Hepimizin huzursuz olduğu bir dönemdeyiz. Bu durum zihinlerimizi yorarken bizleri mutsuz ediyor. Kime ne için inanacağımız bilmiyor, söylediklerimizin kimlerin lehinde yada aleyhinde olacağını bilemiyoruz.
Sokaktan sesler yükseliyor… Bazıları fısıltılardan, bazıları çığlıklardan… ama hepsi birer ses işte !
Sesler boğumlanıyor, birbirine karışıyor. Bir süre sonra anlaşılmaz oluyorlar. Sesler ıslıklara dönüştüğünde kafamızı çeviriyoruz, birileri bizleri çağırıyor. Hipnoz olmuş canlılar gibi gözümüzü açmadan yürüyoruz ıslıklara doğru…
Durmalıyız belki de ama duramıyoruz. Kim ıslık öttürse o yana yöneliyoruz. Gidiyoruz, bakıyoruz ıslıkların geldiği yere. Kimse yok diyoruz, kafamız iyiden iyiye karışıyor. Sonra bir ışık huzmesi geçiyor önümüzden. Önce irkiliyor, sonra kaçmaya başlıyoruz. Birden kaçmayı bırakıp yüzümüzü geriye çeviriyor, bir daha bakıyoruz ışık huzmesine… Hayaletler! diyoruz, içimiz bir daha irkiliyor. Yüzlerini görüyoruz onların. Tanıdık geliyorlar bize. Nereden tanıyoruz derken hatırlıyoruz onları bir tiyatro sahnesinden.
Tiyatro sahnesi karanlık, oyunun adı siyaset sahnesi…