Gülçin KARAŞ DUMAN (Öykü Yarışması 3.sü)



İLK YAZ İTİRAFLARI

İlkyaz, ilk göz ağrım. Çağla, iğde ve mayısböcekleri. Bir de yaş toprağın ağlamaklı kokusu. İlkyazım, ilk göz ağrım, bu yıl benim için neler mayaladın? Günü gelince sonyaz olacak mısın? Yoksa her dem ilk mi kalacaksın? Tuttum, mevsimlerden bir sana kandım. Neden ki? İnceden yağıp, şu ahmağı adamakıllı ıslattın; yarım aklımı da aldın, götürdün. Toza bulanmış kentimi, yitip gitmiş insanımı, sularınla yıkadın. Ben de, sende yundum, arındım;kaygılarımı üzerimden akıtırmış gibi yaptım. Her yan ipil ipil; sürgünler, sarı yeşil… Çiçek açtım, boy attım; ölgündüm, canlandım! Gelişinle, tazelendim, soluklandım!

Seyrine dalmak için, yaşlı söğüt ağacının kuytusuna kaçtım. Oturacağım sırada, küçük bir pati beni tırmaladı. Arsız kedi gelmiş yine… Miskin, çoktandır söğüdü mesken tuttu. Benim bildiğim, kediler güneşte uyuklamayı sever ama olsun varsın! Önce hırlaşıp, sonra uzlaştık ve almaşık yaprakların çevrelediği sığınağımızda yan yana düşe daldık.

Kediyi uyutunca, söğütle lafladık. Elimi, boz kabuğunda gezdirip, gönlünü aldım. O da, dallarını esintide yaylandırıp, saçlarıma dokundu; yapraklarının havıyla yüzümü okşadı. İnsan olanı sevmek için mi bunca toprağa eğilir bu ağaç? Düşündüm, gözlerim yaşardı; söğüt de, beni usulca sardı. Baktım, onun kabuğundaki çatlaklar, benim elimdeki damarlar artmış... Tarih yazmışız bedenimize; yazan biz, okuyan biz! Açılmamış birer kitap gibi göçüp gideceğiz… Başımı gövdesine dayayıp, göğe baktım. Gök aydınlıkmış, karanlıkmış, ne çıkar? Nihayetinde, başımızın üstünde bir derya var!

Sigaramdan bir nefes alıp, iki dudak arasından bir bulut yolladım kuşlara. Bir kumrunun kanat çırpışında dağıldı gitti... Olsun, daha kümelercesi var! Çayımı yudumlarken, garson çocuklardan birine söğüdü sulattım. Dost dediğin birlikte demlenmeli. Tuhaf bir yeri var bu ağacın, bende. Bana ağabeylik yaptı, handiyse. Huysuzdum, aksiydim, nemruttum, nobrandım. Çocuklarıma, karıma, bir çift tatlı lakırdıyı çok görürdüm. Gemiyi yürütmek demek, iş yerinde sağlam bir yer edinmek, kazancımı artırmak sanıyordum. Neyse ki, karaya oturmadan yeniden suya açıldım. Nasıl yaptıysa, şu söğüt ıslah etti beni. Öğütülmüş kırıntılardan, yeniden bir adam vücuda getirdi.

Herkesin bir söğüdü var mı ki? Mutlu doğulsa bile, mutlu olmak sürdürülebilir mi? Devrilince tek başına doğrulabilir mi insan? İyilik yapılabilir mi medet ummadan? Doğru bildiğinden şaşmayıp, ortadan mı söylemeli? Yoksa zamanını kollayıp, ortadan mı yitmeli? Tava mı gelmeli, tavını mı bulmalı? Yaşamı, şu baş belasını, atsan atamazsını, satsan satamazsını, pişkinliğe mi, deliliğe mi vurmalı?

Bak, işte karşıdan geliyor! Boyasız pabuçları, paçaları uzun pantolonu içinde ışıldayan bir eren! Yıllardır gözlerim bu piyangocuyu. Cadde yağmur olsa, çamur olsa, kar olsa, su olsa, o diz boyu neşe içindedir. Herkese şans dağıtma peşinde, beri yandan, ekmek derdindedir. Her mevsim, ilkyazdır ona; imrenirim. Ben de böyle olmak isterdim.

Gülüşüne yandığım adam! Doğduğuna pişman olmadın mı sen hiç? Taş çıkarmadılar mı yoluna? Hanene, ay yerine bulut doğduğu olmadı mı? Kendini bildin bileli karnın tok, sırtın pek miydi yoksa? Yüzünü buruşturmaz mısın sen hiç? Dudak büküp, ağzını ekşitmez misin? Nedir bu gülüşün sırrı, söyle! Simit bölüşür gibi paylaşıp, lokma lokma yedirirsin! Irgat gibi çalışınca bey gibi yiyebilir misin? On parasız gezerken, on para etmezin keyfini içine sindirebilir misin? Hep mi böyle sevinçlisin? Deli olacağım, söyle! Kavanoz dipli dünyayı bir kez olsun lanetlemez misin?

İlkyaz, ilk göz ağrım. Her şeyi senin hatırına yaptım. İyi de oldu; mutlandım, aklandım. Önce kediye küçük bir kutu süt aldım. İçine ekmek doğradığım bir tasa boşalttım. Sonra piyangocunun yanına vardım. Ağız dolusu bir gülüşle karşılayıp beni, elma ağacının çiçeğinde bana seni gösterdi. Bu kadarı yetti... “Ver,” dedim, “iki seri”. Verirken, sevinçten elleri titredi! Emekli aylığımı yeni almıştım; kefenin cebi yok ya! Karının dırdırı vız gelir şimdi bana; “baharı başına vurdu,” der geçer nasılsa... Yağmur yağsın da, varsın kerpiçci ağlasın, değil mi ya?