Giriş |  Kayıt
"Zafer, iradededir."
NAPOLYON BONAPARTE
 

Naaş-ı Muhteremler

Polisiye Güldürü


İzin ve irtibat için: 0542-415 73 64 tayfun.turkili@hotmail.com

NAAŞ-I MUHTEREMLER

(İki Perde / 20 tablo)


Yazan: Tayfun Türkili


Kişiler:
Rauf bey 65-70 yaşında, emekli bir büyükelçi.
Muazzez Hanım Aynı yaşlarda.
Nadide 30 yaşlarında
Tamirci 20 yaşlarında bir adam.
General 50 yaşlarında.
Leyla 40 yaşlarında
Mafya Lideri 40 yaşlarında, komik bir adam. Kısa boylu,ince bıyıklı.
Hasan 30 yaşlarında.Mafyanın adamı.
Şemsi 25 yaşlarında. Mafyanın adamı.
Komser 40 yaşlarında.
Polis 30 yaşlarında.
Sarhoş 30-40 yaşlarında.
I.Ceset 30 yaşında.
2.Ceset 30 yaşında
3.Ceset 30 yaşında
4.Ceset 30 yaşında
5.ceset 30 yaşında

1. PERDE
1.TABLO
(Rauf bey- Muazzez hanım - Ceset ve Nadide hanım


SAHNE: 70 yaşlarında emekli bir büyük elçiyle karısının mütevazi
evi. Salon ve mutfak bir arada..Bir köşede iki kapılı yeni
bir buzdolabı. Bir fırın. İki çekyat ve iki koltuk. Arkasında
bir gardrob..Salonda iki kapı var. Biri apartman içine açılıyor, diğeri de ikinci odaya..
Öğle saatleri. Yemeklerini yeni yemişler, Rauf bey piposunu yakmaya çalışıyor. Muazzez hanım ise sofrayı toplamakla meşgul.



RAUF- Elinize sağlık Muazzez hanım, yemekler pek nefisti.
MUAZZEZ- Afiyet olsun Rauf bey, biraz daha koyayım mı, siz revaninin yanık tarafını pek seversiniz, bilirim,
RAUF- Evet severim lakin biliyorsunuz son günlerde yine şekerim ziyadesiyle yüksek, yemesem daha doğru olur.
MUAZZEZ- Siz bilirsiniz..Kahveleri, bulaşıkları yıkadıktan sonra yapsam olur mu?
RAUF- Acelesi yok efendim. (içini çeker) Önümüzdeki üç aylıkları aldıktan sonra bir hesap kitap yapalım da size bir de bulaşık makinası alalım.
MUAZZEZ- Aman efendim ne gereği var, şunun şurasında kocamış iki emekliyiz. Bizim bulaşığımızdan ne çıkar? Bunun için dünyanın milyonu verilir mi o makinalara?
RAUF - Öyle demeyin efendim, artık eskisi gibi genç değiliz.
MUAZZEZ- Geçenlerde de o kadar istemem dememe rağmen gittiniz koskoca iki kapılı buzdolabı aldınız.
RAUF- Fena mı ettim a efendim? Eski buzdolabı neredeyse bizimle aynı yaştaydı. Çalışırken sesi araba sesi gibi çıkıyordu adeta. (gülerek) Hatta bazen yürüdüğünü bile sanıyordum. Şimdi ki öyle mi koskocamann..
MUAZZEZ- Evet ama bunun da içini doldurmak mesele efendim. Bizim gibi iki kişilik bir aile için çok büyük..Yediğimiz iki tencere yemek alt tarafı.
RAUF- Olsun efendim, çoluk çocuğumuz var, torunlarımız var ,onlar gelince bol bol yemekler yapar koyarsınız dolaba.
MUAZZEZ- Onlar da bayramdann bayrama geliyorlar zaten.
RAUF- Efendim size zahmet olacak ama şu gazeteyi verebilir misiniz?
MUAZZEZ- (Gider alır, getirir) Buyrun efendim. Sizin yerinizde olsam hiç okumazdım.
RAUF- Neden efendim?
MUAZZEZ- Neden olacak, okudukça insanın içi kararıyor da ondan. Borsa düşmüş, dolar fırlamış, ekonomik kriz tırmanmış, şu kadar kişi işsiz kalmış. Yetmezmiş gibi birbirini öldüren insanlar, trafik kazaları...
RAUF- Haklısınız Muazzez hanım, ama okumadan da olmuyor. Bakma sen yazılanlara Türkiye büyük ülkedir, bu krizi de atlatacaktır. Benim endişe duyduğum sudan nedenlerle insanların birbirlerini öldürmeleri.
MUAZZEZ- Sormayın Rauf bey, insanlar adeta çıldırmış.
RAUF- Sadece dün İstanbul’da üç tane cinayet işlenmiş. Birisi kan davası, ikincisi kıskançlık, üçüncü cinayet de halı silkeleme yüzünden işlenmiş. (içini çeker) Ne olacak bu memleketin hali bilmiyorum.
MUAZZEZ- İlkel kabileleri geçtik efendim, bir türlü uygar insanlar gibi yaşamayı
öğrenemedik gitti velhasıl.
RAUF- (heyecanlı ve kızgın) Olacak iş değil, olacak iş değil. Şu habere bakın efendim.
MUAZZEZ- Hayrola Rauf bey?
RAUF- Yetmiş yaşında bir adam, tarla meselesi yüzünden çıkan kavgada 4 kişiyi birden av tüfeğiyle vurarak öldürmüş. Tövbe tövbe, birader sen yaşta bir
adam..Bir avuç toprak için...
MUAZZEZ- Dedim ya efendim ilkel kabilelere döndük diye. İleri gidelim derken geri geri gidiyoruz Rauf bey.
RAUF- (Gazeteyi bırakıp, ayağa kalkar) Düşünün Muazzez hanım, 70 yaşında bir adam. Daha ne kadar yaşayabilir ki? (Piposuna tütün doldurmaya başlar) Ama yokk, hala gözü toprakta, tarlada, bunun için de insanları gözünü bile kırpmadan öldürüyor. Şimdi düşünebiliyor musunuz Muazzez hanım, benim ya da sizin cinayet işlediğimizi..(Güler)
MUAZZEZ- Gülmeyin efendim, düşünmesi bile feci bir şey. Aman ağzınızdan yel alsın.
RAUF- Canım efendim sözün gelişi diyorum. (Piposunu çakmakla yakar) Mazallah öyle bir şey yapsak, yani birini öldürsek ertesi günü bütün ülkeye rezil oluruz. (gülerek) Millet güler bize yahu, güler.
( Kapı zili çalar)
RAUF- Kapıcıdır. (Gazeteyi bırakıp, kapıya yürür) O da olmasa kapımızı çalan olmayacak.
(Kapıyı açar)
RAUF- Buyrun efendim, ne istemiştiniz?

( Kapıda elinde bont çanta bulunan şapkalı bir adam durmaktadır.Adam konuşmadan bir sağa sola sallanmaktadır.Bir şey söylemek istemektedir ancak ağzını açarsa da söyleyemez)

RAUF- (Elini kulağına götürerek sorar) Duyamadım, kimi aramıştınız efendim?
( Adam yine aynı hareketleri yapar, düştü düşecek gibidir)
MUAZZEZ- (Adamı görmez, o sırada bulaşığı yıkamaktadır, bağırır) Rauf bey gelen kimmiş efendim?
RAUF- (şaşkın) Bilmiyorum Muazzez hanım. Tanımadığım bir bey, kapının önünde öyle duruyor. (adama) Beyefendi, iyi misiniz ? (kızar) Allah Allah,
efendim hazan yaprakları gibi titreyip duracağınıza ne istediğinizi söyleyin? Yoksa kapıyı maalesef yüzünüze kapatacağım. Ne istiyorsunuz? ( heyecanlı bağırır) Dikkat edin lütfen sallanırken üzerime düşece.. ( Son lafıyla adam Rauf beyin üzerine düşer. Birlikte yere kapaklanırlar. Adamın sırtında saplı bir bıçak vardır.) Ahh, ayy!
MUAZZEZ- (Bulaşığı bırakıp yanlarına koşar) Rauf bey Rauf bey, ne oldu efendim? (Kocasıyla adamı yerde görünce şaşırır) Aaa, o üstünüzdeki adam da kim öyle? Ne yapıyorsunuz yerde?
RAUF - (Yerdedir, üzerinde adam vardır, kalkmaya çabalamaktadır) Ağrılarıma iyi gelir diye sırtımı çiğnetiyorum. (kızar) Soru soracağınıza şu adamı üzerimden kaldırın efendim..
MUAZZEZ- (Heyecanla) Tamam tamam..
(Muazzez’in yardımıyla Rauf adamı üzerinden atar ve ayağa kalkar)
MUAZZEZ- (nefes nefese) Ay, aman kollarım koptu efendim...Size bir şey olmadı ya Rauf bey?
RAUF- (nefes nefese zor konuşur) Bilmiyorum efendim, yalnız sırtım çok acıyor.
MUAZZEZ- İyi ama kim bu adam Rauf bey?
RAUF- Nerden bileyim efendim, kapıyı açınca yaprak gibi sallanırken gördüm onu. Kaç sefer kimsiniz, ne istiyorsunuz, diye sordum lakin hiç cevap
verme..(şaşkın) Aaa! (heyecanlı) Aman yarabbi, adamın sırtına bakın.
MUAZZEZ- (şaşkın) Sırtına mı? Ne var ki adamın sırtında Rauf bey?
RAUF - (Heyecanla) Aman efendim, görmüyor musunuz adamın sırtındaki o şey, bıçak değil mi öyle?
MUAZZEZ- (korkuyla) Nee! Bıçak mı? (heyecanla) Dur dur, şu yakın numerolu gözlüğümü bir takayım da..(Gider konsol üzerindeki gözlüğü alır,takar geri gelir ve yakından bakar) Bakim. Aaa, hakikaten de bıçakmış. İyi ama adamcağızın sırtında işi ne Rauf bey?
RAUF- Onu bana değil şu yerde yatan muhtereme sorun efendim, ben nerden bileyim? Her ne sebebse birisi zavallının sırtına bıçak saplamış.(içini çeker) Vah vah vah! Demek ki muhterem, bu yüzden bana cevap veremiyormuş..
MUAZZEZ- (telaşlı) İyi ama o zaman buna cinayet demezler mi Rauf bey?
RAUF- (alaylı) Eğer o bıçağı kendisi aksesuar olsun diye sırtına saplamamışsa, elbette cinayet derler buna. Dur bakalım belki de ölmemiştir. Önce şu
bıçağı bir çıkartayım sırtından.. (ıkına sıkına) Bayağı da saplanmış yahu. (Bıçağı adamın sırtından çıkartır) Hah. (Sonra kulağını adamın kalbine dayayıp dinlemeye başlar) Bakalım yaşıyor mu?
MUAZZEZ- (Tedirgin) E yaşıyor mu adamcağız?
RAUF- (Başını kaldırır) Biraz sabırlı olun efendim. Yaşlandıkça çeneniz düşüyor. Görüyorsunuz muhteremin yüreğini dinliyorum..
MUAZZEZ- (kızar) Peki efendim peki, soru sormayayım da gerekli konsültasyonu yapınız. Sizi gören de tıp doktoru zanneder.
RAUF- (Ayağa kalkar) Heyhatt, yüreğinde hiç kıpırtı yok muhteremin..
MUAZZEZ- Vah zavallı vah, vefat etmiş ha..
RAUF- Evet..
MUAZZEZ- (içini çeker) Allah rahmet eylesin. Peki ne yapacağız şimdi Rauf bey?
RAUF- Nasıl ne yapacağız Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Ayol şu yerde yatan ölüyü kastediyorum, böyle halının üzerinde mi kalacak yani?
RAUF- Aman efendim öyle şey olur mu, bizim ev musalla taşı mı?
MUAZZEZ- Peki ne yapacağız, polisi mi arayacağız?
RAUF- Herhalde cami imamını çağırıp ta cenazeyi kaldırtmayacağız. Elbette polisi arayacağız Muazzez hanım. (Konsolun üzerindeki telefona yürürken) Durumu bildireyim de gelip hem cesedi alsınlar hem de bu müteveffanın katilini yakalasınlar.. (Konsolun üzerindeki telefona gider ve ahizeyi eline alır ama numaraları çevirmeden yerde yatan ölüye bakar) Allah Allah iyi ama kim bu muhterem? (akabinde kızar) A efendim
madem biri sırtına bıçak sapladı neden bizim evimize geliyorsun ki? Hastaneye gitseydin ya. Öyle değil mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Efendim çeneniz düştü yine, konuşacağınıza polisi arayın. Ben evimde tanımadığım bir ceset görmek istemiyorum.
RAUF- Şu söylediğinize bakın, yani siz istemiyorsunuz da ben istiyor muyum?
MUAZZEZ- Öyle bir şey söylemedim Rauf bey. Demek istediğim biran önce polisi arasanız da, gelip şu ceseti götürseler ..
RAUF- Ben de aynı şeyi yapmaya çalışıyorum efendim.(Numaraları çevirirken) Benim bildiğim yaralanan insan ya hastaneye ya polise gider. Rauf beyin evine niye gelir ki?
MUAZZEZ- Polisi aradınız mı efendim?
RAUF- (kızar) Efendim görüyorsunuz işte telefon elimde, bekliyorum. Eğer
açarlarsa. Hah açıldı işte. (telefona) Efendim rahatsız ettim, polis müdüriyeti mi orası? Zatıalinize bir ihbarda bulunmak istiyordum. Efendim az önce benim evimi bir ceset ziyaret etti..Şey afedersiniz, ceset değil de yani kapıyı açtığımda tanımadığım bir zatı gördüm, sonra da o zat birden yere düşerek vefat etti..
MUAZZEZ- Efendim eceliyle ölmediğini bir cinayete kurban gittiğini de söyleyin..
RAUF- (karısına) Eğer sabredersiniz onu da söyleyeceğim efendim. (telefona) Efendim? Reca ederim efendim size değil zevceme söylüyorum..Efendim? Tabi devam ediyorum.Vefat eden zatı incelediğimizde muhteremin sırtına saplı bir bıçak gördük efendim. Duyamadım, bir kerre daha tekrar eder misiniz lütfen.. Haa adımı mı soruyorsunuz? Tabi adımı arzediyorum..
(Birden ellerine bakar, gözleri faltaşı gibi açılır sonra hızla telefonu kapatır) Ayy az kalsın ağzımdan kaçıracaktım efendim..
MUAZZEZ- Aaa teessüf ederim size Rauf bey, ayol neden kapattınız telefonu? Ayıp etmediniz mi karşı tarafa?
RAUF- (telaşlı) Bırak ayıbı Muazzez, iyi ki zamanında farkettim. Az kalsın kendi kendimizi polise ihbar ediyorduk, görüyor musunuz?
MUAZZEZ- (şaşırır) Neden efendim?
RAUF- Efendim polise haber verseydik söylediklerimize inanır mıydı?
MUAZZEZ- Neden inanmasın efendim?
RAUF- Bak Muazzez hanım, polis gelince ne diyeceğiz onlara? Efendim, biz yemekten yeni kalkmıştık ki kapımız çalındı. Açtığımda karşımda bu adam duruyordu. Bir iki dakika sonra üzerime düştü ve öldü. Sırtında da
kocaman bir bıçak vardı.
MUAZZEZ- Doğru değil mi, aynen böyle anlattığınız gibi olmadı mı Rauf bey?
(Omuzlarını kaldırır) Hoş o sırada ben mutfaktaydım tabi, sizin ne
yaptığınızı bilmiyordum ama?
RAUF- (kızar) O da ne demek şimdi Muazzez hanım? Yani şimdi siz mutfaktaydım derken neyi kastediyorsunuz? Bu adamı benim mi bıçaklayarak hunharca öldürdüğümü söylemek istiyorsunuz?
MUAZZEZ- Öyle bir şey demedim Rauf bey, sadece mutfaktaydım, sizin dediklerinizi duydum, dedim. Yani polise de böyle anlatırsınız olur biter.
RAUF- Olmaz, polis inanmaz efendim. Bir kere adamın ölümüne sebeb olan bıçakta parmak izlerim var...
MUAZZEZ- (Hemen lafa girer) İyi ama madem adamı siz öldürmediniz o halde neden bıçakta parmak iziniz var?
RAUF- Efendim unuttunuz mu, az önce adamın sırtındaki bıçağı çıkartmıştım ya.
MUAZZEZ- (içini çeker) Doğru, heyecandan unutmuştum. (kızgın) Yani siz de üstünüze vazife olmayan şeylere karışmaya bayılıyorsunuz efendim. Durup dururken neden ellediniz ki bıçağı?
RAUF- Ne bilim efenim, çıkarttım işte..(panik) Yok imkanı yok polisi inandıramayız bu adamı bizim öldürmediğimize? Mutlaka tutuklayıp götürürler bizi efendim.
MUAZZEZ- Sizi bilmem de beni neden tutuklasınlar ki? Bir kere bıçakta benim değil sizin parmak izleriniz var. Sonra benim bu yaşta böyle bir adamı öldüremeyeceğim de apaçık ortada.
RAUF- Söylediğiniz lafa bakın. Yani şimdi sizin yaşınızda insan adam öldüremez de benim yaşımda öldürebilir mi Muazzez hanım? Unutmayın İkimiz de aynı yaştayız. Yetmişimize merdiven dayadık.
MUAZZEZ- Siz 70 olabilirsiniz ama ben daha değilim efendim. (içini çeker) Altı ayım daha var..
RAUF- Kızdırmayın beni Muazzez hanım. Anlatmak istediğim ben de sizin gibi cinayet işlemek için çok geç kalmış bir yaştayım. (içini çeker) Bırakın adam bıçaklamayı, ekmeği bile zor kesiyorum yahu. (korkulu) Ama sen gel de polisi inandır buna. Yok canım ne mümkün, bu adamı karı koca siz öldürdünüz diyerek cinayeti üstümüze yıkarlar.
MUAZZEZ- (kızar) A, ayol ben bu romatizmalı halimle ayakta bile zor dururken nasıl olur da adam öldürürüm Rauf bey? Reca ederim ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun efendim.
RAUF- Efendim, polis sizin romatizmanızı göz önüne alır mı sanıyorsunuz? Derler ki senin için kadın adamı tuttu, benim için de kocası bıçağı sapladı. (Ağlamaklı) Yandık Muazzez hanım yandık efendim..Bunca yıl büyükelçilik yap, sonra da katil diye gazetelere manşet ol, Ateş Hattına reklam ol artık.
MUAZZEZ- (Tedirgin) Teketeke, Siyaset Meydanına, Cevizkabuğuna bile çıkartırlar bizi. Vah vah vahh! Görüyor musun Rauf bey, durup dururken iş aldık başımıza?
RAUF- Mümkün değil polise masum olduğumuzu anlatamayız Muazzez hanım. Eh haklılarda yani. Polise biz bu adamı tanımıyoruz, ama geldi kapımızı çaldı ve evimizin ortasında öldü, dersek, polis ne der?
MUAZZEZ- Ne der Rauf bey?
RAUF- Peki kardeşim neden başka bir yerde değil de, ya da karşıki dairede değil de sizin evde öldü, hiç insan tanımadığı birisinin evine gidip te orada ölür mü dese, haklı olmaz mı yani? Hele bir de cinayet aletinde ev sahibinin parmak izleri bulunursa..(panik) Yandık, Muazzez hanım yandık.
MUAZZEZ- (kızar) Yandık deyip duracağınıza bu işe bir çare bulun Rauf bey. Ben tanımadığım bir cesetle aynı evde yaşayamam efendim..
RAUF- Hoş ceset tanıdık ta olsa, birlikte yaşayamayız ya. (bağırır) Tamam aklıma bir fikir geldi Muazzez hanım. Cesedi gece yarısından sonra sitenin bahçesine gömelim. Nasıl fikir efendim?
MUAZZEZ- (alaylı) Alulala efendim, alulala. Üstüne de bir yediveren gülü dikersiniz. (bağırır) Rauf bey, Rauf bey söyler misiniz ceseti bahçeye gömmek için toprağı kime kazdıracağız ?
RAUF- Şeyy, bunun için adam tutamayız tabi. Tabi ki ben kazacağım efendim.
MUAZZEZ- (küçümser) Siz mi? Halim olsa da gülsem bari. (azarlar) Ayol Rauf bey sizin toprak kazacak kadar gücünüz olsaydı, muslukları adam gibi sıkar da damlamasına engel olurdunuz. (içini çeker) Ceseti gömme işini unutun, daha başka kurtulma plan ve projeleriniz varsa onları söyleyin efendim.
RAUF- Canım siz de her şeyi benden bekliyorsunuz Muazzez hanım. Bu evde siz de yaşıyorsunuz, biraz da siz düşünün.
MUAZZEZ- Bana ne efendim, ceseti bulan sizsiniz, ondan kurtulma yollarını da siz bulun yine.
RAUF- Evet ama ben onu bulduğum zaman bir kerre ceset değildi henüz. Kapının zilini çaldığında...
(Son lafıyla kapı zili çalar)
RAUF- (şaşkın,korkak,kekeler) Kapının zili ..(bağırarak) Duyuyor musunuz kapı zili çalıyor yine..
MUAZZEZ- Duydum efendim duydum. Gidip açın..
RAUF- Bu sefer de siz açsanız diyecektim Muazzez hanım..
MUAZZEZ- Neden efendim?
RAUF- (içini çeker) Ben açtığım zaman ceset buluyorum da, belki siz açarsınız..
(Kapı zili yine çalar)
MUAZZEZ- Malumunuz romatizmalarım yine azdı bu gün..Kapıya kadar yürüyebileceğimi hiç sanmıyorum.
(Kapı zili çalar)
RAUF- (içini çeker) Anlaşılan yine bu görev bana düştü. (Yürürken) İnşallah gelen, ceseti cenaze haline getiren katil değildir. (Elini kapı tokmağına atar..)
MUAZZEZ- (bağırır) Aman durun, kapıyı açmayın efendim.
RAUF- (Döner karısına bakar, korktuğu için parmağıyla damağını kaldırır) Ay korktum birden, reca ederim öyle bağırmayın Muazzez hanım. Hem az önce açın diyen siz değil miydiniz?
MUAZZEZ- (Yerde yatan cesedi göstererek) Ceset efendim..Ceset..
RAUF- Ne olmuş cesede?
MUAZZEZ- Efendim ceset böyle plajda güneşlenir gibi sere serpe uzanmış yatarken, kapı açılır mı Rauf bey?
RAUF- A doğru unutmuştum yahu onu.. (Tekrar salonun ortasına gelir) İyi de ne
yapacağız bu muhteremi?
MUAZZEZ- Herhalde bir yere saklayacağız.
(Kapı zili çalar)
RAUF- (Kapıya bakarak bağırır) Açacağız efendim açacağız biraz sabırlı olun Allahaşkına. (usulca, bağırır) Muazzez hanım akıl verme konusunda biraz yardımcı olun. Ceseti nereye saklayalım?
MUAZZEZ- (Sağa sola bakar) Buzdolabına! Çabuk çabuk oraya sokalım onu efendim.
RAUF- (şaşkın) Yeni aldığımız iki kapılıya mı?
MUAZZEZ- Evet evet. Bu ceset ancak ona sığar Rauf bey? Çabuk olalım.
RAUF- Orası olmaz efendim, daha taksitlerini bile bitirmedik..
MUAZZEZ- Efendim zaten içi boş, doldurmaya kalksak üç aylıklığınız yetmez. Hadi hazır içi boşken sokalım şu ceseti oraya.
(Zil yine çalar)
RAUF- Hay Allah, içerde ceset, dışarda alacaklı gibi kapı çalan..Peki efendim, peki hadi yardım edin bana da buzdolabının içine taşıyalım şu beyfendinin cesedini..
(Cesedin yanına giderler, Muazzez cesedi ayaklarından tutar)
MUAZZEZ- Siz de kollarından tutun.
RAUF- Peki efendim. (Rauf bey cesedi kollarından tutar) Ha gayret efendim.
(Zar zor buzdolabına doğru taşımaya başlarlar. Arada sırada kapı çalmaktadır)
MUAZZEZ- (ıkına sıkına) Maşallah besiliymişde..Acaba yaşarken de böyle ağır mıydı bu adamcağız?
RAUF- (ıkına sıkına) Nerden bileyim efendim, ölmeden önce tartmadım ki adamı.
(Zil bu sefer ısrarlı ve uzunca çalar)
RAUF- (bağırır) Patlamadınız ya a efendim, açacağım dedim, bekleyin biraz. İşimiz var işte.
(Buzdolabının önünde dururlar. Muazzez hanım cesedi bırakır.)
MUAZZEZ- Siz bırakmayın, ben buzdolabının kapağını açayım.
RAUF- (ıkına sıkına) Biraz çabuk olun lütfen..Kollarım koptu. Rafları çıkartın efendim, yoksa sığmaz.
(Muazzez hanım dolabın kapısını açar, rafları çıkartır, sonra tekrar cesedin yanına gelir ve ayaklarından tutup birlikte kaldırırlar)
MUAZZEZ- Şimdi ben önce cesetin ayaklarını sokayım içine, sonra da siz ikiye katlayarak gövdesini sokarsınız..
RAUF- Aman beyaz peynire dikkat edin Muazzez hanım..Kilosu 5 milyonu buldu.
MUAZZEZ- Siz de tereyağına dikkat edin efendim..Bakın cesetin ceketine vişne reçeli sürüldü. Bana çamaşır makinasını açtırmayın Allahaşkına?
RAUF- Tamam efendim tamam..
(Buzdolabının içine ıkına sıkına koyarlar)
RAUF- (derin bir nefes alır) Tamam, oldu işte.
(Kapı zili yine çalar)
MUAZZEZ- (öfkeli) Allahaşkına açın şu kapıyı Rauf bey. Böyle ısrarla alacaklı gibi çalan densiz, münasebetsiz kimmiş pek merak ettim efendim.
RAUF- Peki efendim peki.
(Rauf bey kapıya yürür)
MUAZZEZ- Ayol benim bildiğim kapı bir kere, bilemedin iki kere çalınır. Baktın açan yok, artık çalma, çek git.

