Bundan sekiz yüz yıl kadar önce Mevlana Celaleddin Rumi; “Hamdım, piştim, yandım” sözlerini söylediğinde zamanı içerisinde ne kadar anlaşıldı bilinmez ama bunca zaman sonra hala bu sözlerin derin manasını anlayamamış olmamız, anlamışsak da hayatımızın içinde uygulayamıyor olmamız kesinlikle üzerinde düşünmemiz ve tartışmamız gereken çok önemli bir husustur.
Tüm insanlığı birlik olmaya ve toplumsal, kültürel ve dini ayrımcılıkların bize yarar getirmeyeceğini anlatmaya çalışarak “Her kim olursan ol, yine gel” sözleriyle çağıran bu din ve düşünce adamı bugün bu felsefesinin yerini savaş stratejilerinin aldığını görseydi, geçen yüzyılların insanlığa yarardan çok zarar getirdiğini anlayacak ve üzüntüden kahrolacaktı belki de.
Mevlana’nın sözlerini hayatımızın her anına göre düşünebilmemiz mümkündür aslında. Felsefede tek bir doğrunun olmadığını, bazen hiçbir doğrunun olmadığını dahi görsek bile, her felsefi düşüncenin mutlaka bir yerlere oturduğunu görürüz. Mevlana’da böyle yapmış ve hayatımızın her anına enjekte edebileceğimiz sözler söylemiştir.
Günümüz Türkiye’sinde toplumsal çözülmeleri sağlamaya çalışan bir takım güçlere karşı birlik sağlamak ve kökeni çok eskilere dayanan bir toplumun birlik ve beraberliğini devam ettirmek çok önemli ama bir o kadar da zor bir konudur. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, deneyimlerdir. İnsanlar tarih içerisinde yaşananlardan örnekler almalı ve bunları bir derse dönüştürmelidir.
Öyle ki tarih hiçbir zaman yalan söylemez ve biz ona güvenmek zorunda kalırız. Yakın tarihimizi her türlü kaynaklardan, eski tarihimizi de çeşitli tarihi belgelerden ve günümüzde üzerlerinde yapılan çalışmalardan öğreniriz. Bu çabamızın sonunda ise karşımıza hep tatlı olaylar çıkmaz.
Örneğin, bundan otuz ve kırk yıl kadar geriye gittiğimizde Türkiye’nin çok acı tecrübeler geçirdiğini görürüz. Bu yazıyı okuyan kimilerimiz o günlere bizzat şahit olmuş, kimilerimiz ise o günleri büyüklerinden yada görsel ve yazılı kaynaklardan öğrenmişizdir. Bu nasıl tecrübe edilirse edilsin, bugün yaşayan herkes hala bu yaşanmışlıkların bir yansımasını görmektedir.
O günlerin üstünden yarım asra yakın bir zaman geçmek üzereyken, yine Türkiye’mizin ve bu ülkede kardeşçe yaşamaya çalışan tüm halkların üzerinde çirkin oyunlar oynanmaya çalışılmaktadır. Bu oyunlardan zararlı çıkacak olan yine bu topraklar üzerinde yaşayan halklar olacaktır. Kârlı kim mi olacak? Bu işten çıkarları olan insanlar ve devletler…
Geçmişte hamdık, yıllar boyu piştik ve şimdi en olgun zamanlarımızdayız ve üzerimizde oynanan çirkin oyunlara artık oyuncak olmamamız gerekir. Bugün hoşgörü günüdür ama bu hoşgörü mutlak karşılıklılık ilkesiyle olmalıdır. Her zaman bir taraftan hoşgörü beklemek hata olacaktır.
Mevlana Celaleddin Rumi’nin hoşgörü felsefesi içimizde hep yer almalı, onun sözlerini dinleyerek ve zihinlerimize yerleştirerek hareket etmeli, tarihten dersler çıkarmalı ve günübirlik hırslardan kendimizi arındırmalıyız.