yüreğini yakan, gözlerini yaşartan, nefes alıp vermekte güçlük çekmesine sebep olan. Aşina olmadığı bir histi bu. Gecenin geç saatlerine kadar bu vaziyette oturdu. Uyumuyordu fakat yanan gözleri kapalıydı. Ve tan yeri ağarmaya başladı. Canı dışarıya çıkmak istedi. Şehri sokak sokak gezmek istiyordu. Belki de son defa yapacaktı bunu. Matemle baktı evin içine ve çıktı. İlk işi derin bir nefes almak oldu. Yürümeye başladı. Bir iki saat geçti geçmedi bir bank bulup oturdu. Doktoru arayıp kararlı bir ses tonuyla, ameliyat için hazırlıkları yapmasını, bugün mutlaka o ameliyata gireceğini söyledi.
Denize bakıyordu, huzuru da, korkuyu da içinde barındıran denize…

Epey bir süre de böylece durduktan sonra kalktı.
Fazla oyalanmadan hastaneye gitti. Doktorun odasına girdiğinde, doktoru masasında dalgın oturur buldu.
“Tamam mı?” diye sordu doktora. Doktor, arkadaşına şöyle bir baktı: “Tamam, her şey hazır. Sen hazır olduğunda arkadaşlar operasyona başlayacak.” dedi yere indirerek gözlerini.
İki arkadaş helalleştiler. “Eğer ameliyattan çıkamazsam çalışma masamın üstünde bir mektup var, üstünde gönderileceği adresi yazıyor. Onu mutlaka gönder!” dedi. Doktor bir şey demiyor, arkadaşını gözlerine bakıyordu. Adam, “Sana diyorum. Tamam mı?” diye, kendine getirmeye çalıştı doktoru. Doktor güçbela, “Tamam merak etme.” diyebildi.

Ameliyat yaklaşık üç saat sürdü ve adam masada kaldı. Doktor her ne kadar kendini bu duruma daha önceden hazırlamaya çalıştıysa da, beyninden vurulmuşa dönmüştü şimdi. En yakın arkadaşını kaybetmişti. Hastane de uzun bir süre şoku anlatmaya çalıştı. Dışarı çıkıp sigara içiyor geri içeri giriyordu. Bu durumu en az on on beş defa tekrarladı. Ne yaptığının bilincinde değildi. Artık biraz da olsa kendini toparladığında ne yapacağını düşünmeye başladı. Arkadaşının kimsesi yoktu dolayısıyla haber vereceği kimse de yoktu. Bunları düşünürken arkadaşının vasiyeti geldi aklına. Arkadaşını evine gitti. Eli titriyordu anahtarı çevirirken. İçeri girdi, çalışma odasının kapısını açarken gözyaşlarına hâkim olamadı. Odada sağır edici bir sessizlik vardı. Yavaşça masaya yöneldi, mektubu eline aldı.
Bir merak kapladı içini, acaba kimeydi bu mektup? Zira arkadaşının bildiği kadarıyla kimsesi yoktu. Merakını yenmesi fazla zamanını almadı. Saate baktı, postanenin kapanmasına aşağı yukarı bir saat vardı. Postaneye gitti. İçeri girdi, cebinden mektubu çıkardı. Zarfın üstündeki adresleri okuduğunda nefesi kesildi adeta. Adreslerin ikisi de aynıydı. Yanılacağını düşünerek defalarca okudu ama hayır yanılmıyordu mektubun gönderileceği adres yine arkadaşının adresiydi. Aklı almadı. Dışarıya hızla attı kendini ve bir kez daha okudu adresi. Mektubu açmak geldi aklına ve alelacele açtı.

“Hoşça kal sevdiğim. Gidiyorum ben, biliyorum kızacaksın bana. Beni neden götürmedin, diyeceksin. Gitmem lazımdı, buraya kadarmış. Beni hayattayken hiç yalnız bırakmadın. Hep benim oldun hem de benden bile fazla benim oldun… Gittiğim yerde de olur musun bilmiyorum. Bilmiyorum yer var mıdır orada hayallere..."

Muhammed BURKUCU
 
 

Bu yazının tüm hakları ve sorumluluğu Muhammed Burkucu üzerindedir.
Bu yazının ilgili yazara ait olmadığını, yazının içeriğinde şahsınıza veya toplumun genel ahlak değerlerine bir hakaret olduğunu, içeriğinde açıkça yazılmış müstehcen ifadeler veya edebi yazılarda olmaması gereken ağır küfürler bulunduğunu düşünüyorsanız, ilgili yazıyı ve yazarı site yönetimine bildirebilirsiniz.
Yazıların içeriğinden www.edebiyatdunyasi.com ve Ada İnternet Yayıncılığı ve Reklamcılık Şti. yetkilileri sorumlu tutulamaz.
 
Tüm yazıları

1

 
1 .  İbrahim Değerli
2 .  Mehmet Akb
3 .  Serhat ÖZER
4 .  Abdulvahap UNCU
5 .  Ali Demiral


 
1 .  DeryaDerviş
2 .  Gülüm Çamlısoy
3 .  Berat Uyanık
4 .  İbrahim Değerli
5 .  Elnur Əliyev


 
1 .  Ahmet Duman
2 .  Tunahan çelik
3 .  erhan
4 .  Canay Gümüşlü Safi
5 .  Ömer Faruk Hüsmüllü

 

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.