(Rauf bey kapıyı açar. Kapıda Nadide hanım ellerini beline koymuş, bıkkın bir ifadeyle bakmaktadır)

RAUF- Buyrun.
NADİDE- (kızgın) Nerdesiniz ayol, yarım saattir kapı çalıyorum, az kalsın evde yoksunuz diye, çekip gidecektim.
RAUF- Demek evde miyiz, değil miyiz diye yarım saat beklediğinize göre doğrusu siz de Eyüp Sultan sabrı varmış Nadide hanım kızım?
NADİDE- Yok sabırdan değil, bunlar mümkün değil bir yere gitmez diye bekledim.
RAUF- Neden bir yere gitmeyiz ki biz?
NADİDE- Ne bilim Rauf bey amca, siz kumrular gibi gece gündüz Muazzez abla ile oturursunuz da hep..E, evde mi Muazzez abla?
RAUF- Evde, içerde buyrun efendim.
(Nadide hanım salona girer. Rauf bey kapıyı kapatıp arkasından gelir)
NADİDE- (bağırarak) Merhaba Muazzez abla, ben geldimmm!
MUAZZEZ- Ayol alacaklı gibi kapıyı çalan sen miydin Nadide? Allah iyiliğini versin, biz de şey sanıp korkmuştuk.
NADİDE- Kim?
RAUF- Şey efendim şey.
(Muazzez hanıma ne diyelim der gibi bakar).
NADİDE- Ne şeyi ayol?
MUAZZEZ- Şey, şeyi işte. O şey işte. Yani şeyin şeyi. Öyle değil mi Rauf bey?
RAUF- Tabi tabii efendim, şeyden şey mey yani.
(Nadide hanım şaşkın bir Rauf beye bir Muazzez hanıma bakar)
MUAZZEZ- Ee hayrola Nadide hangi rüzgar attı seni buraya?
NADİDE- Ay canım bi menemen çekti Muazzez abla, bi menemen çekti, sorma.
RAUF- Siz de yiyin efendim, engel olan mı var?
NADİDE- Yemesine yiyeceğim de evde ne yumurta kalmışş, ne domates kalmışş, ne sivri biber kalmışş, ne yağ kalmışş.
RAUF- Siz de Migros diye kalkıp bize geldiniz, öyle mi?
NADİDE- A yok canım, o kadar da değil Rauf bey amca, Migrosla sizin evi karıştıracak kadar bunamadım daha. Bak ne diyeceğim Muazzez abla, sende varsa biraz domates, biraz yumurta, biraz sivri biber, bir kaşık yağ verir misin?
RAUF- (alaylı) Ohh ne ala, tuz ve ekmek te istemez misiniz?
NADİDE- Yok onlar var canım..
MUAZZEZ- Bilmiyorum, buzdolabına bir bakayım, varsa vereyim kızım..
NADİDE- A sen hiç zahmet etme ben bakarım Muazzez abla. (Buzdolabına doğru yürür) Senin romatizmaların azmıştır gene, hava kapalı ya..
(Elini buzdolabının kapısına atar tam açacakken)
RAUF- (bağırır) Aman durun, açmayın o dolabın kapısını.
NADİDE- (korkar) Ay! Ödüm koptu vallahi, insan bağırırken önceden haber verir Rauf bey amca. Neden açmayayım buzdolabının kapısını?
RAUF- Çünkü o istediklerinden bizde yok ta ondan Nadide hanım.
MUAZZEZ- Canım dur kız bir baksın belki vardır..
RAUF- (Başıyla gözüyle işaretler yaparak) Muazzezzz!
MUAZZEZ- Efendim Rauf bey?
RAUF- (Yine başıyla, kaşıyla, gözüyle imalar yaparak) Buzdolabı efendim buzdolabıı! Yani, hani şeyyy, o şeyy, şeyin şeyinin şeyii biliyorsunuz ya, unuttunuz mu Muazzez hanım?
MUAZZEZ- (uyanır) Ha, haa! Tabi ya nasıl da unuttum. Buzdolabının içinde şey vardı değil mi? Tuh helecandan unuttum insanın başında akıl kalmıyor ki efendim.
NADİDE- Buzdolabında ne vardı Muazzez abla?
MUAZZEZ- Şey vardı canım..Ölü vardı.
NADİDE- (şaşkın) Nee! Ölü mü? Anneciğim, ne ölüsü Muazzez abla?
MUAZZEZ- Şey ölüsü..
RAUF- Ölü ölüsü..Yani biz öyle diyoruz Nadide hanım kızım. Buzdolabı arızalandı da, biz de ona öldü dedik yani, ya. (üstüne basarak) Öyle değil mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Öyle mi? A tabi tabi..Ya, buzdolabı hastalandı, ay yani arızalandı Nadide
hanım kızım.
NADİDE- A, hayret, ayol yeni almamış mıydınız bunu? Hem de çift katlı..
RAUF- Ne yaparsınız şans işte, bozuldu..
NADİDE- Neyse o zaman gidip şeyden alayım bari..
MUAZZEZ- Marketten mi?
NADİDE- Aa aç kalır yine de markete kadar gitmem vallahi. Bir de beş numaraya sorayım bakim, belki onda vardır menemen malzemesi. Hadi görüşürüz bay bayy!
(Kapıya yürür, kapıyı açmadan önce yerdeki siyah bont çantayı görür, eline alır)
NADİDE- Ay, bu ne güzel çanta böyle? Yeni mi aldın Rauf beyamca? Pek te yakışıklıymış.
RAUF- Ne çantası, ha o çanta mı? Tabi tabi, yeni aldım ya.
NADİDE- Güle güle kullan. Bir gün ver de resim çektireyim.
(Nadide hanım kapıyı açar ve gider)
RAUF- Yani bazan sana öyle kızıyorum ki Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Neden efendim?
RAUF- Böyle münasebetsiz insanlarla nasıl komşuluk yapıyorsun bilmiyorum. Yahu böyle kadın mı olur? Menemen yapacakmış, anlarım yumurtan, domatesin olur da biberin olmayabilir. Amenna! (bağırarak) Yahu yağına varıncaya kadar hiçbir şeyin yok, menemen yemeye kalkıyorsun be kadın! MUAZZEZ- Ayıp ayıp, arkasından konuşma kadıncağızın.
RAUF- Bir de alay ediyor aklı sıra. (taklit ederek) Çantan da pek yakışıklıymış ver de resim çektireyim. (uyanır) Çanta! Amanın çanta, şimdi aklıma geldi, yahu Muazzez hanım, şu münasebetsiz hanımın resim çektirmek istediği
bu çanta şu buzdolabındaki muhteremin çantası değil mi?
MUAZZEZ- Siz daha iyi bilirsiniz Rauf bey, eğer sizin değilse muhakkak onundur tabi.
RAUF- Acaba ne var içinde, açıp bakalım mı?
MUAZZEZ- Ayıp olmaz mı efendim? Size ait olmayan bir çantayı açmak doğru bir şey mi?
RAUF- Aman efendim, az önce evimize gelerek son nefesini veren o ceset te bize ait değil ama şu anda iki katlı buzdolabımızı işgal etmiş bir vaziyette. Bu yüzden onun çantasını açmanın pek ayıp olacağını sanmıyorum.
MUAZZEZ- Siz bilirsiniz, yaşlandıkça huyunuz da değişmeye başladı artık.
RAUF- Bunun yaşlanmakla ne ilgisi var Muazzez hanım. Vefat eden muhterem buzdolabında, çantası burada. Eğer naaş-ı muhterem hayatta olsaydı, elbette kendisine sorardım, çantasını açıp açamayacağımı..
MUAZZEZ- Neyse efendim anlaşılan pek merak etmişsiniz. Buyrun açıp bakın, merakınızı giderin.
RAUF- Öyle yapacağım efendim. (Çantayı açar, birden şaşırır) Allah Allah
bunlar da ne böyle Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Nedir efendim, göremiyorum.Gözlüğümü bulursam..
RAUF- Gözlüğünüz başınızda efendim. Sorunuza gelince, çantanın içinde bir sürü küçük naylon torba var.
MUAZZEZ- Ne var o torbaların içinde Rauf bey?
RAUF- Ne bilim Muazzez hanım, beyaz bir toz var. Karbonata benziyor.
MUAZZEZ- Ah canımm! Zavallı adam demek sağlığında midesinden rahatsızdı.
RAUF- Maşallah okuluna gitmeden doktor da oldunuz. (kızar) Buzdolabındaki muhteremin mide hastası olduğuna nereden hüküm verdiniz?
MUAZZEZ- A efendim, o torbaların içinde karbonat var demediniz mi? Demek ki adamcağız midesinden rahatsız ki yanında taşıyormuş.
RAUF- Unuttuğunuz bir şey var ama, adam aynı zamanda kek hastası da olabilir. Öyle değil mi?
MUAZZEZ- Bunun ne alakası var şimdi anlıyamadım Rauf bey?
RAUF- Karbonat yalnız mide rahatsızlığı için değil aynı zamanda kek yaparken de kabartıcı olarak kullanılmıyor mu Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Tamam efendim bunun için münakaşa etmeyelim. Demek ki bizim buzdolabımızdaki ceset hem mide hem de kek hastası biriymiş.

(Rauf bey şaşkın karısına bakar)


(IŞIKLAR KARARIR TABLO SONU)





















I.PERDE / 2.TABLO
( Mafya Lideri-Hasan-Şekip-Kansız Ziya-Maksut-Şemsi )



DEKOR: Işıklar tekrar açıldığında aynı dekorun önüne iki mafya elemanı küçük bir Yazıhane masası taşıyarak girer. Hemen arkasında da yine iki mafya elemanı. Birinin elinde tepsi içinde bir cep telefonu, öbürünün elinde koltuk vardır. En arkadan da Mafya babası gelir. Kısa boyu, başından büyük şapka giymiş, ağzında kocaman puro bulunan komik bir adamdır. Masayı ve koltuğu koyarlar. Mafya babası koltuğa oturur.





