“Devesiyle birlikte çölde yürümekte olan bir bedevi
güçlükle yürüyen
susuzluktan dudakları kurumuş
bir adama rastlamış.
Adam bedeviyi görünce su istemiş.
Bedevi, devesinden inmiş
ve ona su vermiş.
Suyu içen adam birden bedeviyi iterek
deveye atladığı gibi
kaçmaya başlamış.
Bedevi
arkasından bağırmış.
“Tamam, deveyi al git.
ama senden bir ricam var:
Sakın bu olayı kimseye anlatma.
Lütfen!...”
Bu isteği tuhaf bulan hırsız
sebebini sormuş:
“Eğer anlatırsan, demiş bedevi
bu her yere yayılır.
Ve insanlar bir daha
çölde muhtaç birini görünce yardım etmezler.”
Ve Biz Büyüdük!
Biz insanlar hep, bir sonraya saklamışızdır, bir öncekini. Çoğu zaman ardına sığındığımız tek bahane, “Ne yapalım? Hayat böyle!” kuralı olmuştur.
Acaba çevre midir insanları değiştiren, yoksa insanlar mıdır kendine benzeten hayatı? Sanırım bu iki ucu açık ve karmaşık bir denklem. Yol ortasında kavga eden çocuklara yüreğimiz, “Haydi, şunları ayır da birbirlerine daha fazla zarar vermesinler.” derken, aklımız, “Aman, sakın karışma! Ya bu karmaşada cüzdanını, telefonunu çalarlarsa!” diye uyarıda bulunmuştur. Düşünmüşüzdür: acaba aklın gösterdiği yoldan mı gitmeli, yoksa gönlünü hoşnut mu etmeli? Galiba, biz insanlar olarak daha çok aklımızın söylediğini yapma taraftarı olduk. Ve geçerli bir bahanenin ardına sığındık:”Ne yapalım? Hayat böyle!” Aslında pek de haksız değildik. Çünkü, zaman eski zaman değildi..
Değer yargılarımız devirden devire, nesilden nesile değişmektedir şüphesiz. Düşünüyorum da, çocukluk çağlarımızda büyüklerimizin bize en büyük sitemi “Bizim zamanımızda böyle miydi? Biz sizin yaşınızdayken öyle yapar mıydık, yapabilir miydik hiç?” şeklinde olurdu. Küçük, basit ve anlamsız bir iki cümleydi bunlar.
Yıllar yılları kovaladı, zaman döndü. Devri değişti. Ve biz büyüdük. Büyüdükçe bu, bir iki basit cümle bizim için daha çok anlam kazanmaya başladı. Bizden sonrakilerin bizim değerlerimize daha az önem verdiklerini ve kültürümüzün zamanla yok olduğunu gördük. Önce içten içe kızdık bu gençlere. Sonra geçmişte yaptığımız hatalar için pişmanlıklar duyduk. Ardından, “Keşke!” deyişlerinin arkasına sığındık. Ve anladık ki, ömrün en pişman anlarının isyanıymış keşke deyişleri.
Ve biz büyüdük. Sonra kuşlar göç etti. Sonra zaman değişmeye devam etti. Ve en sonra toplumu bir tarafa bırakıp kendimize sarıldık.
Sevgiyle kalın...