Kaçağım, eşkıya aşklar yaşarım durmadan,
Kaşla göz, dağla uçurum arası
Konar göçerim
Sürgünlüğümü yurtlanmaz yerleşik sevdalar
Sığsın isterler defnelerim, küçücük saksılarına
Yetmez dağ başlarının teslimiyeti istenir
Ya katli ya ihaneti
Bilmezler bir başka yol olduğunu
Yani
Ben
Eşkıya
Her puslu gözlerimdeki,
Dumanlı dağlara sevdam
Zülfünde gölgeye sığınmam bundandır
O zaman keyif çatarım silah diye sevdanın doruğuna
Buzullar erir nehirler yatak değiştirir
Sevdalarını ışıklarında yıkarlar
Sonrada yürekleri seslerinde gürül gürül akarlar
Çıplak suretlere dağ başları resmeder o dem
İklim değişir hüzün olur
Yüreğinden gayrısına sır vermediğim doğrudur
Kaçaklık bu
Hadi gel ŞAHRUDUM dağlara gövde verelim
Göğsüm tahtasının altı ol
Yoksa vuracak beni hasretin bir tenhada
Yakışır mı bir kaçağa ecel eliyle ölmek…
Böyle okuyor şiiri SEYDUNA. Bizler hep zaten birer kaçak değimliyiz.
Aşklarımız kaçak, sevgilerimiz kaçak, yaşamlarımız kaçak, hayatlarımız kaçak, bakışlarımız kaçak.
Hep kaçak yaşadık her şeyi. Gün yüzüne çıkmayan sevdalar, aşklar, hayatlara şahitlik ettik. Kimimiz yaşadı, kimimiz tanık olduk. Hep kaçak olacak değiliz ya bu kez özgürce yaşayalım istedik. Ama bir kez kaçaklığa alışmış yürek özgür olamaz ki. Olsada bile yine kaçak damgası yemiştir özgürlüğü yaşayamaz.
Aslında bu şiir bizlerin hayatını ve yaşamlarının adeta bir önsözü gibiydi. Kaçaklık bizlere adeta ateşten bir gömlek misali gibi vücudumuza yapışmıştı.
Acı verse de bu kaçaklık başka çaremiz olmadığından boyun eğmek zorunda kalırız.
Not:Şiiri mutlaka dinleyin ama gözleriniz dolmasın emi. Dolarsa da selpakla silin. Ben öyle yaptım.