MAFYA- (masaya küt diye vurur, tozlar kalkar) Geri zekalılar, salaklar, spastik mafyacılar. Eroinlere ne oldu peki?
HASAN- Valla şef, eroinler Cımbız Alinin elindeki siyah bir çantadaydı. Biz onu vurunca çanta da onun elinde kaldı.
MAFYA- Peki Cımbızın cesedi nerede?
HASAN- Bulamadık şef, adam yedi canlıymış, sırtına saplı bıçakla bir siteden içeri girdi ve kayboldu.
MAFYA- Durun bir dakika. Şimdi siz Cımbızı buldunuz ve sırtına bıçak sapladınız öyle mi?
HASAN- Evet şef.
MAFYA- Ama Cımbız düşüp ölmedi, yoluna devam etti ve bir siteden içeri girip kayboldu öyle mi?
HASAN- Aynen dediğin gibi şef. (öbür adamlara döner) Demedim mi size şef çok akıllıdır diye. Bakın hemen anlayıverdi durumu.
MAFYA- (Masaya vurur ve ayağa kalkar) Sersemler, geri zekalılar, aptallar, benim bildiğim bir adam vurulduğu yerde zınk diye kalır. Bu sizin öldürdüğünüz Cımbız nasıl bir adam ki öldüğü halde ortadan kaybolabiliyor ha?
HASAN- Valla ne bilim şef. Sen adamı sessizce zımbala dedin, biz de tabanca gürültü çıkartır diye ekmek bıçağıyla zımbaladık.
MAFYA- E peki sonra? Bıçağı yer yemez ölmedi mi namussuz, hırsız eroinci?
HASAN- Yok şöyle bir sallandı, sonra yavaş yavaş yürümeye başladı. Eroin dolu çanta da elindeydi.
MAFYA- Madem bıçağı yiyince ölmedi, yürüdü diyorsunuz peki neden takip edip, çantayı almadınız elinden ha?
HASAN- (Gururla) Şimdi ayıp ettin şef, takip etmez olur muyuz, ettik tabi. Ama sitenin içinde kaybettik Cımbızı.
MAFYA- Salaklar, aptallar, adam sırtına saplı bir bıçakla nereye kaçabilir ki?
Mutlaka o sitedeki dairelerden birine girmiştir. Daireleri araştırsaydınız ya?
HASAN- Nasıl araştırabiliriz ki şef, polis miyiz biz? Daire sahiplerinin kapısını çalıp ta, biz cımbız Ali diye birinin cesetini arıyoruz siz de mi diye nasıl
sorabilirdik ki?
MAFYA- (bağırır) Sersemler, geri zekalılar, yediğiniz haraçlar haram olsun. Doğru dürüst bir adam bile vuramadınız, yazıklar olsun.
HASAN- Hakkımızı yeme şef biz vurmasına vurduk ta Cımbız oyun bozanlık etti..O kadar da bu çetenin ekmeğini yemişti, halbuki kaçmayıp ah vuruldum deyip yere düşebilirdi, yani..
MAFYA- Ben onu bunu bilmem, ne yapıp edip Cımbızdaki o çantayı bulup getireceksiniz bana. O çanta kaç para ediyor biliyor musunuz? (bağırarak) Tam 100 milyar, geri zekalılar 100 milyar !
HASAN- Vay canına seni ufak tefek görüp kazıklamışlar be şef. Mercan çarşısında daha ucuza satıyorlar bu çantaları. İstersen gidip yeni bir tane alayım..
MAFYA- Sersem, geri zekalı, spastik serseri. Bu çanta evrak çantası değil eroin çantası eroinn!
(Bu sırada tepsinin içindeki cep telefonu çalar.Şekip telefonu alır.)
ŞEKİP- (kabaca) Ne var lan, kimsiniz? (yumuşar) Vay yinge, sen misiniz? Kim? Şaduman abi mi? Burda, verim. (Mafya babasına) Buyur şef, yinge istiyor seni?
MAFYA- Tut kulağıma. (Ayağa kalkar, Şekip cep telefonunu Mafya babasının kulağına tutar, Mafya babası da hem konuşur, hem yürür) Mariyaa! Sevgilim, gül fidanım, yediveren gülüm..(ciddi) Kızma Mariyaa, elbette geleceğim minik kargam. Şu anda ekonomiyle ilgili bir toplantı yapıyorum. Birazdan yanında olurum. Nasıl, tabi tabi gelirken getiririm. (Şekipe) Kapat lan, konuşma bitti.
HASAN- Mariya yengemiz mi, şef?
MAFYA- Evet, bozuk atıyor. Gelirken makarna getir, dedi. Allahtan ucuz karı, bi paket Nuhun Ankara makarnasına tav oluyor. (Sonra adamlarına bağırmaya başlar) Geri zekalılar, salaklar, hıyarağaları..(Hasana) Neyse ben gidiyorum Hasan. Sen de şu geri zekalılara söyle ya Cımbızı ya da çantayı bulsunlar, yoksa onları öyle bir zımbalarım ki, Cımbız gibi kaçamazlar da...

(Mafya lideri halli halli gider. Hasan şef yardımcısı olmanın yetkisiyle
gururlanır, havalara girer)

HASAN- (kızar) Ulan develer, beni iki paralık ettiniz be..
KANSIZ- Ama Hasan abi Cımbızı mıhlamıştık biz..
HASAN- Kesin be, mıhladık deyip durmayın. Rezil ettiniz beni Şaduman abiye. Sizin gerzekliğiniz yüzünden mafyalığın haysiyeti de kalmadı.
MAKSUT- (Ağlayarak) Ama Hasan abi şerefsizim bıçakladık Cımbızı. Ölmeyip te kaçtıysa bu onun haysiyetsizliği abi. Neden başka bıçaklananlar ölüyor da Cımbız Ali ölmüyor?
ŞEMSİ- Haysiyetsiz Cımbız, güya bir zamanlar bizim çetedendi. İnat için ölmeyip sırtındaki bıçakla kaçtı namussuz.
HASAN- Tamam tamam laf cambazlığı yapmayın bana. Nereye kaçmıştı Cımbız?
KANSIZ- İşte şu siteye Hasan abi.
HASAN- İyi de hangi daireye? Kırk daire var orada.
KANSIZ- Tek tek dairelerin kapılarını çalıp soracağız abi.
HASAN- Ne yaparsanız yapın ama Cımbızın elindeki o çantayı mutlaka bulun çocuklar. Yoksa Şaduman abi hepimizin canına okur, söyleyeyim.
MAKSUT- O zaman vakit kaybetmeyelim Hasan abi, dağılıp teker teker daireleri arayalım.
HASAN- Tamam. Kapısını çaldığınız daire sahiplerine ne diyeceksiniz bakim?
ŞEMSİ- (Asker selamı vererek) Bizz en birinci Mafya babası Ayı Şadumanın adamlarıyız. Sizin evde sırtına bıçak saplanmış bir eroinci var mı diye soracağız?
HASAN- (kudurur, kravatını çözüp, adamlara vurmaya başlar) Ulan gangster müsvetteleri, bre rezil stajyer serseriler, geberteyim mi sizi ha, geberteyim mi, söyleyin, ne yapim sizleri ha? Ulan daire sahiplerine hiç öyle söylenir mi? Salaklar, geri zekalılar, aklı evveller..Polis olduğunuzu söyleyeceksiniz, arama var diyeceksiniz..

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
















I.PERDE / 3.TABLO
(RAUF BEY, MUAZZEZ HANIM, TAMİRCİ)



Sahne: Birinci tablodaki salon dekoru. Muazzez
hanım yelpaze ile yüzünü serinletmeye çalışıyor. Rauf bey de içi su dolu bardağa o beyaz tozdan dökmüş, karıştırıyor.



RAUF- Yahu Muazzez bu torbaların içindeki karbonat filan değil.
MUAZZEZ- Öyle mi, sakın vanilya olmasın Rauf bey?
RAUF- Ne vanilyası efendim, aklınız fikriniz tatlı da..Tabi maşallah sizin şekerle ilgili bir derdiniz yok.
MUAZZEZ- Madem karbonat değil, vanilya da değil, nedir peki efendim o torbaların içindeki?
RAUF- Hiç kullanmadım ama, bu torbaların içindekinin eroin olduğunu sanıyorum Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Nee! Nereden biliyorsun a canım?
RAUF- Efendim filmlerde filan görüyoruz ya. Eroinler böyle küçücük naylon torbalara koyulup ta pazarlanıyor..Ayrıca deminden beri bardağın içine koyup karıştırıyorum her ne hikmetse kabarmıyor.
MUAZZEZ- Belki de haklısın Rauf bey. İyi ama o zaman bizim çift katlı buzdolabındaki şu ceset..Sakın bir uyuşturucu satıcısına ait olmasın?
RAUF- Sanırım öyle Muazzez hanım..Bu adamı çeteden biri vurdu, o da yardım istemek için bizim kapımızı çaldı ama ömrü vefa etmeyince düştü öldü.
MUAZZEZ- Tabi bizim evin içinde düşüp ölünce de ceset bizim üzerimize kaldı değil mi? (içini çeker) Ne şans ne şans. Başkasına milli piyangonun yüksek ikramiyesi vurur bize de..
RAUF- İşte şimdi başımız iyice derde girdi Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Neden şimdi efendim? Daha önce de dertte değil miydi sanki? Buzdolabımızın içinde ki ceset yeteri kadar dert değil mi başımıza?
RAUF- Bu dert başka bir dert efendim. Az önce söylediğim gibi belli ki bu adamı kendi arkadaşları vurmuş. Şimdi muhakkak arıyorlardır onu.
MUAZZEZ- Neden, bulup ta cenaze törenini yapmak için mi?
RAUF- Hayır efendim, bu çanta için..
MUAZZEZ- O çanta çok mu kıymetli onu arayanlar için efendim?
RAUF- Herhalde efendim. Kimbilir içindeki naylon torbalar kaç milyar eder?
MUAZZEZ- (şaşkın) Milyar mı? Aman Allahım, o kadar pahalı mı yani bu çanta?
RAUF- Sormayın..Şimdi çete mutlaka bu adamın ve çantanın peşindedir. Eyvaahh, ister misiniz buraya evimize gelsinler Muazzez hanım..
MUAZZEZ- Yok canım daha neler efendim, kuruntu yapmayınız..
(Kapı Zili Çalar)
RAUF- (korkar) Buyrun işte, ne demişler iti an çomağı hazırla.
MUAZZEZ- (korkuyla fısıldar) Rauf bey..Kapıyı çalanlar..Sakın onlar olmasın?
RAUF- (ağlamaklı) Elbette onlardır Muazzez hanım elbette onlardır, gördünüz mü şimdi başımıza gelenleri? Ne yapacağız, mahvolduk, yandık . Şunun şurasında iki yaşlı insanız, nasıl mücadele ederiz o eroin çetesiyle?
(Kapı Zili)
MUAZZEZ- Efendim mücadele edecek bir şey yok, açınız kapıyı, çıkartınız
buzdolabından ceseti, veriniz adamlara olsun bitsin. (öfkeyle) Biz
kimsenin cesedine kalmadık, ayrıca ceset meraklısı insan da değiliz.
RAUF- Yahu Muazzez bunlar sadece cesetin peşinde değil, aynı zamanda da çantanın peşindedir.
MUAZZEZ- Daha iyi ya çantayı da verirsiniz cesetle birlikte..Düşündüğünüz şeye bakın Allahaşkına.
RAUF- İyi ama bunları alsalar bile bakalım çete bizi sağ bırakır mı efendim?
MUAZZEZ- Neden bırakmasınlar? Hem cesetlerini hem de eroinlerini geri veriyoruz ya.
RAUF- Efendim demem o değil, olayın şahitiyiz ya. İşte bu yüzden bizi yaşatmayabilirler.
(Kapı Zili)
RAUF- (bağırır) Patlaaa! Açmayacağım işte. (korkuyla) Hay Allah ne yapacağız Muazzez hanım? (dövünür) Hay elim kırılaydı da kapıyı açmaz olaydım. Ben açmasaydım o naaş-ı muhterem, çaresiz karşı dairenin zilini çalacak ve son nefesini de orada verecekti.
MUAZZEZ- Kabahat siz de efendim, her zaman söylüyorum size, kapıyı açmadan önce kim o, diye sorun. İşte kapıyı böyle sormadan açarsınız, ceset te gelir evimize katil de..
(Zilden sonra elle kapıya hızlı hızlı vurulur)
RAUF- (içini çeker)Yok ne olacaksa olsun Muazzez hanım, ben kapıyı açacağım.
MUAZZEZ- İsabet buyurursunuz efendim, siz açmazsanız onlar kapıyı kasasından sökecekler baksanıza.
RAUF- Haklısınız.
(Kapı ziline elle hızlı hızlı vurma sesi de karışır)
RAUF- Hakkınızı helal ediniz efendim. (bağırır) Geliyorum efendim geliyorum.
(Yürür) Aman canım ne korkuyorum ki çok ısrar ederlerse veririm cesetlerini alır giderler..
MUAZZEZ- (bağırır) Durun Rauf bey açmayın kapıyı.
RAUF- (şaşkın) Ne oldu Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Çanta efendim çanta..Böyle salı pazarı gibi açıkta mı bırakacaksınız onu?
RAUF- Hakikaten onu unutmuştuk.. Size zahmet olacak ama çantayı saklar mısınız efendim?
MUAZZEZ- Nereye saklıyayım efendim?
RAUF- (bıkkın) Efendim götürün koyun onu da sahibinin yanına..
MUAZZEZ- Peki efendim peki. (Yürürken) Bizim buzdolabı da çeyiz sandığına döndü efendim.

(Buzdolabının kapısını açıp içine koyarken, Rauf bey kapıyı açmaya gider ve kapıya elini uzatırken Muazzez hanım bağırır)

MUAZZEZ- (bağırır) Ayyy!
RAUF- Ne oldu efendim? Neden bağırdınız öyle?
MUAZZEZ- (nefes nefese) Kusura bakmayın dalgınlığa geldim Rauf bey. Dolabı açıp ta içindeki ceseti görünce birden korktum.. (Dolabı kapatır) Süperfreşin donmuş gıdalarına dönmüş.
(Kapı zili çalar)
RAUF- (öfkeyle) Ah, elli yaş genç olacaktım ki, böyle ısrarla kapı çalmak ne demekmiş gösterecektim onlara. (bağırır) Tamam efendim tamam açıyorum çalmayın. (Kapıyı açar) Buyrun!

(Kapıda bir adam durmaktadır. Yüzünde tik vardır. Zaman zaman bir gözünü kırpmaktadır, ya da başka komik bir tiki vardır)

