Bir zalimin dudaklarının hemen ucundaydı künyemin baş harfleri, bense zincire vurulmuş kürek mahkûmları kadar çaresiz ve kukumav kuşlarını kıskandıracak kadar da yalnızdım oysa...
Hani diyorum çekip gitsem Allah’ın bir kulu dahi karşıma dikilip de “Dur!” bile demezdi demesine amma, bir kere sevmişti şu alık yürek o iflah olmaz imansızı, her mevsim bağrımda özlem tomurcukları açsam da o yine ne yapıp edip dona çalar, zehir ederdi bana şu dünyayı eninde sonunda…
Şiir kitaplarının en duygusal satırlarında bulurdum ben sonrasında kendimi, ya da bana olan o eksik sevdasının malzemesinden çalınarak yapılmış yüreğimin, 7,5’le darmadağın olmuş kalıntıları arasında kurtarılmayı beklerdim; yeşil gözlü sevdamın, bu sebepsiz ilgisizliği sonucunda oluşan artçı sarsıntılarının sürekli devam ettiği ve dostlarımdan oluşan bir arama kurtarma ekibinin çok geçmeden, mutlaka bana uzatacaklarını bildiğim o yardım ellerini, en acınası tavrımla...
Ve en nihayetinde gecelerin dilini söktüm ben, gözyaşlarımı yağmur niyetine bulutlara sattığımda, bir türlü dinletemedim, gönlümü karşıma alıp da sabahlara kadar ona derdimi, en ince ayrıntısına kadar anlatsam da…
Hep siyah oldu duygularım, hiçbir zaman güneş açmadı; hasret kaldım ben maviye, yeşile, beyaza ve bu ne biçim bir merettir ki sanki alın yazgım, onun o nefreti avuçlayan ince uzun parmaklarının hemencecik ucunda…
İşte yine duman duman oldu etraf, beynimde bir ordu yorgun argın savaşmakta, kelimelere döküyorum ben yine isyanımı; elimdeki kâğıt kalem dahi sus pus olmuş, yazdığım her söz ilahi bir aşkın, en kutsal sözcüklerinden oluşmuş adeta gizli bir parşömen tadında…
Duygularım cevapsız aramalar gönderiyor sürekli yüreğime ve gözlerim dalıp dalıp gidiyorlar adeta vurgun yemek istercesine, o elimdeki senden bana tek miras kalan, fotoğraftaki yosun misali gözlerine...
Sonra şiirlerim dile geliyorlar, her bir mısra vuruyor kendini, çıldırmak üzere olan dermansız bir hastalığın pençesine düşmüşçesine duvarlara ve ağlıyor duvarlar rutubetten değil hani, zalim bir hâkimin elinde kırılmak üzere olan, gönlümün son çırpınışlarına şahit oldukları için bu umutsuz davada…
Oysa sen benim için, düşlerimde hep dünyamı aralayıp içeri sızan ve asla uyanmak istemediğim bir düş kızı olmuştun, sırf bu yüzdendir 24 saatin 20 dolu saatinde bile hep uyumak isteyişim ve kalan dört uyanık saatimde ise Tanrıdan tek dileğim; yıllardan bu yıl, aylardan temmuz, günlerden de pazarken yine seni düşünerek gözlerimi ebediyen kapatmaktır isteğim…