TAMİRCİ- (alaylı) Yani maşallah bayağı ayağınıza hızlıymışsınız bey amca ha.
Allahtan sizin moruk olduğunuzu söylemişlerdi de çekip gitmedim bekledim.
RAUF- Yani kapımızı çalmadan önce hakkımızda tahkikat mı yaptınız?
TAMİRCİ- Eh onun gibi bir şey işte..Girebilir miyim?
RAUF- (bağırır) Hayır giremezsiniz (yavaş ve sakin) demem için enaz elli yaş genç olmam lazım. (içini çeker) Buyrunuz efendim.
(Adam girer, kapı kapanır, içeri yürürler?
TAMİRCİ- Merhaba hanım teyze.
MUAZZEZ- Merhaba..Buyrunuz oturunuz.
TAMİRCİ- Yok oturmuyayım, buzdolabı için gelmiştim.
RAUF- (şaşkın) Ya, demek biliyorsunuz! (Muazzeze) Duydunuz mu beyfendi ne
için teşrif etmişler? Buzdolabı için gelmişler, hani içinde şey olan şey için..
MUAZZEZ- (korkuyla) Nee, buzdolabı için mi?
RAUF- (içini çeker) Adamlar maşallah bizim emniyet teşkilatından daha hızlı çalışıyorlar. Baksana hakkımızda gerekli tahkikatı yapıp öyle gelmiş.
TAMİRCİ- Evet buzdolabı neredeydi bakim? Biran evvel gösterin, işim çok oyalanacak halim yok beybaba.
RAUF - (içini çeker) Demek herşeyi biliyorsunuz.
TAMİRCİ- Evet bilmesem burada işim ne amca?
RAUF- Bakın ister inanın ister inanmayın, ama bizim en ufak bir suçumuz yok efendim. Öyle değil mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Öyle efendi oğlum, biz şurada iki ihtiyar oturmuş öğle yemeğimizi yiyorduk. RAUF- Hatta yemeğimizi yemiştik de zevcem kahveyi bulaşıktan önce mi yapayım, yoksa bulaşığı yıkadıktan sonra mı yapayım diye soruyordu.
TAMİRCİ- Her neyse şöyle ya da böyle olan olmuş artık. Buzdolabınız neredeydi?
MUAZZEZ- Bize kızmadınız ya efendi oğlum?
TAMİRCİ- Yo neden kızayım ki? Herkesin başına gelebilir bu.
RAUF- (şaşkın) Sahi mi?
TAMİRCİ- Tabi, her gün en az 40 - 50 kişinin başına geliyor böyle işler. Bu yüzden fazla dert etmeyin. (alaylı) Olur böyle vakalar, Türk polisi yakalarr!
RAUF- (karısına) Duyuyor musun Muazzez hanım, bak biz de başımıza neler geldi diye üzülüp duruyorduk. Meğer her gün kaç kişinin evine böyle sırtına bıçak saplanmış....
TAMİRCİ- Canım büyütmeyin bu kadar. Beş dakikada halleder giderim.
MUAZZEZ- Peki giderken götürecek misiniz?
RAUF- Öyle ya, tekrar burada bırakmayın, zaten yeteri kadar üzdü bizi.
TAMİRCİ- Götürmem gerekirse götürürüm tabi, siz dert etmeyin amcabey. Ama önce bir bakim belki de götürmem burada hallederim işi.
RAUF- Yoo efendi, gerekirse götürürüm filan yok. Alıp götürün? Saatlerdir neler
çekiyoruz onun yüzünden biliyor musunuz?
MUAZZEZ- Rauf bey doğru söylüyor efendi oğlum, canımız soğuk su istese
içemiyoruz, aman burada bırakma, al götür ne yaparsan yap. Orası bizi ilgilendirmez. Bizim evden gitsin de..
TAMİRCİ- Tamam tamam hele bir görelim şu buzdolabını da sonra karar veririz. Eğer gerekirse bir kamyonet tutar içine atar götürürüm .
RAUF- Kamyonete lüzum yok canım, o kadar büyük değil, bir taksiye de koyup götürebilirsin. Öyle değil mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Tabi tabi, cüssesi ne ki, boşuna dünyanın parasını verip kamyonet tutmayın.
TAMİRCİ- Yok taksiyle olmaz, hem zor sığar hem de sağına soluna zarar verebiliriz.
RAUF- Reca ederim o kadar hassas olmayınız. Sağı solu zedelense de o hiçbir şey duymaz artık.
TAMİRCİ- Yoo ben maldan anlar insanım bey amca, işimi de dikkatli yaparım. Neredeydi buzdolabı?
MUAZZEZ- Peki götürürken komşuların görmesinden korkmuyor musun evladım?
TAMİRCİ- Yo neden korkayım ki? Nasıl olsa sizin o..
RAUF- Yok efendim yok, bizim değil, bizimle en ufak bir ilgisi bile yok.
TAMİRCİ- Sizin değil mi?
MUAZZEZ- A üstümüze iyilik sağlık, ne tanırız, ne görmüşlüğümüz var ayol?
RAUF- Deminden beri anlatıyoruz ya, biz onu kapının önünde bulduk efendim.
TAMİRCİ- Kapının önünde mi?
MUAZZEZ- Evet. Kocam Rauf bey kapıyı açtığında kapının eşiğinde öyle heykel gibi duruyormuş.
RAUF- Tam heykel gibi değil de, hazan yaprağı gibi titriyordu..
TAMİRCİ- Yani sizin kapınızın önüne mi bırakmışlar onu?
RAUF- Hayır kendi ayağıyla gelmişti.
TAMİRCİ- (iyice şaşkın) Nee! Yani şimdi o kendi ayağıyla mı gelmiş sizin kapınızın önüne?
RAUF- Evet efendim, biliyorum inanılması zor ama hakikat böyle.
TAMİRCİ- Allah Allah amma garip, hiç böyle şey duymamıştım..Demek ziliniz çaldı, kapıyı açtınız ve o karşınızda duruyordu ha?
RAUF- Evet aynen öyle.
TAMİRCİ- Tir tir de titriyordu ha?
RAUF- Evet, evet efendim.
TAMİRCİ- Siz de içeri aldınız hemen öyle mi?
RAUF- Pek almış sayılmayız, daha doğrusu üzerime düşünce mecburen içeri de girmiş oldu.
TAMİRCİ- Bir de üzerinize mi düştü yani? Allah korumuş sizi be, bayağı ağırdır yani, iyi bir yerinize bir şey olmamış.
MUAZZEZ- Sorma efendi oğlum sorma, Allah korudu Rauf beyi.
RAUF- İyi ki Muazzez hanım evdeydi de yardım edip üzerimden kaldırdı.
TAMİRCİ- (şaşkın) Yok yahu, o koca hengameyi teyze mi kaldırdı üzerinizden?
MUAZZEZ- Can havliyle yaptım efendim, baktım Rauf bey, altında kalmış zor nefes alıyor, şöyle iki elimle tuttuğum gibi bir yana fırlatıverdim.
TAMİRCİ- Demek fırlattınız ha? O zaman mutlaka zarar görmüştür sağı solu.
RAUF- Görmesine gördü ama esas zararı bize gelmeden önce görmüş .(içini çeker) Sırtından bıçaklanmıştı.
TAMİRCİ- Yaa! (uyanır, bağırır) Nee! Sı..sırtından mı bıçaklanmış? Kim? Buzdolabı mı?
RAUF- Buzdolabı mı? Bunu da nerden çıkarttınız efendim?
TAMİRCİ- Bildiğimiz buzdolabı amca, küçük, büyük, tek kapılı, iki kapılı, üç kapılı, derin donduruculu, nofurostlu..
MUAZZEZ- (şaşkın) A efendi oğlum, sen kimsin niçin geldin evimize bakim?
TAMİRCİ- Tamirciyim ben. Buzdolabınız bozuk değil mi?
MUAZZEZ- Yoo.
RAUF- Öhhö öhhö. Bozuk tabi..
TAMİRCİ- Tamam işte onun için geldim.
RAUF- İyi de efendi oğlum, biz tamirci çağırmadık ki sen nerden duyup ta geldin?
TAMİRCİ- Altı numarada oturan Nadide abla telefon etti, o söyledi..Yazıktır, yaşlı insanlardır git bir bak dedi. Ben de kalktım geldim.
RAUF- (derin bir nefes alır) Yani şimdi sen buraya bizim buzdolabını tamir etmeye mi geldin?
TAMİRCİ- Evet, neredeydi buzdolabı? Hah şuradaymış..(Yürürken) İnşallah önemli bir arızası yoktur.
RAUF- (bağırır ve koşar) Durun efendim dokunmayın buzdolabımıza.
TAMİRCİ- Neden? Bozuk değil mi, onarmaya geldim işte.
RAUF- Olabilir efendim. Sizi ilgilendirmez, dokunmayın dedim, işte o kadar!
TAMİRCİ- Allah Allah size de iyilik yaramıyor yani. Yaşlı insanlarsınız, buzdolabsız yapamazsınız gelmişken tamir edeyim işte.
MUAZZEZ- A üstüme iyilik sağlık, ayol istemiyoruz dedik ya evladım.
RAUF- Evet biz buzdolabının arızalı olanını severiz efendim. Size ne?
TAMİRCİ- (şaşkın) Arızalı buzdolabı mı seversiniz? (Tamirci karı kocaya şaşkın şaşkın bakar) Eh nasıl isterseniz öyle olsun. (Yürürken) Acaba biz de yaşlanınca böyle bunlar gibi mi olacağız? (Kapıyı açar) İyi de deminden beri anlattığınız o hikaye neydi peki? Yok kendi ayağıyla kapıya geldi, yok hazan yaprağı gibi titriyordu, yok üzerimize düştü, yok sırtında bıçak vardı. Korku filmi mi seyrettiniz yoksa?
(Gülerek kapıyı çeker gider)
RAUF- (öfkeyle) Görüyor musunuz Muazzez hanım, şu ceset yüzünden ne komik durumlara düştük? Tamirci bizi resmen deli zannetti. Ama kabahat onda değil, kabahat şu sizin münasebetsiz komşunuz Nadide denen hanımda. (kızgın yukarıya bakarak bağırır) Bizim buzdolabımızın arızasını bildirmek size mi düştü efendim?
MUAZZEZ- Aman bırakın ne zannederse zannetsin efendim. (içini çeker) Söyler misiniz Rauf bey bu işin sonu nereye varacak efendim?
RAUF- Ben de bilmiyorum Muazzez hanım.
MUAZZEZ- İşinize karışmak gibi olmasın ama, ben derim ki en iyisi yine polise başvuralım biz efendim. Böyle işler bizim gibi iki ihtiyara göre değil.
RAUF- Yapmayın Muazzez hanım, dertsiz başımızı derde sokmayalım efendim. Sonra gazetelerin, televizyoncuların diline düşeriz. Düşünsenize oğlumuz
general, kızımız sinema oyuncusu. Rezil olur sonra çocuklar.
MUAZZEZ- Peki ne yapacağız öyleyse, böyle buzdolabında ceset bulunan bir evde daha ne kadar yaşayabiliriz ki?
RAUF- Hele bir yorgunluk kahvesi içelim de sonra bu cesetten nasıl kurtulacağımıza karar veririz Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Olur şimdi yaparım. Ama kahvenin yanına su istemeyin veremem Rauf bey?
RAUF- Neden efendim, suyumuz mu bitti?
MUAZZEZ- Bitmedi de buzdolabında. Buzdolabında da biliyorsunuz ne var?


(IŞIKLAR KARARIR TABLO SONU)





l. PERDE- 4. TABLO
Rauf bey, Muazzez Hanım ve Kansız Ziya

Dekor: Aynı.



MUAZZEZ- Ayy of kollarım koptu efendim, biraz dinlensek mi ne dersiniz?
RAUF- Az kaldı Muazzez hanım..Hakikaten çok ağırmış ceset.
MUAZZEZ- Boyu posu devrilesice, ölecek başka ev mi bulamadı da geldi bizim evimizde öldü.
RAUF- (öfkeyle) Onca yıl bilet alırım, amortiden başka şey çıkmaz, ama bunun gibi sırtında bıçak saplı bir ceset sanki bulunmaz hint kumaşıymış gibi bize isabet eder işte. (derin bir nefes alır) Biraz dinlenelim.
(Cesedi yere bırakırlar)
MUAZZEZ- Yaptığımız işin doğru olduğuna emin misiniz Rauf bey?
RAUF- Sizin hoşunuza gitmedi galiba.
MUAZZEZ- Elbette gitmedi efendim.
RAUF- İyi ama az önce buzdolabında ceset bulunan bir evde yaşamak istemem diyen siz değil miydiniz?
MUAZZEZ- Evet ama ben gidip te karşı dairemizde oturan Cihangir beylerin kapısının önüne bırakıp kaçalım, demedim size.
RAUF- Bundan ben de hoşlanmıyorum ama ne var ki şu koca ceseti sitemizin bahçesine gömecek kadar genç değilim. Ayrıca Cihangir beyden de pek hazetmediğimi iyi bilirsiniz Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Sizi tavlada mütemadiyen yendiği için mi efendim?
RAUF- Olabilir efendim. Ben gele attıkça o adamın pis pis gülmesi yok mu beni deli ediyordu. Bakalım kapısının önünde ceset bulduğu zaman da öyle pis pis gülebilecek mi? Neyse hadi efendim yardım edin de kapıya kadar taşıyalım şu muhteremi. Az bir şey kaldı.
MUAZZEZ- Siz yine kollarından tutun, ben de ayaklarından. Hadi bakalım Rauf bey.
(Tam cesedi tutarlarken, kapı çalar)
MUAZZEZ- (korku) Ka..Kapı çalıyor efendim.
RAUF- (öfkeli) Tam sırasıydı yani. Tam da cesedi kapı ağzına kadar getirmişken..
(Kapı zili yine çalar)
MUAZZEZ- Söyleyin Rauf bey ne yapacağız şimdi?
RAUF- Şey, cesedi yine götürüp buzdolabına geri koyacağız efendim.
MUAZZEZ- Yooo gazete ve televizyonların benden mavi sakal diye söz edeceğini bilsem dahi şu cesedi şurdan şuraya götüremem artık.
RAUF- (yalvarır) Yapmayın Muazzez hanım, şimdi kapıyı açarsam içeri giren bu cesedi görünce neler düşünmez ki hakkımızda, efendim?
MUAZZEZ- Umrumda bile değil, çok istiyorsanız şuraya koltuğun üzerine oturtturabiliriz.
RAUF- Ama ölü birini koltuğa nasıl oturturuz Muazzez hanım?
(Kapı zili yine çalar)
RAUF- (telaşla) Neyse başka çaremiz yok, peki yardım edin de koltuğa oturtalım. Siz ayaklarından tutun.
MUAZZEZ- Tuttum, hadi ağır ağır götürelim.
RAUF- (bağırır) Tamam tamam açıyorum efendim, bir iki dakika bekleyiniz. (usulca) Evett, hadi oturtalım koltuğun üzerine.
(Cesedi koltuğa oturturlar)
MUAZZEZ- Şöyle başını da koltuğun başlığına dayarsak, dik durur. Bak nasıl durdu efendim? Tıpkı şekerleme yapıyormuş gibi bir hali var değil mi?
RAUF- Eh hiç yoktan iyidir. Zaten buzdolabında dura dura aileden biri gibi olmuştu muhterem.
(Zil sesi)
MUAZZEZ- Allahaşkına şu kapıyı açınız Rauf bey? Zil her çalışında beynimin içinde ötüyor sanki.
RAUF- Tabi efendim. (Kapıyı açmaya gider) Nedense kapımız bugünkü kadar hiç çalmamıştı. Cesetin şansına mıdır nedir, beş dakikada bir, birisi zilimizi çalıyor.
(Kapıyı açar)
RAUF- Buyrunuz efendim.
(Kapıda Mafyanın adamlarından Kansız Ziya durmaktadır)
KANSIZ- İyi günler efendim. Ben cinayet masasından polis memuru Ziya.
RAUF- (şaşkınlık, heyecan, korku) Nee! Po..polis mi dediniz efendim?
MUAZZEZ- (bağırır) Rauf bey efendim kimmiş gelen?
RAUF- Polis efendim!
MUAZZEZ- (korkuyla) Polis mi ?
KANSIZ- İçeri girmeme izin verir misiniz?
RAUF- (korkuyla) Ta..Tabi..
(Kansız serseriler gibi yürür içeri girer)
MUAZZEZ- (usulca) Rauf bey.
RAUF- (usulca) Buyrun efendim.
MUAZZEZ- (usulca) Artık saklamanın bir lüzumu yok efendim. Madem polis evimize kadar gelmiş, herşeyi açık açık anlatalım ona.
RAUF- Evet haklısınız efendim.
KANSIZ- Biz elinde siyah çanta olan bir adam arıyoruz.Şöyle orta boylu, bıyıklı..
RAUF- Sırtında da kocaman bir bıçak taşıyor muydu efendim?
KANSIZ- Evet. (heyecanla) Nee! Gördünüz mü yoksa onu?
RAUF- Tabi görmez olur muyuz? Sabahtan beri bizim evde misafir.
MUAZZEZ- (bağırarak) Buyrun buyrun burda koltukta oturuyor, gelin bakın.
KANSIZ- Benimle dalga geçmiyorsunuz ya? Hakikaten o adam burda mı?
RAUF- Aman efendim, burda diyorum ya. Buyrun inanmazsanız salona bir bakın, onu koltuk ta oturuyor göreceksiniz.
KANSIZ- Peki.
(Yürürler)
KANSIZ- Hani nerede?
MUAZZEZ- İşte bakın koltukda..
KANSIZ- (şaşkın) Aaa, o, evet o, o bu! (Çok heyecanlanır ) Evet bu o, aradığımız adam bu. (ses zayıflar) Ay bana..bana bir şeyler oluyor..Kalbim..Ahh!
(Kansız cesedin karşısındaki koltuğa düşer)
RAUF- (şaşkın) Ay, adam düştü..Polis bey, memur bey!
MUAZZEZ- (şaşkın) Aaa ayol ne oldu o adamcağıza öyle, ayağımı kaydı da düştü?
RAUF- Yok efendim, bizim muhterem ceseti görünce, heyecanlandı bu o, bu o dedikten sonra elini kalbine götürdü sonra da düştü.
MUAZZEZ- (korkuyla) Amanın yoksa bu da ölmüş olmasın Rauf bey? Mazallah ne yaparız sonra?
RAUF- Bilmiyorum ama korkarım bu adam da.. (Yere Eğilip kontrol eder. Eliyle gitti işareti yapar) Ölmüş efendim.
MUAZZEZ- (şaşkın) Emin misiniz Rauf bey..
RAUF- Efendim inanmıyorsanız gelip kendiniz dinleyin adamın yüreğini. Atmıyor işte. Yüreği susmuş.
MUAZZEZ- Eyvahh, gördünüz mü başımıza gelenleri? Evimiz Zincirlikuyu mezarlığına döndü Rauf bey. Birinden kurtulalım derken bir ikincisi daha geldi misafir oldu.
RAUF- Öteki bir şey değil, alt tarafı eroincinin tekiydi. Bu çok daha kötü, başımızı tam belaya sokacak cinsten bir ceset Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Pek merak ettim efendim, bu cesedin özelliği neymiş?
RAUF- Bu ölen ikinci adam var ya Muazzez hanım, polis o poliss!
MUAZZEZ- A doğru az önce söylemiştiniz efendim, polisti değil mi?
RAUF- Evet hem de en ses getiren cinsinden. Cinayet masasından. (Korku içinde) Mahvolduk Muazzez hanım, mahvolduk. Bu polisi de bizim öldürdüğümüzü sanacaklar.
MUAZZEZ- Ayol nedir bu başımıza gelen, evimize yağmur gibi ceset yağıyor Rauf bey.
RAUF- Sormayın efendim sormayın.
MUAZZEZ- Peki ne yapacağız söyler misiniz? Bu iki naaş-ı muhterem hep böyle salonumuzun baş köşesinde mi oturacak? Ayol bir gelen olup ta görse ne deriz Rauf bey?
RAUF- Yapılacak bir tek şey var Muazzez hanım, o da bu naaş-ı muhteremleri ortadan kaldırmak!

IŞIKLAR KARARIR, TABLO SONU





l.Perde / 5. Tablo
Mafya Şefi, Hasan ve Şemsi


Dekor: Aynı dekorun önü..

MAFYA- Delirdin mi sen Hasan? Cımbız Aliden sonra şimdi de Kansız Ziya mı kayboldu yani?
HASAN- Valla şef, koca siteye dağıldık. Hepimiz bir dairenin kapısını çalıp polis gibi Cımbız Aliyi soracaktık. Sonra yine sitenin önünde toplanacaktık. Bir kaç saat sonra hepimiz bir araya geldik ama kansız gelmedi.
MAFYA- (kızgın) Allah kahretsin siz ne biçim adamsınız be? Siz kimmm, mafyalığa soyunmak kim? Sizden çoban bile olmaz be. Süleymanın dediği gibi size iki koyun teslim etsem, birini kaybedip gelirsiniz, geri zekalılar.
HASAN- Hakkımızı yeme şef, cımbız Aliyi zımbala dedin zımbaladık.
MAFYA- Ne malum ? Benim bildiğim zımbalanan insanlar iki seksen yere uzanır, ölür. Ama her ne hikmetse sizin zımbaladıklarınız bırakın ölmeyi hem kaçıyor, kaçarken de 100 milyarlık eroini de beraberinde götürüyor. Dedim ya siz yeraltı dünyasının yüz karalarısınız, yüzz! (derin bir nefes) Yok mu Cımbız Alinin cesedi ya da çantasından bir haber?
HASAN- Biz bize düşen dairelere baktık, oralarda yok. Ama Kansız Ziyanın bakması gereken dairelerde varsa bir şey diyemem.
MAFYA- Kansız Ziya, hangi dairelere bakacaktı?
HASAN- Alt katı ona vermiştik. Yani 4 daireyi o kontrol edecekti.
MAFYA- (aklına bir şey gelir) Durun bakim, sakın o kansız..evet evet şimdi anladım. (bağırır) Aptallar, salaklar, geri zekalılar! Kansız Ziya sizi bal gibi atlatmış işte hala anlamadınız mı?
HASAN- Nasıl atlatmış, neden atlatmış şef?
MAFYA- Kansız, Cımbızı ya da çantasını buldu ve eroini alarak kayıplara karıştı.
Siz de hala maaşına zam bekleyen memurlar gibi umutla onun gelmesini bekleyin artık. Tuh size, yıkılın karşımdan, yıkılın diyorum.
(2.Adam elinde tepsiyle hazır olda durmaktadır. Tepsinin içindeki telefon çalar. Adam telefonu alır Mafya liderine verir)

2.ADAM- (Mafya lideri gibi konuşarak) Mariyaaa..(ciddi) Yingemizdir, uzat kulağını şef.
MAFYA- (Telefona kulağını uzatır) Mariyaaa, makarnan mı bitti minik kargam? Tamam bir tanem, tamam gülfidanım, gelirken getiririm..Nasıl? Burgulu mu olsun? Peki..Bir de fiyonklusundan mı? Tamam canım..(kızar) Kahvaltı da olsun makarna yeme bari yediveren gülüm. (telefonu kapatır) Ulan nerden başımıza balta ettik bu makarnacı karıyı. Yiye yiye şişti, haftada bir karyola kırıyor.
(Mafya elemanları güler, kimisi yerlere yatarak kahkahayla gülmeye başlayınca, Mafya lideri bağırır)
MAFYA- Yeter, kesin lan! (Gülmeler durur) Dinleyin beni, yeraltı dünyasının en geri zekalı, stajyer sabıkalıları..
HASAN- İltifat ediyorsun şef.
MAKSUT- Teveccühün şef.
ŞEKİP- Sağol şef.
MAFYA- İçinizden birisi bu sitenin önünde 24 saat nöbet tutacak, tamam mı?
ŞEMSİ- (Parmağını kaldırarak öne fırlar, şımarık çocuklar gibi davranır) Ben tutim şef. Ne olur nöbetçi ben olim.
MAFYA- Tamam tamam...
ŞEMSİ- Askerde de hep nöbeti ben tutardım şef..
MAFYA- Tamam dedik lan.
ŞEMSİ- (elini şefin omuzuna atarak) Hatta hiç unutmam bir gece nöbet tutarken..
(Mafya kızar ve şapkasını çıkartıp Şemsiyi dövmeye başlar)
MAFYA- Ulan Hasan, bu lavuğu çeteye almak için çok aradın mı ha?
HASAN- Yok aramadım şef, teyze oğlum olur kendisi..İki üniversite bitirdi, ama iş bulamadı. Ekmek yesin diye bizim çeteye aldım.

IŞIKLAR KARARIR TABLO SONU

I.Perde / 6.Tablo
Rauf bey, Muazzez hanım-Maksut-Şekip ve Nadide


Dekor: Emekli büyükelçinin salonu. Işıklar
yandığında karı koca cesedi buzdolabına yerleştirmektedir. Yerleştirirler ve buzdolabının kapısını kapatırlar.

RAUF- Evett eroinci muhteremi tekrar buzdolabına koyduk. (Derin bir nefes alır) Ayy, kollarım koptu Muazzez, ceset taşımak ve yerleştirmek ne zor işmiş meğer.
MUAZZEZ- Zor tabi efendim, sana yağı yerleştirmeye benzemiyor bu iş. Sonra eskisi gibi genç değiliz ki, yaşlandık artık. Genç olsaydık şimdi birini sen, öbürünü de ben omzumuza vurduğumuz gibi götürür bir yere bırakırdık.
RAUF- Allahtan sizi dinlemeyip te şu iki katlı buzdolabını almışım Muazzez hanım. Bak nasıl işimize yaradı gördün mü?
MUAZZEZ- E her şeyde bir hayır vardır diye boşuna dememişler.
RAUF- Biraz soluklandıktan sonra şu muhterem polis cesetini de orta yerden kaldıralım efendim.
MUAZZEZ- (alaylı) Emredersiniz efendim. Suçlunun cesetini iki katlı buzdolabımızda misafir ettik. Acaba polis beyin cesedini nerede misafir etmemizi uygun görürsünüz?
RAUF- Alay etmeyin Muazzez hanım. Siz de biliyorsunuz ki onları buraya davet edip te ölün diyen ben değilim.
MUAZZEZ- Bundan sonra size kapıyı açmanızı yasaklıyorum efendim. Çünkü siz ne zaman kapıyı açsanız bir ceset geliyor evimize.
RAUF- Aman siz açın efendim, siz açın, ben kapı açma meraklısı değilim.
MUAZZEZ- Neyse söyleyin efendim, polisin cesetini nereye saklayacağız?
RAUF- (kızar) Yahu herşeyi bana sorup durma Muazzez hanım. Aaa, sanki ben her gün ceset saklıyorum. Biraz da siz kafanızı çalıştırın efendim.
MUAZZEZ- Erkek değil misiniz efendim?
RAUF- (kızgın) Allah Allah hani siz feministtiniz? Hiç bir konuda erkek kadın ayrımı yoktur derdiniz? Bu yüzden bulaşığı bana kurulattırır, çamaşırı bana astırırdınız.Ne oldu da şimdi bu düşüncelerinizden vazgeçip, nüfus kağıdım da yazmasına, iki çocuk yapmamıza rağmen bana erkek olup olmadığımı soruyorsunuz bakim ha?
MUAZZEZ- (kızar) Münasebetsizlik etmeyin efendim. Bu konuyu daha sonra münazara ederiz sizinle. Şimdi söyleyin bakalım, polisin cesetini nereye saklayacağız? (alaylı) İsterseniz onu da tam otomatik çamaşır makinasının içine koyalım ha? Oraya bakmak kimsenin aklına bile gelmez.
RAUF- (alaylı) Bence mikro dalga fırının içine koysak daha iyi olur. (kızgın) Muazzez hanım, sanırım içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini kavrayamıyorsunuz galiba. (bağırır) Mazallah bu cesetler evimizde bulunursa ne olur biliyor musunuz?
MUAZZEZ- Biliyorum.(gülerek) Meşhur oluruz efendim..Neyse, bakın aklıma ne geldi? En iyisi gardroba saklayalım onu. Elbiselerin arasında kimse göremez onu.
RAUF- Bakın bu iyi fikir. (telaşla) Hadi yeteri kadar dinlendik efendim. Hemen şu ceseti saklıyalım oraya.
MUAZZEZ- (içini çeker) Peki efendim. İnşallah bu sonuncusu olur.

(Yine Rauf bey kollarından, Muazzez hanım ayaklarından tutarak cesedi gardroba doğru götürmeye başlarlar)

MUAZZEZ- (suratını buruşturur) Öff, ne koku ne koku?
RAUF- Abartmayın efendim, muhterem öleli ne kadar oldu ki, kokmaya başlasın?
MUAZZEZ- Ayak kokusunu kastediyorum efendim. Maşallah suya hasret bırakmış ayaklarını..
(Gardrobun önünde dururlar)
MUAZZEZ- Ayaklarını yıkasamıydık acaba?
RAUF- Kimin?
MUAZZEZ- Cesedin?
RAUF- Daha neler, oldu olacak bütünüyle yıkayın da imama iş bırakmayın bari.
MUAZZEZ- Gardrobun içi de kokacak şimdi.
RAUF- (Rauf bey, gardrobun kapısını açarak) Hadi efendim saçmalamayın.. Tutun ayaklarından da sokalım içine.
MUAZZEZ- Siz bilirsiniz efendim, sonra elbiselerim, gömleklerim kokuyor demeyin..

(Cesedi dolabın içine koyarlar, kapısını kapatıp, ikisi de sırtlarını kapıya verirler)

MUAZZEZ- (Derin bir nefes alır) Evett işte bunu kaldırdık ortadan.
RAUF- Cesedi neden benim giysilerimin bulunduğu bölüme koydunuz? Pekala da kendi tarafınıza koyabilirdiniz.
MUAZZEZ- Aman efendim, ha sizin taraf, ha benim taraf ne farkeder ki? Herhalde o ceset uzun süre gardrobumuzda kalmayacak değil mi?
RAUF- Elbette kalmayacak.
(Kapı zili çalar)
RAUF- (heyecanlı) Kapı..Bu sefer kim geldi acaba?
MUAZZEZ- Aman siz istirahat buyrun, ben açarım efendim. Malum, siz ne zaman açsanız...
RAUF- (kızgın) Aman siz açın efendim. Ben kapı açma meraklısı değilim .
MUAZZEZ- Açarım efendim, neden açmayayım. (Yürürken) Bıktım sizin davetsiz cesetlerinizden..Evimiz gasilhaneye döndü. (Durur, kapıyı açar) Buyrun.
NADİDE- Merabaa Muazzez abla, girebilir miyim?
MUAZZEZ- (içini çeker) Buyur Nadide hanım kızım..
( Önde Nadide ardında Muazzez içeri girerler)
NADİDE- Neden geldim biliyor musun? Süleyman telefon etti, akşama ıskara köfte yap, dedi. Bende de hiç kıyma kalmamış. Varsa sizde, yarım kilo alayım dedim.
RAUF- (alaylı) Dana mı yoksa koyun mu olsun?
NADİDE- Ay aman dana olmasın Rauf bey amca, biliyorsun danalar delirmiş. Varsa koyun rica edeyim.
RAUF- Tabi iki kere çekilmiş mi istersin?
NADİDE- (şaşkın) Aa, siz de kıyma makinası da mı var?
MUAZZEZ- Sen Rauf bey amcana bakma Nadide şaka yapıyor aklı sıra . (azarlar gibi) Ayol sen bizim evi kasap Mustafanın dükkanı mı sandın kızım?
NADİDE- A yok canım, ne alakası var? Kasap Mustafanın dükkanı ta nerede? E fazla kıyman yok mu şimdi Muazzez abla?
MUAZZEZ- Yok yavrum, olsa verirdim...
NADİDE- Hay Allah, neyse. Belki 26 numarada vardır.(Yürür Durur) Ay az kalsın söylemeyi unutuyordum. Bugün sizin eve de polisler geldi mi Muazzez
abla?
MUAZZEZ- Şeyy..Polisler mi?
RAUF- Yoo, niye gelsinler ki, neden sordun Nadide hanım kızım?
NADİDE- Ayol bütün kapıları tek tek dolaştılar. Bir suçlu arıyorlarmış galiba. Adı da Cımbız Ali mi neymiş, öyle bir isimmiş. Ne komik bir isim değil mi?
RAUF- E buldular mı bari?
NADİDE- Bilmem, bizim evde bulamadılar, tabi yoktu da ondan. Hayret sizin evi aramamışlar ha ?
MUAZZEZ- Belki bizim kapıyı da çalmışlardır da biz duymamışızdır öyle değil mi Rauf bey?
RAUF- Şey tabi efendim, tabi öyle olmuştur. Bizim uyuduğumuz bir sırada geldilerse.(içini çeker) Demek adı Cımbız Ali ha..
NADİDE- Ya eğer görürseniz bana haber verin olmaz mı Muazzez abla?
MUAZZEZ- (şaşırır) Neden, ne yapacaksın ki Cımbız Aliyi?
NADİDE- Kaşlarım uzadı da, hazır adam bizim sitedeyse kaşlarımı aldırayım bari.
(Karı kocanın şaşkın bakışları altında Nadide kapıyı açıp gider)
RAUF- Şeytan al şu cesetleri Nadide hanımın kapısının önüne bırak diyor. Biraz genç olsaydım yapardım da..
MUAZZEZ- (içini çeker) Evet söyle bakalım Rauf bey, sen hep askerliğini genel kurmay, planlar dairesinde yaptığını söylerdin. Evimizdeki bu yabancı cesetlerden kurtulmak için yapmış olduğun herhangi bir plan var mı efendim?
RAUF- Var efendim, siz hiç endişelenmeyin.
MUAZZEZ- Planınızı ben de öğrenebilir miyim?
RAUF- Tabi. Önce havanın kararmasını daha sonra da sitedeki insanların uyumasını bekleyeceğiz. Ondan sonra da cesetleri çıkartıp, arabamıza koyacağız ve..
MUAZZEZ- Sonra da denize mi atacağız?
RAUF- Bunu da nereden çıkarttınız efendim. Yani Muazzez hanım, iki ceset gördünüz ya hemen birden acımasız katillere döndünüz.
MUAZZEZ- Peki söyleyin o zaman ne yapacaksınız cesetleri, herhalde götürüp karakola zabıt karşılığı teslim etmeyeceksiniz?
RAUF- Ne elakası var efendim, cesetleri ıssız bir yere bırakıp, sonra da hiçbir şey olmamış gibi evimize geri geleceğiz.
MUAZZEZ- (şaşkın) Nee! Ciddi mi söylüyorsunuz efendim?
RAUF- Ne oldu neden şaştınız birden efendim?
MUAZZEZ- Sizi duyan da profesyonel katil zannedecek Rauf bey? Maşallah cesetleri buzdolablarına saklamak, araba bagajına koyup ıssız yerlere atmak..
RAUF- (kızar) Saçmalamayın Muazzez hanım, yapabileceğimiz daha iyi bir şey varsa lütfen söyleyin, onu tatbik edelim.
MUAZZEZ- Peki ya içi eroin dolu çantayı, onu ne yapacağız?
RAUF- Onu da cesetlerin yanına bırakacağız.
MUAZZEZ- Delirdiniz mi siz Rauf bey, hiç o pahalı eroinler sokağa atılır mı efendim?
RAUF- Allah Allah, sokağa atmayıp ta ne yapacaktık yani? Herhalde bu yaştan sonra diskoteklere gidip gençlere satmayı düşünmüyorsunuzdur?
MUAZZEZ- Reca ederim efendim, ben o manada söylemek istemedim.
RAUF- Ya hangi manada söylemek istediniz?
MUAZZEZ- Birileri eroini bulacak olursa onu çirkin arzuları için kullanıp, satmaya kalkabilir, bunu demek istemiştim.
RAUF- Merak etmeyiniz efendim, ben onun da çaresini buldum. Cesetleri ve çantayı bıraktıktan sonra en yakın umumi telefondan polisi arayıp, ismimizi zikretmeden şu yerde iki tane ceset gördük diye ihbarda bulunacağım. Böylece eroin çantası başkasının eline geçmeden polis gelip el koyacaktır (Saatine bakar) Evett birazdan hava kararacak, işe koyulalım artık.
MUAZZEZ- Ay helecandan elim ayağım zangır zangır titriyor Rauf bey.
RAUF- Korkmayınız efendim, şu andan itibaren bu harekatın kumandanlığını ben üstleniyorum. (öksürür, sesini düzeltir) Evet, artık dışarıya çıkabilirim.
MUAZZEZ- Neden efendim?
RAUF- Arabayı park yerinden alıp kapıya yanaştıracağım. Sonra da naaş-ı muhteremleri arabaya taşıyacağız. Gerisini de biliyorsunuz zaten.
MUAZZEZ- Nasıl isterseniz efendim?
RAUF- (yürürken) Ben gelinceye kadar cesetlere hiç bir şekilde dokunmayın Muazzez hanım. Bulundukları yerde kalsınlar.
MUAZZEZ- Aman meraklısı değilim efendim..
(Rauf bey kapıyı açar ve çıkar)
MUAZZEZ- (içini çeker) Yarabbi, nedir bu başımıza gelenler? Buzdolabındaki ceset yüzünden soğuk su içemiyoruz, gardrobtaki ceset yüzünden de üzerimize bir şey giyemiyoruz.
(Kapı zili çalar)
MUAZZEZ- (mırıldanır) Rauf beydir. Mutlaka arabının anahtarını unutmuştur. (Hem
yürür hem de bağırır) Geliyorum efendim, geliyorum. Ayy romatizmalarım
da bir azdı ki.
(Kapıyı açar.Kapıda mafyanın bir adamı durmaktadır)
MUAZZEZ- Hallettiniz mi işinizi efen..(şaşkın) Aaa siz de kimsiniz?
2.ADAM- İçeri girebilir miyim?
MUAZZEZ- Bir yerden tanışıyor muyuz acaba efendim?
2.ADAM- Yok. Ben birini arıyordum da..
MUAZZEZ- Kim o aradığınız birisi?
2.ADAM- Siz tanımazsınız..
MUAZZEZ- (şaşırır) A, bir yaşıma daha bastım ayol. Madem aradığınız kişiyi biz tanımıyoruz o zaman o kişinin bizim evimizle ilgisi ne?
2.ADAM- (sert) Uzun ettin hanım teyze, kenara çekil de içeri gireyim.
MUAZZEZ- Hiç bir yere çekilmem, burası benim evim efendim.
2.ADAM- (Belinden sustalıyı çıkartıp açar) Çekil kenara dedim moruk, biraz daha konuşursan bunu senin vücuduna saplar çıkartırım, saplar çıkartırım..
(Muazzez hanım geriler, kapı iyice açıktır, bu arada sırtın dönük bir adam yavaş yavaş kapıya doğru gelmektedir)
MUAZZEZ- (Korkar) Ayy! Delirdiniz mi siz?
2.ADAM- Konuş bakalım Cımbızla kansız sizin evde mi?
MUAZZEZ- (şaşkın) Ne cımbızı, ne kansızı efendim? İlk sizden işitiyorum bu isimleri.
2.ADAM- Cımbız Ali, bizim çeteye madik atan hergelenin biri. Kansız Ziya´da Cımbız Alinin leşini ve elindeki çantayı arayan bizim çetenin müstesna itlerinden
biri.
MUAZZEZ- Dedim ya efendim, bu nam-ı müstear adamları ne gördük, ne işittik..

(Bu sırada sırtı dönük bir adam elinde bıçak geri geri 2.Adama doğru gelmektedir.)

2.ADAM- (bağırır) Yalan söylüyorsun kocakarı, ya her şeyi itiraf edersin ya da o dilini keser..

(Birden iki adam sırt sırta çarpışır ve hücuma uğradıklarını zannedip dönerler ve her ikisinin de elinde bıçak olduğu için birbirlerine sokarlar).

2.ADAM- (inleyerek,karnını tutar) Maksut!
4.ADAM- (İnleyerek karnını tutar) Şekip !

(Sonra iki adam sağa sola sallanıp, Muazzez hanımların açık kapısından içeriye düşerler)

MUAZZEZ- (şaşkın) A üstüme iyilik sağlık, birbirlerini bıçakladılar.Ayol kim bu adamlar, ne istiyorlar bizden? Hay Allah ne yapacağım şimdi? Şu hale bakın, kapımızın önünde iki ceset ..Gelen geçen bizim evde ölüyor ayol!
(telaşla) İyi de ne yapacağım şimdi bu cesetleri? Hay Allah ya bir gören
olursa, aklına ne getirmezki..
(Bu sırada üst katlardan Nadide ile kapıcının sesi duyulur)
NADİDE- (Sesi dışardan) Ayol kapıcı bakkala kadar gitsen ölür müsün yani? Şunun şurasında canım kadın butu köfte istedi işte.
KAPICI- (sesi dışardan) Maşallah senin canın da hep olmadık şeyleri istiyor Nadide hanım. Bu sahatte bakkala kasaba mı gidilirmiş?
NADİDE- (sesi dışardan) Aman gitmezsen gitme, ben de Muazzez abladan isterim ne olmuş yani?
MUAZZEZ- Hah bir bu kadın eksikti. (Panik) Eyvahh şimdi buraya iner de bu cesetleri görürse ne yaparım? Vallahi bırak karakolu, İçişleri bakanlığı bile duyar sayesinde. En iyisi şu cesetleri içeri taşıyayım.(Cesetleri içeriye taşırken söylenir) Nedense bu gün de bizim şansımıza hep kilolu ölüler çıkıyor.. (Birisini içeriye taşımıştır.Durur, beli ağrımıştır) Ayy,belim belim..Neyse öbürünü de içeriye alayım şu kadın gelmeden. (İkinci cesedi de kollarından tutup içeri alır.Nefes nefese kalmıştır) Üf canım çıktı ayol. Keşke kapıcıyı çağırsaydım . (Kapı açıktır) Kim acaba bunlar, neden birbirlerini bıçakladılar? Ölürken söylediklerine bakılacak olursa birbirlerini tanıyorlar.
NADİDE- (Sesi dışardan bağırarak yakına gelir) Muazzez abla, Muazzez ablaa!
MUAZZEZ- (içini çeker) Tam zamanında almışım ölüleri içeriye..
(Nadide nefes nefese kapıya gelir)
NADİDE- Muazzez abla, senden bi ricam var.
MUAZZEZ- Hayrola Nadide !
NADİDE- Sorma, canım bi kadın budu köfte çekti bu akşam. Az önce televizyon reklamlarında gördüm.
MUAZZEZ- Eee?
NADİDE- Bizde hiç kalmamış, sen de varsa ödünç olarak biraz kıymayla pirinç verir misin bana?
MUAZZEZ- A kızım maşallah senin evinde de hiç bir şey yok galiba?
NADİDE- (Kızar) Amann, bu gün de senden ne istesem yok diyorsun Muazzez abla.
Elim boş dönmeyeyim, bari bir sigara içeyip gideyim. Girebilir miyim içeriye?
MUAZZEZ- Tabi. (sonra acele itiraz eder) Yoo yo, giremezsin. Olmaz.
NADİDE- Aaa neden?
MUAZZEZ- Rauf amcan sokağa çıktı. O evde yokken kimseyi alamam içeriye.
NADİDE- İyi ama ben kimse miyim Muazzez abla, aşkolsun yani? (giderken) Küstüm sana, bir daha da bir şey istemeye gelmeyeceğim evinize.(Gider)
MUAZZEZ- (derin bir nefes alır) Cins kadın vallahi, işi gücü sabahtan akşama kadar ödünç bir şeyler istemek..Neyse başka birisi gelmeden şu kapıyı kapatayım.
(Kapıyı kapatır)
MUAZZEZ- Hay Allah ne yapacağım şimdi, odanın ortasında iki ceset. Güya bugün evi temizliyecektim. Bu cesetler böyle ortadayken nasıl açarım elektrik süpürgesini..Ayy ay, nedir benim bu çilem.
(Kapı zili)
MUAZZEZ- (kızar bağırır) Hah bir sen eksiktin, çal bakalım istediğin kadar çal açmayacağım işte. Aaa yetti artık, kapıyı her açışımda ya ceset geliyor, ya Nadide. İkisinden de bıktım vallahi..
(Kapı zili)
MUAZZEZ- (bağırır) Ellerin kırılır inşallah, çall çal bakalım.

(Bu sefer kapıya elle hızlı hızlı vurulur)

RAUF- (kapı dışından bağırır) Yahu Muazzez hanım açsana şu kapıyı, aç benim ben.
MUAZZEZ- Aa Rauf bey bu! Tuh onun dışarı çıktığını unutmuştum. (bağırarak yürür) Geliyorum Rauf bey geliyorum. İnsanda akıl bırakmıyor ki bu ölüler.

(Kapıyı açar.)

RAUF- (Nefes nefese, heyecanlı) Neredesiniz efendim, kaç saattir kapıyı çalıp duruyorum, emekli maaşı bekler gibi bekletmeye hakkınız yok beni.
MUAZZEZ- Afedersiniz efendim, birden unutmuştum sizin dışarı çıktığınızı.(içini çeker) E ne yaptınız arabayı, kapıya çektiniz mi?
RAUF- Çekmesine çektim ama, bu iş biraz zor olacağa benziyor efendim.
MUAZZEZ- (içini çeker) Biliyorum efendim biliyorum. Siz en iyisi bizim arabayı bırakınız da bir nakliyat şirketiyle anlaşın bu iş için?
RAUF- (şaşkın) Hangi iş için Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Cesetleri diyorum efendim. Onları arabanızla taşımayacak mıydınız?
RAUF- Evet.
MUAZZEZ- (içini çeker) Artık sizin arabanıza sığamazlar efendim.
RAUF- (şaşkın) Allah Allah neden?
MUAZZEZ- Çünkü ikiyken dörde çıktılar da ondan.
RAUF- (şaşkın) Nee! Yani şu bizim evdeki cesetler..İki tane daha mı eklendi üzerine?
(Rauf bey sağa sola bakar, iki cesedi görür)

RAUF- Aman yarabbi, bunları da nerden buldunuz Muazzez hanım?


(BİRİNCİ PERDENİN SONU)


















2.PERDE
7.TABLO
Rauf bey-Muazzez hanım-General-


Dekor: Aynı dekor. Birbirlerini bıçaklayan iki mafya elemanı yerde yatıyor.



RAUF- (öfke ve alaylı) Yani maşallah Muazzez hanım, vallahi maşallah. Bir dakika yalnız bırakmaya gelmiyor sizi. Beş dakikalığına dışarı çıktım, hemen iki ceset getirdiniz eve.
MUAZZEZ- Reca ederim efendim, ben getirmedim, onlar kapının ağzında öldürdüler birbirlerini. Ben de kimseler görmesin diye içeri kadar sürükledim.
RAUF- Boşuna bahane bulmayın, ben bunu neden yaptığınızı gayet iyi biliyorum efendim.
MUAZZEZ- (merakla) Ya öyle mi nedenmiş peki efendim?
RAUF- Sizin o kafanızdaki sakat feminist düşünceler yüzünden...
MUAZZEZ- (şaşkın) Aaa, ne alakası var efendim?
RAUF- Hadi efendim, hadi, inkar etmeyin. Ben iki ceset buldum ya, e tabi siz feministler, erkekler yapar da kadınlar yapmaz mı mantığıyla hareket ederek bana misilleme yaptınız ve karşılığında iki ceset te siz getirdiniz
eve.
MUAZZEZ- Ayol delirdiniz mi siz efendim?
RAUF- Başımda olmayan külahıma anlatın siz bunları, olmayan külahıma.
MUAZZEZ- Siz yaşlandıkça huyunuz suyunuz değişiyor efendim. Söylediğiniz lafa bakın, sanki ben ceset meraklısıyım. Ayol o cesetler yüzünden ne soğuk su içebiliyorum, ne giyinebiliyorum, ne de ortalığı silip süpürebiliyorum..
RAUF- Neyse efendim neyse, söyleyin bakalım şu yerde yatan iki muhteremin naaşını ne yapacağız?
MUAZZEZ- Bilmiyorum efendim, siz söyleyin. (kinayeli) Bu harekatın kumandanıyım diye az önce fetva veren sizdiniz. Madem kumanda siz de, siz karar verin.
RAUF- Öhhö, şey, elbette kumandan benim Muazzez hanım. Bir kadının böyle kanlı, tehlikeli bir olaya komuta etmesini bekleyemezsiniz herhalde.
MUAZZEZ- Tabi tabi ona ne şüphe hafiyesi Mahmut bey, kumandan sizsiniz.
RAUF- Öhhö öhhö! Önce şu iki cesetten kurtulmamız lazım. Bunun için de cesetin birini çekyatın altına, diğer ceseti de öbür çekyatın altına koyacağız.
MUAZZEZ- Aman ne güzel, öbür cesetler yüzünden yiyip içip, giyinemiyorduk, şimdi yatamayacağız da. Bu gidişle ya açlıktan ya da yorgunluktan öleceğiz.
RAUF- Aklınız fikriniz yemede içmede, giyinmede efendim. Ben burada cesetleri ne yapacağım diye uğraşayım, siz ise..
(Kapı zili çalar)
RAUF- Hah bir bu eksikti. Daha cesetleri ortadan kaldırmadık.
MUAZZEZ- Ne yapacağız peki?
(Kapı zili)
RAUF- Bırakın çalsın, gelin siz bana yardım edin de şunları çekyatın altına sokalım.
MUAZZEZ- Peki efendim..
RAUF- Her zamanki gibi siz yine ayaklarından tutun.
MUAZZEZ- Biliyorum efendim, alıştım artık. Tamam tuttum.
RAUF- (ıkına sıkına yürürler) Hadi efendim..Yürüyün.
MUAZZEZ- Yürüyün demesi kolay efendim, ceset bayağı ağır.
RAUF- Kusura bakmayın bir daha ki sefere daha zayıf bir naaş-ı muhterem buluruz size.
(Karı koca cesetleri taşırken kapı yine çalınır)
RAUF- Aldırış etmeyin efendim, yine o münasebetsiz kadındır. Bu sefer de canı karnıyarık çekmişse, patlıcanla sarmısak istemeye gelmiştir. Buraya kadar efendim. Durun siz muhteremin naaşının ayaklarını bırakmayın, ben çekyatın altını açayım.
MUAZZEZ- Acele edin efendim, kollarım koptu zira.
RAUF- Sabredin efendim biraz. (Çekyatı kaldırır) Tamam. (Ceseti tutar) Hadi efendim. Önce siz koyun, ayaklarından tutun...
MUAZZEZ- Peki efendim. (ıkına sıkına koyar) Tamamm. Üff, ne zor işmiş?
RAUF- (Ikına sıkına) Zordur tabi efendim. Bu iş çekyatın altına çarşaf koymaya benzemez. Evett işte birinden kurtulduk. Şimdi sırada digeri var.
(Kapının hem zili çalınır hem de elle vurulur)
GENERAL- (sesi dışardan) Baba, anne neredesiniz?
MUAZZEZ- (Heyecanla) Aaa ama bu..bu Seyfinin sesi..Bu oğlumuz Rauf bey.
RAUF- (kızgın) Aman ne güzel efendim. Eroin satıcısı mı ararsın, polis mi ararsın, faili meçhul cinayete kurban gidenler mi ararsın, hepsi bizde? Bir silahlı kuvvetler eksikti o da geldi işte.
(Kapıya yine elle vurulur)
GENERAL- (sesi dışardan) Anne, baba, yok musunuz evde?
MUAZZEZ- (Bağırır) Evdeyiz canım oğlum evdeyiz.Dur geliyorum.
RAUF- (sert bağırır) Durun nereye gidiyorsunuz Muazzez hanım? Sakın kapıyı açmayın,
MUAZZEZ- Nedenmiş efendim, koca general oğlumuzu eve almıyacak mıyız?
RAUF- Yahu Muazzez hanım, bu cesedi ne yapacağız. Böyle ortada mı bırakacağız? Sonra oğlumuza nasıl izah ederiz durumu?
MUAZZEZ- A unutmuştum onu, iki taneydi değil mi?
(Hem kapı zili hem de elle vurulma)
GENERAL- (dışardan) Baba, anne..Beni duymuyor musunuz?
RAUF- (Panik) Çabuk Muazzez hanım çabuk, tutun da öbür çekyata götürelim şu muhteremin naaşını.
MUAZZEZ- Tamam efendim tamam, hadi ben ayaklarından tuttum, siz de kollarından tutup yürüyün.
(Cesedi öbür çekyata götürürler)
RAUF- (ıkına sıkına) Oğlan neden geldi acaba? Bir yıldır geldiği yoktu.
MUAZZEZ- (ıkına sıkına) Canım efendim bizi özlemiş olamaz mı yani?
RAUF- Tamam durun. (Çekyatın altını açar) Hadi siz cesetin ayaklarını çekyatın içine sokun gerisini ben hallederim.
MUAZZEZ- Olur efendim. (ıkına sıkına) Biraz cüsseli bu, çekyatın altını çökertmese bari. Keşke bunu banyo küvetinin içine koysaydık.
RAUF- Başka bir ceset daha gelirse onu da oraya koyarız efendim.
(Yine kapı zili ve elle çalma)
GENERAL- (dışardan bağırır) Babaa, annee!
RAUF- Ortalıkta başka ceset kalmadı ya Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Yok yok hepsini topladık efendim.
RAUF- O zaman kapıyı açabilirsiniz efendim.
MUAZZEZ- Ayıp oldu oğlana, Genelkurmayın kapısında bu kadar bekleseydi terfi olurdu vallahi..(Kapıya giderken bağırır) Geliyorumm, geldimm!

(Kapıyı açar. Bir tuğgeneral durmaktadır kapıda)

MUAZZEZ- Seyfi, evladım.
GENERAL- Anne! Neredesiniz Allahaşkına, yarım saattir kapı çalıyorum ? Ben bu kadar zaman zarfında Kuzey Irak´a gider operasyon yapıp gelirdim yahu. E babam nerede?
MUAZZEZ- (içini çeker) Baban ölüleri saklamakla..
RAUF- (Bağırır) Vay efendim kimleri görüyorum, paşa oğlumuz gelmiş evimize.
GENERAL- Nasılsın babacığım? (Yürüyerek) Bir kaç saatliğine İstanbula geldim. Gelmişken sizleri görmeden gitmek istemedim. İstanbul bayağı yordu beni.
(Çekyata oturmak ister)
MUAZZEZ- Otur da dinlen biraz evladım.
RAUF- (bağırır) Hayır sakın ha!
GENERAL- (şaşkın) Neden?
RAUF- Oraya olmaz başka yere otur..
GENERAL- İyi de neden ?
MUAZZEZ- A doğru şey var onun içinde..
RAUF- (hemen lafa girer) Çivi var da ondan, batar bir yerine..
GENERAL- Yani çivileri mi çıkmış. Getir bir keser yapayım babacığım.
RAUF- Canım efendim, şunun şurasında kırk yılda bir iki dakikalığına gelmişsin, hem koca generale marangozluk mu yaptıracağız? Biz sonra çakarız çivileri. E hanımın nasıl, torunlarımız nasıl bakalım Seyfi?
GENERAL- Hepsi iyiler, sizlere çok selamları var. Yıllık iznimi alayım, size geleceğiz.
MUAZZEZ- Bekleriz evladım. Şey, karnın aç mı oğlum, bir şeyler hazırlayayım mı sana? Yer misin?
GENERAL- Karnım aç değil ama (Buzdolabına yürür) Soğuk bir su içerim. (Buzdolabının kapısını tutar) Kapıda bekleye bekleye hararet bastı.
MUAZZEZ- (bağırır) Dur, dokunma buzdolabına!
GENERAL- (şaşkın) Neden?
RAUF- Çünkü..çünkü..çünkü elektrik kaçağı var da ondan. Dokununca çarpıyor.
GENERAL- Çarpıyor mu? Şimdi hallederim. Kontrol kalemi var mı sizde?
MUAZZEZ- Aman bırak biz birisine yaptırırız oğlum. E, ordumuz nasıl, iyi mi?
RAUF- Silahlarımız filan güzel mi, attığını vuruyor mu?
GENERAL- Tabi. Tabi.

(General öbür çekyata oturmak ister, Rauf bey kolundan tutup odanın ortasına götürür)

RAUF- Genelkurmay Başkanı nasıl, iyi mi? Selam söyle görürsen.
MUAZZEZ- Silahlı kuvvetler nasıl bakim? Herkesin sağlığı sıhhati yerinde mi evlat?
GENERAL- (şaşkın) İyi iyi de..
MUAZZEZ- Askerlik nasıl gidiyor oğlum, ne zaman teskere alacaksın?
RAUF- Muazzez hanım ne tezkeresi, unuttunuz mu oğlumuz koca general.
(General kahkahayla güler)
MUAZZEZ- (içini çeker) Ya öyleydi değil mi, bugün nedense benim aklım yerimde değil de. (yüksek) E generallik nasıl gidiyor bakalım?
GENERAL- İyidir anneciğim iyi gidiyor. Ha aklıma gelmişken, hani benim geçen sene burada bıraktığım spor yazlık bir ceketim vardı ya.
MUAZZEZ- Evet.
GENERAL- O hala gardrobta mı duruyor ?
MUAZZEZ- Tabi, arada sırada bakıp sana olan hasretimi gideriyorum onunla.
GENERAL- Kusura bakma ama onu almak istiyorum anneciğim. Alabilir miyim?
MUAZZEZ- Tabi oğlum..
GENERAL- Siz zahmet etmeyin ben gardrobtan alırım.

(General gardroba doğru yürür, tam kapısını açacakken)

RAUF- (bağırır) Dur sakın açma o dolabın kapısını Seyfi.
GENERAL- (kızar) A neler oluyor yahu? Bu evde neye elimi atsam (taklit ederek) Bırak, dokunma,elleme diye bağırıp duruyorsunuz. Hadi çekyatın çivileri çıkmış oturtmadınız, buzdolabında elektrik kaçağı var diye el sürdürtmediniz, peki söyler misiniz gardrobun nesi var?
MUAZZEZ- Şey, şeyi var..
RAUF- Gardrobun bir şeyi yok ta içinde senin o ceketin yok oğlum.
GENERAL- (şaşkın) A neden? Ne oldu ki?
RAUF- Şey biz onu bir daha giyeceğini düşünmediğimiz için eskiciye vermiştik.
GENERAL- Yapmayın, yani sattınız mı?
MUAZZEZ- Yok satmadık ta, hamam taburesi aldık karşılığında.
GENERAL- İyi ama az önce ceketime bakıp hasretlik giderdiğini söylemiştin bana.
RAUF- Canım efendim onu eskiciye vermeden önceydi o. Şimdi ise hamam taburesine bakarak hasretlik gideriyor annen. Öyle değil mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Tabi tabi efendim.

(Sessizlik. General şaşkın bakar annesiyle babasına)

MUAZZEZ- Eee, öbür paşaların keyfi nasıl, iyiler mi Seyfi?
RAUF- Karargah binası nasıl, iyi mi oğlum?
GENERAL- (yavaşça bağırır) Anne!..Baba! Siz iyi misiniz?
MUAZZEZ- (içini çeker) Şükür Rabbime..Yalnız şu romatizmalarım da olmasaydı..
RAUF- İyiyiz iyiyiz, elhamdülilllah!
GENERAL- (bağırır gibi) Nasıl iyisiniz? (içini çeker) Bana doğruyu söyleyin siz de bir hal var bugün. Neler oluyor burada anlatır mısınız bana?
MUAZZEZ- (içini çeker) Şeyy..(Rauf beye bakar) Ne dersiniz söylesek mi?
RAUF- (içini çeker) Başka çare de yok galiba. Bak şimdi paşa oğlum..Nasıl anlatsak bilmem ki...

(Rauf bey tam konuya girecekken paşanın cep telefonu çalar)

MUAZZEZ- (bağırır) Kapıı! Kapı çalıyor, Rauf bey.
GENERAL- Kapı değil, benim cep telefonum anne. Afedersin baba..(Belinden çıkartır, açar) Tuğgeneral Sertkkaya, buyrun. (Arayan üst rütbeli bir generaldir. Her konuşunda, düzelir, ayağa kalkar, ceketini ilikler, hazırola geçer.) Emredin komtanım. Tabi komtanım. Emredersiniz komtanım. Derhal komtanım. Siz şak diye emredin, ben tak diye yaparım komtanım.
(Şapkasını başına takar ve acele acele) Özür dilerim, Ankaradan aradılar. Acele dönmem gerekiyor. (Şaşkın bakan anne ve babasının ellerini öper) Allahaısmarladık.
MUAZZEZ- Hay Allah, seni ne oturtabildik, ne de eski ceketini verebildik, görüyor musun?
RAUF- Ya çok kötü, telaşlı bir günümüze isabet etti gelmen oğlum.
GENERAL- Olsun bu kadar da olsa sizi görüp hasret giderdim ya, bu bana yeter.


IŞIKLAR KARARIR/ TABLO SONU










2.PERDE / 8.TABLO
Mafya lideri-Hasan-Şemsi


Dekor: Sahne önü. Siteyi kollamakla görevli Şemsi
nöbetçidir. Kaz adımlarıyla bir o yana bir bu yana gitmekte, bazen zınk diye durup keskin gözlerle sağa sola bakmaktadır. Sonra sahneye önde Mafya lideri arkasında Hasan girer.



MAFYA- (deli gibi bağırır) Nee, sen ne söylediğinin farkında mısın Hasan? Yoksa benimle dalga mı geçiyorsun ha?
HASAN- Estağfurullah şef, ne dalgası? Olanı biteni söylüyorum. Önce Şekip, sonra da Maksut peşpeşe kayboldular.
MAFYA- Sersem, geri zekalı kayboldular ne demek? Koskoca iki gangster nasıl kaybolurmuş? Mektep talebesi mi bunlar?
HASAN- İstanbula yeni gelmişlerdi şef. Malum yetişmiş, uzman gangster kıtlığı var piyasada. İyileri ya hapiste, ya da Mecliste. Ben de bu ikisini Topkapıda elele dolaşırken bulup almıştım çeteye.
MAFYA- (kudurur) Olamazz, olamazz! Rezalet bu! Memlekette kıyamet kadar ipsiz sapsız serseri varken, nasıl olur da İstanbula yeni gelmiş iki kıroyu gangster diye kadroya alırsın Hasan? Senin niyetin beni yeraltı dünyasına rezil etmek mi? (Şemsiyi göstererek) Peki bu lavuk ta mı görmemiş o ikisini?
HASAN- Görmemiş şef. Dedim ya Şekiple Maksut hala sitenin içinde, bir yerde.
MAFYA- Ne site be, Yemen gibi giden geri gelmiyor. (Şemsiye döner) Nöbet nasıl gidiyor ?
ŞEMSİ- (Hazırola geçip, ayaklarını birbirine yatınlaştırarak bağırır) Gayet iyi mafya komutanım. Gözümden uçanla, kaçan kurtuluyor ancak. (Sonra laubali bir şekilde) Hiç unutmam askerliğimi yaptığım sırada yine böyle nöbet tutuyordum. Birden karşıma pat diye komtan çıkmaz mı?
MAFYA- (kızar, şapkasını çıkartıp ısırmaya başlar) Kess! (Hasana döner) Nerden buluyorsun böyle lavukları be?
HASAN- Oğlum Şemsi rezil etme beni. Şef, nöbet nasıl gidiyor derken, aradıklarımızdan bir haber var mı onu sordu sana?
ŞEMSİ- Haa jeton şimdi düştü. Yani Cımbız, Kansız, Maksut ve Şekibi kastediyorsanız onları görmedim. Ama başka şeyler gördüm.
HASAN- Ne gördün, hadi şefe şapkasını yedirmeden anlat Şemsettin.
ŞEMSİ- Yarım saat önce bir general geldi siteye.
MAFYA- Vay canına demek işe Silahlı Kuvvetler el koydu ha. Peki Şemşettin, general kaç numaralı daireye girdi?
ŞEMSİ- Giriş katında 1 numaralı daireye .
HASAN- Bir numaralı daireye ha. Kim oturuyor orada biliyor musun?
ŞEMSİ- Yaşlı bir adam oturuyor.
HASAN- Nereden biliyorsun, gördün mü?
ŞEMSİ- Gördüm abi, adam bir ara dışarı çıkmıştı, arabasını otoparktan alıp buraya getirdi.
HASAN- (Birden sevinerek havaya zıplamaya başlar) Bak şef bak, gördün mü bir de benim teyzeoğluma geri zekalı, lavuk dersin. Şemsettinin nasıl akıllı olduğunu gördün işte. Hem generali görmüş, hem hangi daireye girdiğini görmüş, hem de o dairede kimin oturduğunu öğrenmiş..Çok şükür yarabbi, sonunda sülalemden birini bu aleme serseri olarak kazandırdım.
MAFYA- Kes! (Şemsi’ye) O yaşlı adamın arabası hangisi?
ŞEMSİ- (Parmağıyla görülmeyen bir yeri işaret eder) Nah şu eski siyah, Ford..
MAFYA- (küçümseyerek) Şu mu? Yahu Nuh nebiden kalma bir araba o. Kaç model ki enaz 60 yıllık bir araba bu.
ŞEMSİ- Sahibi ondan da yaşlı şef..
HASAN- (mırıldanır) Enteresan. Anladığım kadarıyla bütün olaylar o bir numaralı dairede başlayıp bitiyor. Cımbız Ali´de, Kansız Ziya´da, öteki iki kişi de ölü ya da diri o bir numaralı dairede. (bağırır gibi) İyi ama 70 yaşlarında bir adamın bu olaylarla ilgisi ne acaba?
(Cep telefonu çalar. Hasan ve Şemsi şaşkın bakınırlar. Telefonun sesi Mafya liderinin pantolonunun önünden gelir. Sesi duyan Hasan ve Şemsi Mafya liderinin önüne bakarlar)

HASAN- Şeff, senin ki ötmeye başladı..
ŞEMSİ- Hiç böyle çalar saat gibi ötenini görmemiştim.
MAFYA- (kızar) Saçmalamayın geri zekalılar, cep telefonum o. (Elini pantolonunun içine sokup almaya çalışır, ama bir türlü çıkartamaz) Lanet olsun, donumun lastiğine sıkışmış.
HASAN- Neden herkes gibi belinde taşımıyorsun şef?
MAFYA- Kapkaççılar çarpıyor da ondan. (Telefonu çıkartamaz ve önüne eğilip bağırır) Mariyaaa! Yine makarnan mı bitti sevgilim?

(IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU )


















2.PERDE - 9.TABLO
Rauf Bey-Muazzez Hanım-Leyla



Dekor: Aynı dekor. Rauf bey ve Muazzez hanım sokak giysileri içinde. Bir ceset gardrobun önünde. İkincisi açık çekyatın önünde. Perde
açıldığında karı koca buzdolabındaki ceseti çıkartıyorlar. Buzdolabından çıkarttıkları ceset donmuş bir haldedir. Elleri havaya doğru kalkıktır.


MUAZZEZ- Maşallah yeni aldığınız buzdolabı çok iyi soğutma yapıyor Rauf bey.
RAUF- Efendim bunlar teknolojinin en son harikası..Dikkat ederseniz ceset hala aynı tazelik ve dinçliğinde.
MUAZZEZ- (Gülerek) Öyle bir konuşuyorsunuz ki efendim, sanki gıda malzemesiymiş gibi. Adı neydi bu naaşı-ı muhteremin?
RAUF- Cımbız Ali olması lazım..Bak aklıma ne geldi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Ne geldi efendim?
RAUF- Şu münasebetsiz Nadide hanım, Cımbız Aliyi görürseniz bana haber verin, kaşlarımı aldıracağım demişti ya?
MUAZZEZ- (merakla) Eee.
RAUF- İsterseniz bunu Nadide hanıma götürelim, ne dersiniz?

(Karı koca , kıskıs nazikçe gülerler ve ceseti hemen buzdolabının önüne bırakırlar)

MUAZZEZ- İlahi Rauf bey, ayol hiç güleceğim yoktu..
RAUF- (Muazzez hanımın yanına gidip, onu omuzlarından tutup, fısıldar) Muazzez hanım!
MUAZZEZ- (Seksi bir tonla) Efendim Rauf bey?
RAUF- Biliyor musunuz sizin en çok neyinizi seviyorum?
MUAZZEZ- (utangaç, kıkırdar) Bilmez olur muyum efendim, karnıyarık yemeğimi.
RAUF- Hayır. Gülüşünüzü. Güldünüz zaman öyle çekici oluyorsunuz ki..
MUAZZEZ- (cilve yapar) Ay yapmayın Rauf bey, burada herkesin gözü önünde..
RAUF- Efendim herkes dediğiniz kim? Onlar ceset, görmez, işitmez..
MUAZZEZ- (Rauf beyin kolları arasından sıyrılır) Önce şu naaş-ı muhteremlerden kurtulalım da. Bitti mi artık?
RAUF- Bilmem bununla kaç oldu Muazzez hanım?
MUAZZEZ- İki..Ayy iki tane daha vardı değil mi? Aman aman vücudumda ağrımayan yer kalmadı yani Rauf bey
RAUF- (Çekyatın yanına giderken) Çoğu gitti azı kaldı efendim. Hadi şu üçüncü naaş-ı muhteremi de bulunduğu yerden çıkartalım Muazzez hanım.

(Muazzez hanım da Rauf beyi takip eder.)

MUAZZEZ- Bir de bunları arabaya taşıyacağız değil mi Rauf bey?
RAUF- Maalesef öyle efendim. Pazar torbası olsa kapıcıyı çağırırdık yardıma ama.

(Çekyatı açarlar)

RAUF- Siz yine ayaklarından tutun..
MUAZZEZ- (ayaklarından tutar) Uff bu ziyadesiyle ağırmış efendim.
RAUF- Evet sağlığında gırtlağına hayli düşkünmüş . Hadi efendim çıkartalım..
MUAZZEZ- Peki efendim. (ıkına sıkına) Evimizi ilk şereflendiren ceset bu muydu Rauf bey?
RAUF- (ıkına sıkına) Yok bu onu aradığını söyleyen polisti. Cımbızı karşısında görünce kalbi dayanamamıştı fukaranın..
(Kapı zili çalar)
MUAZZEZ- Kapı çalıyor.
RAUF- Hay Allah şey kapısını geçti bizim kapı da..
(Kapı zili)
MUAZZEZ- E ne yapacağız şimdi söyleyin Rauf bey, böyle elimizde mi bekleyeceğiz?
RAUF- (şaşkın) Ne bilim? Saat kaç?
MUAZZEZ- Neredeyse gece yarısı olacak..
RAUF- İyi de bu saatte kim gelebilir ki bize? (heyecanlanır) Sakın polis olmasın Muazzez hanım?
MUAZZEZ- (korkar) Polis mi? Eyvahh bizi böyle elimizde cesetle görürlerse, ertesi günü gazetelerde resimlerimiz mavi sakal ailesi yakalandı diye çıkar artık.
RAUF- Bırakın şimdi mavi sakalı filan efendim.. Çabuk, çabuk cesetleri eski yerlerine koyalım gene.

(Karı koca ceseti buzdolabının içine koyarlarken kapı zili çalar)

MUAZZEZ- Amann bir çıkart, bir sok bıktım vallahi efendim.
RAUF- Tamam şimdi yavaşça içine sokalım. Hadi efendim.
(Cesedi buzdolabının içine koyarlar)
MUAZZEZ- Bu tamam da diğerlerini ne yapacağız Rauf bey?
RAUF- Ortalıkta bırakamayacağımıza göre onları da eski yerine koyacağız. Çabuk olun efendim.

(Kapı zili çalar.Bu arada Rauf bey ile Muazzez hanım öbür iki cesedi, birini gardroba diğerini de çekyata telaş içinde koyarlar.Kapı zili yine çalar)

MUAZZEZ- Gidin bakın bakalım kimmiş gecenin bu saatinde kapımızı çalan?
RAUF- (derin bir nefes alır ve yürürken) Peki efendim peki.
MUAZZEZ- Açmadan önce kim o diye sorun efendim. Ceset mesetse almayın içeri. Ev Adli tabibin morguna döndü ayol.
RAUF- (bağırır) Kim o efendim?
LEYLA- (sesi dışardan) Benim babacığım, açar mısın?
MUAZZEZ- Kimmiş Rauf bey?
RAUF- Babacığım dediğine göre Leyladır.
MUAZZEZ- (şaşkın) A, kızımız mı gelmiş? (heyecanla) Aç çabuk kapıyı aç.
RAUF- (söylenir) Nedense bugün de herkes üst üste geliyor.

(Rauf bey kapıyı açar. Kapıda gösterişli, iyi giyinmiş, şımarıkça, kaprisli bir kadın vardır.)

LEYLA- (öfkeli) Aman baba aman, yarım saatte kapı açıyorsunuz canım. (İçeri girer, yürür) Benim bildiğim kapı çalındığı anda açılır.
MUAZZEZ- Leyla! Hayrola kızım gecenin bu saatinde..
RAUF- Kötü bir şey mi oldu kızım?
LEYLA- Na na nayyy! Size bir iyi bir kötü iki haberim var. Söyleyin bakim, önce
hangisini söyleyeyim?
(Çantasını açar, sigara yakar)
MUAZZEZ- İyi haberi söyle önce, bu gün yeteri kadar kötü yaşadık zaten.
LEYLA- İyi haberim, Sedattan ayrılıyorummm!
MUAZZEZ- Kocandan mı yani? Aaa!
RAUF- Yahu kızım, bunun nesi iyi habermiş anlıyamadım? Benim bildiğim insanın kocasından ayrılması kötü haberdir.
MUAZZEZ- Baban haklı kızım..Pek merak ettim, iyisi buysa, vereceğin kötü haber neymiş?
LEYLA- Evin aidatı ödenmediği için icraya verdiler beni.
RAUF- El insaf kızım, sen ki piyasanın en çok kazanan artistisin, nasıl olur da üç kuruşluk apartman aidatını ödemeyip icralık olursun anlamadım?
LEYLA- Ben değil Sedat ödememiş babacığım. Zaten bu yüzden terk ettim onu ya.
RAUF- İyi de kızım, insan aidat ödemedi diye kocasını terkeder mi?
MUAZZEZ- Eyvahh görüyor musun başına gelenleri?
LEYLA- Hangi haber için eyvah dedin anneciğim? Kocamdan boşanacağım için mi yoksa icraya verildiğim için mi?
MUAZZEZ- İkisi için de kızım, ikisi için de..
RAUF- E ne yapacaksın şimdi?
LEYLA- Hiçç ne yapacağım evi terkettim buraya geldim işte. Anlıyacağınız siz de kalacağım artık.
RAUF- Neee!
MUAZZEZ- Burada mı, yani bizim evde mi ?
LEYLA- Evet, Drakula görmüş gibi neden şaşırdınız öyle anlıyamadım?
MUAZZEZ- Şey, olmaz, burada kalamazsın kızım.
RAUF- Kalamazsın tabi, olmaz öyle şey, sonra çok ayıptır efendim, insan nasıl olur da kocasını terkedermiş. Hadi bakim kalk doğru kocanın yanına git.
LEYLA- İyi ama babacığım..
MUAZZEZ- Babacığım mabacığım yok, biz zaten zor sığıyoruz eve, dört ceset, bir de sen, yoo dünyada olmaz, kalamazsın Leyla, kusura bakma kızım.
RAUF- Evet kalamazsın efendim, evli evine köylü köyüne..

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU



















2.PERDE / I0. TABLO
Muazzez hanım-Rauf bey-Leyla


Dekor: Aynı dekor. Loş ışık. Aynı odada Leyla bir çekyatta yatıyor. Ötekinde Muazzez, Rauf
bey ise pijamayla dolaşıyor.


RAUF- (içini çeker, yavaşça) Görüyor musun başımıza gelenleri Muazzez hanım..Bugün bütün aksilikler hep bizi buldu efendim.
MUAZZEZ- Yaa öyle. (esner) Yapacak bir şey yok, en iyisi uyuyalım Rauf bey.
RAUF- Yani şaşıyorum sana Muazzez hanım. Böyle bir durumda nasıl uyuyabiliyorsun hayret vallahi.
MUAZZEZ- Durumumuzda ne var ki Rauf bey?
RAUF- Efendim size yaşlandınız deyince kızıyorsunuz bana. Ama istediğiniz kadar kızın, siz yaşlanıyorsunuz işte.
MUAZZEZ- Ya nerden anladınız peki bunu?
RAUF- Evde dört tane ceset varken ve kızımız koca evini terketmiş, gelmiş, o cesetlerden birinin üzerinde yatarken siz hala durumumuzda ne var diye sorarsanız, ben de size yaşlanmışsınız derim efendim.
MUAZZEZ- Aaa ayol unutmuştum ben o ölüleri. (heyecanla) Öyle ya, şimdi Leyla içinde ölünün bulunduğu o çek yatta yatıyor değil mi?
RAUF- Evet ya, yalnız o değil tabi, siz de bir cesetin üzerinde yatıyorsunuz Muazzez hanım.
MUAZZEZ- (korkulu, yattığı çekyata bakar) Doğru ya telaştan unutmuştum. Hangisinin üstünde yatıyorum acaba? Cımzın mı yoksa Kansızın mı?
RAUF- (Ters ters bakar) Farkeder mi efendim? Cımbızı da, kansızı da aynı hamurdan..Düşün, kızın canı soğuk su içmek istese kalkıp buzdolabını açsa...
MUAZZEZ- İşte o zaman yandık demektir efendim, kız cesedi görünce ne deriz sonra ona?
RAUF- Ya da gece üşüse, gardrobu açıp ta üstüne bir şey giymek istese ve orada askıya asılı ceseti bir görsee..
MUAZZEZ- (Ağlamaklı) Sus Rauf bey sus, ağzından yel alsın efendim..
RAUF- Hele bir de yattığı yatağın altında ceset olduğunu bir öğrense ..
MUAZZEZ- (Telaşla) Kalk Rauf bey kalk, bir şeyler yapalım. Artık gözüme uyku
girmez benim.
RAUF- Öyle bir zamanda terketti ki kocasını kız, biz tam cesetleri arabamıza koyup elden çıkaracakken..
MUAZZEZ- Ya, ya, sormayın. Peki ne yapacağız şimdi?
RAUF- Bilmiyorum Muazzez hanım, kız bizim evdeyken cesetleri dışarıya kaçıramayız.
MUAZZEZ- İyi ama naaş-ı muhteremler öğleden beri de bizim evde . Daha fazla böyle açıkta kalırsa kokabilir efendim.
RAUF- Evet ama şu anda ne yapabiliriz ki?.
(Kapı zili çalar)
MUAZZEZ- (korku) A kapı çalıyor..
RAUF- (şaşkın) Allah Allah saat sabahın ikisi Muazzez hanım, bu satte kim gelebilirki?
MUAZZEZ- Bilmiyorum, kalkıp açalım mı efendim?
RAUF- Bana kalırsa biz kapıyı açmayı bırakalım da bavullarımızı hazırlıyalım Muazzez hanım.
MUAZZEZ- (şaşkın) Bavul mu? Bir yere mi gideceğiz?
RAUF- Evet, cezaevine efendim.
MUAZZEZ- Nee!
RAUF- Hiç kendimizi aldatmayalım Muazzez hanım, gecenin ikisinde bu kapıyı çalsa çalsa polis çalar efendim. O da neden çalar? Evimizdeki bu cesetler için tabiki.
MUAZZEZ- (korkulu) Doğru..
MUAZZEZ- (heyecanla) Peki kapıyı ne yapacağız, açmayacak mıyız?
LEYLA- (Uyanır) Öff kim bu kapıyı çalan münasebetsiz? (Leyla kapıya gider ve açar) Evet. (şaşkın bağırır) Aaa , kim gelmiş!
(Gelenin kim olduğu görülmez, Leyla aralık kapıdan birisiyle konuşur, konuştukları da duyulmaz.)

MUAZZEZ- (heyecanla, sessizce) Kim geldi acaba? Polis mi?
LEYLA- (Kapıdaki görünmeyen kişiye) Biraz bekleyeceksin.

(Leyla kapıyı aralık bırakıp, annesiyle babasının yanına gelir)

LEYLA- (şaşkın) A siz uyanık mıydınız?
RAUF- Gözümüze uyku girmemişti de..
LEYLA- Babacığım..Size kötü bir haberim var. Kapıda kim var biliyor musun?
RAUF- Tahmin edebiliyorum kızım..
MUAZZEZ- Bekliyorduk zaten.
LEYLA- (Sevinçle havaya zıplayarak bağırır) Sedattt!
MUAZZEZ- (şaşkın) Sedat mı?
RAUF- Yani kocan mı?
LEYLA- Evet. Canım benim, hasretime dayanamamış, apartman aidatını ödeyip, beni almaya gelmiş.
RAUF- (derin bir nefes alır) Hay Allah kötü haber deyince biz de polis sanmıştık .
MUAZZEZ- (Hemen lafa girer) Ya, ya, bavul setini hazırlamaya kalkmıştık.
LEYLA- (şaşkın) Polis..Bavul seti..Siz neden söz ediyorsunuz Allahaşkına? Sizin gibi iki seçkin insanın, polisle ne işi olabilir ki?
MUAZZEZ- (içini çeker) Durumu bilmiyorsun kızım, evde birazcık ceset var da..
LEYLA- (şaşkın) Nee!
RAUF- Şans işte kızım, kendileri gelip hakkın rahmetine kavuştular
MUAZZEZ- Az da değil kızım, dört tane..
LEYLA- (Güler) Ay ömür insansınız yani..Neyse ben gidiyorum, Sedat kapıda bekliyor. Evinizdeki misafirliğim kısa sürdüğü için üzgünüm. Hadi hepinize iyi sabahlar. (gülerek uzaklaşır) Sizi cesetlerinizle başbaşa bırakıyorummm! Haa, bir daha korku filmi seyretmeyin size yaramıyor.

(Yürür kapıya gider, çıkarken kapıyı da kapatır. Rauf bey yataktan zıpkın gibi fırlar)

RAUF- (heyecanla) Ne duruyorsunuz efendim, çıksanıza yataktan..
MUAZZEZ- (şaşkın) Neden, ne yapacağız ki?
RAUF- Yaşlanıyorsun deyince kızmayın bana, cesetleri unuttunuz galiba.
MUAZZEZ- (aklına gelir) A cesetler değil mi, tabi, tabi.
RAUF- Hemen üzerimize bir şey giyelim sonra da teker teker dışarı çıkartıp arabamıza bindirelim.
MUAZZEZ- Dört cesedi de arka koltuğa mı oturtacağız efendim?
RAUF- Hayır, üçünü arkaya, dördüncüsünü de bagaja koyacağız. Bakarsınız yolda trafik filan çevirir de arka koltuğa dört kişi aldınız diye ceza keser, neme lazım.

IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

















2.PERDE / 11.TABLO
Sarhoş-Komser-Polis


Dekor: Yine sahne önünde, bir masa,üzerinde telefon.
Masada komser oturuyor, ayakta polis, karşılarında da sarhoş bir adam, pejmürde giysili, elinde bir şarap şişesi var. Öbür eliyle de bont çantayı göğsüne almasınlar diye sıkı sıkıya bastırmış.


KOMSER- (bıkkın) Ulan Zurna, bizimle dalga mı geçiyorsun sen? Şu hale bak önünü göremeyecek kadar kelle olmuşsun..
SARHOŞ- Hık..Anam avradım olsun ki doğru diyorum komserim. Hık..İkisi de moruktu ha, iyi mi? Hık..1940’mı desem, 1950’mi desem siyah bi Ford arabayla geldiler..(Şarabtan bir yudum alır) Ab-ı derya be, icat edenin ruhu..(Eliyle boşver gibisinden bir hareket yapar) Ne diyordum komser abicim.Hık.
POLİS- Zurnayı nezarete atım mi komserim?
SARHOŞ- Hık..Bak, kafam kıyak ama daha o biçim olmadım haa..O iki moruk. Hık. Arabanın içinden tam (parmaklarıyla göstererek) 4 tane leş çıkarttı. Nah bu gözlerimle gördüm, komserim. Hık..
KOMSER- Ne leşi, neden söz ediyorsun sen be?
SARHOŞ- Hık..İnsan leşi..Arabadan çıkarttılar..Sonra sahildeki bi kanapeye böylee asker gibi dizdiler, iyi mii? Hık.. Bi fırt daha çekim de olanları hatırlayım. (içer) Ohh, yağ gibi kayıyor namussuzum.
KOMSER- (bağırır) Bırak şu içmeyi de ne söyleyeceksen söyle be adam?
SARHOŞ- Komser abicim..Hık..Diyeceğim iki yaşlı karı koca..Yenikapı sahiline 4 tane ceset bıraktılar..Kimse yok zannetmişlerdi. Ben huopp ne oluyor burda bakim, katliam mı var deyince, cesetleri alıp aynen vınn turizm..Ben de
komser abime gidip, durum vaziyetini bi çakoz edim, dedim. İyi mii? Hık..
KOMSER- (polise sorar) Zakir ne diyor bu sarhoş herif be?
POLİS- Komserim tercüme edeyim. Bu sarhoş Zurna, yaşlı iki karı kocayı Yenikapı sahiline dört ceset bırakırken görmüş. Ama Zurna bağırınca tekrar cesetleri alıp kaçmışlar.
KOMSER- Hadi be, sen görsen görsen ancak içki şişesi görürsün. Şu haline bak, ayakta zor duruyorsun sarhoş herif.
SARHOŞ- Tamam tamam..Hık..(Çantayı uzatarak) Bakalım buna ne diyeceksin?
KOMSER- Nedir bu ?
SARHOŞ- O iki moruk..Cesetlerle birlikte bu çantayı da..bırakmıştı. Sonra ben huopp
katliam mı var orda deyince..Hık..Cesetleri alıp kaçarken bunu orda unuttular.
KOMSER- Yani bu çanta, o dört cesedi getiren yaşlı karı kocaya mı ait?
SARHOŞ- Aynen..Hık..ve de resmen..

(Komser çantayı sarhoştan alır, masanın üzerine koyup açar.Birden gözleri büyür. Eline bir kaç eroini torbası alır)

KOMSER- Vay canına..Eroine benziyor bu.. (Torbanın birini açar, diliyle tadar) Beyaz zehir bu.
SARHOŞ- Hık..Demedim mi bu işin içinde bir iş var diye..Hık..
KOMSER- (müşfik) Aferin Zurna aferin, iyi iş becerdin..(Polise döner) Zakir, sayın Zurnaya emniyet teşkilatına gösterdiği yakın duyarlılıktan dolayı teşekkür et ve sonra da ifadesini al.
POLİS- Başüstüne komserim.

(Polis Zakire gülümseyerek yaklaşır, elini uzatır tokalaşmak için. Zurna da elini uzatınca, polis birden elini tutarak Zakiri yere yıkar)

POLİS- (bağırarak) Konuş lan, o iki moruk kimdi? O dört cesedin isimleri neydi?
KOMSER- Teşekkürlerimizi ilettikten sonra yazılı ifadesini de al Zakir.
POLİS- Başüstüne komserim.

(Polis Zurnayı tartaklarken bırakır, bu sefer copu çıkartır.)
POLİS- Komserimi duydun, şimdi de yazılı ifadeni alacağım.
(Polis, Zurnayı copla döverken, komser telefon açar)
KOMSER- Trafik şubesi mi? Ben komser Nizamettin..İstanbulda trafiğe kayıtlı, l940 ya da 50 model, siyah Ford araba sayısını öğrenmek istiyorum. Tamam, bekliyorum. (Polise döner) Medeniyet başka şey canım, bak bilgisayarın bir düğmesine basıp, cevap verecekler.
(Polis, Zurnayı dövmektedir)
ZURNA- Ahh, ayy!
KOMSER- Biraz daha nazik ol Zurna beye, ne de olsa Emniyet teşkilatına yardımcı oldu.
POLİS- Başüstüne komserim.
(Ağır çekimdeki gibi dövmeye başlar)
KOMSER- (Telefona) Evet dinliyorum. Evet sadece siyah renkte olanların sayısını istiyorum. Kaç, dört tane mi? Güzell! İsim ve adreslerini söyleyin, yazıyorum. (Kalem yazmaz) Bir dakika. (Polise) Zakir, bak bakalım Zurna bey de kalem var mı? Teşkilatımıza katkı da bulunsun.
POLİS- Başüstüne komserim. (Zurnayı hırpalayarak, cebinden kalem çıkartır) Komserimi duymadın mı lan, Emniyet teşkilatına bağış ta bulunuyorsun. Bu senin için bir şereftir. (Kalemi uzatır) Buyur komserim.
KOMSER- Sağol, Zurna beye teşekkürlerimizi ilet.
(Komser, sessizce telefonla konuşur)
POLİS- Derhal.
(Polis, Zurnayı yine hırpalamaya başlar)
POLİS- Dayak yediğini sanma lan, minnetimizi ifade ediyorum.
KOMSER- (Telefonu kapatır) Teşekkür etmeye ara ver Zakir.
(Polis dövmeyi keser. Zurna haşat bir haldedir)
KOMSER- Zurnanın tarifine uygun sadece 4 Ford varmış. Demek ki sahile ceset bırakmaya giden eroinci karı koca bu dört arabadan birinin sahibi.
POLİS- Adreslerini aldıysanız, iki saatte yakalarız onları komserim.
KOMSER- Başkomser de, artık Zakir. (içini çeker) Çünküü eroin ticareti yapan bir cinayet şebekesini yakalamak üzereyim. Beyfendiye son olarak saygılarımı da iletir misin?
POLİS- Derhal.

(Yerde doğrulmaya çalışan Zurnanın başına küt diye bir yumruk indirir. Zurna düşer bayılır.)


IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU





















2.PERDE / 12.TABLO
Rauf bey- Muazzez Hanım


Dekor: Aynı dekor. Işıklar açıldığında sahnede
kimse yoktur. Sadece üç ceset vardır. Kapı aralıktır. Bir iki saniye sonra Rauf beyle, Muazzez hanımın sahne dışından sesleri duyulur.


RAUF- (perde dışı) Dikkat edin efendim, cesedi düşüreceksiniz.
MUAZZEZ- Ne yapim Rauf bey elimden kayıyor. Maşallah buzdolabı öyle soğutmuş ki adam hala süperfreşin mamülleri gibi soğuk.

(Konuşarak Rauf beyle, Muazzez hanım içeri girerler. Ellerinde dördüncü ceset vardır. Hem konuşurlar hem de diğer cesetlerin yanına yürürler.)

MUAZZEZ- Ay, of, ben bu gün ölmezsem başka gün kolay kolay ölmem artık efendim.
(nefes nefese) Sabahtan akşama ölüleri sok çıkart, sok çıkart, buzdolabına koy, buzdolabından çıkart, çekyatın altına koy, çekyatın altından çıkart. (bağırır) Aaa. Nedir bu canım, ben bu dünyaya ölü saklamaya mı geldim Allahaşkına Rauf bey?
(Bu laflardan sonra kolundan tuttuğu cesedi yere bırakır)
RAUF- Efendim ben de bu dünyaya ölü saklamaya gelmedim ama kader işte. Ne yaparsınız, çalınan bir kapının ardından evinizin içine bir ölü gelebileceğini kim aklına getirir ki?
MUAZZEZ- Kaç defa söyledim size, kapı çalınınca kim o diye sorun dedim efendim. İşte böyle sormadan açarsanız, ceset te gelir evimize, uzaylılar da.
RAUF- Neyse efendim olan oldu.
(Koltuğa çökercesine oturur.)
RAUF- Off dermanım kalmadı artık. Bu işler biz yaşlılara göre değil Muazzez hanım.
MUAZZEZ- (şaşkın) Aaa neden oturdunuz efendim?
RAUF- (şaşırır) Anlamadım?
MUAZZEZ- Daha işimiz bitmedi ki?
RAUF- Bitmedi mi? (Ayağa kalkar ve cesetleri sayar) Bir, iki, üç, dört..
MUAZZEZ- Beşincisini unuttunuz galiba.
RAUF- Haa, doğru son numarayı unuttuk. Aman birileri görmeden hemen onu da alalım içeriye.
(Karı koca kapıdan çıkarlar)
RAUF- (sesi perde dışı) Son cesedi E-5 karayolunda bulmuştuk değil mi Muazzez hanım? Tutun kolundan efendim.
MUAZZEZ- (sesi perde dışı, ıkına sıkına) Yaşlandıkça huyunuz değişmeye başladı efendim...
(Karı koca beşinci cesedi içeri getirirler)
MUAZZEZ- .Nerede bir ceset var hemen sahipleniyorsunuz. Eskiden böyle değildiniz siz?
RAUF- Reca ederim Muazzez hanım saçmalamayın, bu ceseti yolda bulduğumuzda henüz mefta haline gelmemişti. Can çekişiyordu. Hangi vicdansız arabasıyla vurmuşsa, kaçıp gitmiş..(Diğer cesetlerin yanına
bırakırlar beşinci cesedi de) Ben de alıp hastaneye götüreyim dedim,
ama ömrü vefa etmedi, son nefesini arabamızda verdi. Tutup ta yola
atamazdık ya zavallıyı.
MUAZZEZ- (Cesetlere bakarak) Şu hale bakın 4 cesetle gittik, beş cesetle geri döndük. Güya cesetleri de Yenikapı sahiline bırakıp gelecektik.
RAUF- Şans işte, kimin aklına gelirdi o saatte bir sarhoşun orada olacağı. Adamın söylediğini siz de duydunuz Muazzez hanım, komser Recai abiye ihbar edeceğim sizi dedi.
MUAZZEZ- Siz de o sarhoşun sözlerinden korkup cesetleri arabaya geri koydunuz. Ayol efendim, polis elin körkütük sarhoşuna inanır mı sandınız?
RAUF- Bizim polisin son zamanlar da neye inanıp neye inanmayacağı belli olmuyor efendim. (içini çeker) E ne yapacağız şimdi?
MUAZZEZ- Neyi ne yapacağız efendim?
RAUF- Cesetleri diyorum efendim. Hadi kıdemliler neyse, onları yine eski yerlerine koyarız da, bu yeni naaş-ı muhteremi nereye saklayacağız Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Valla saklayacak iki yer kaldı. Biri banyo küveti, öbürü de otomatik çamaşır makinası. Bu iki yerden hangisine saklayacağımıza siz karar verin.
RAUF- Banyo küveti olmaz, malum prostatım var sık sık kullanıyorum orayı.
MUAZZEZ- O halde geriye kala kala çamaşır makinesi kalıyor.
RAUF- Evet, olabilir, bu son ceset ufak tefek bir şey. Bizim makinaya sığar.
MUAZZEZ- Yalnız şimdiden söyleyeyim, o ceset makinanın içinde olduğu sürece benden çamaşır yıkamamı beklemeyin efendim.
RAUF- Beklemem efendim beklemem. Hem öyle bir konuşuyorsunuz ki sanki biz bu cesetlerle bir ömür boyu birlikte yaşayacağız. (içini çeker) Elbette bir şekilde kurtulacağız bu naaş-ı muhteremlerden.
MUAZZEZ- (yürürken söylenir) Ayy ay, nedir bu başımıza gelenler? Yarın da bu ölülerin sahipleri ellerinde çiçek demeti evimizi ziyarete gelmezlerse şaşarım vallahi.
RAUF- Reca ederim Muazzez hanım bu kadar telaş göstermeyin. Siz yıllarca yabancı ülkelerde sefirelik yaptınız. Onca insanı ağırladınız da, şimdi davetsiz şu beş zavallı mefta mı ağır geldi size? Biraz rahat olun efendim.
MUAZZEZ- Emekli bir büyükelçinin evinde birbirini tanımayan 5 adet muhtelif cins ve ebatta ceset varken, nasıl rahat bir nefes alabiliriz anlamıyorum Rauf bey? (bağırarak) Görmüyor musunuz? Her taraf ceset doldu.
RAUF- (kızar) Bu kadar abartmayın efendim. Bu cesetler ilanihaye evimizde kalacak değil. Elbet bir çaresini bulacağız. (esner) Vakit çok geç oldu, bir
kaç saat sonra sabah olacak. İsterseniz biraz yatalım. Sabah olduğunda daha salim bir şekilde ne yapacağımızı düşünürüz efendim.
IŞIKLAR KARARIR/ TABLO SONU








2.PERDE / 13.TABLO
Rauf bey-Muazzez hanım-


Dekor: Ev dekoru. Sabah olmuştur. Muazzez
koltukta oturmuş örgü örüyor, Rauf bey çekyatları kaldırıp içine bakıyor, gardrobu açıp içine bakıyor, sonra çamaşır makinası ardından buzdolabının içine bakıyor.


MUAZZEZ- Merak etmeyiniz efendim naaş-ı muhteremler yerinde duruyor.
RAUF- Merak değil de bir bakayım dedim efendim.
MUAZZEZ- Bakıyorum da pek sevdiniz cesetleri.. (Rauf bey ters ters bakar) Bütün
gece uykumda kabuslar gördüm efendim. Sabaha kadar evimizdeki cesetlerle uğraştım ben.
RAUF- (içini çeker) Sormayın efendim sormayın ben de öyle. Güleceksiniz ama bir ara uyandım, hararet basmıştı, su içmek için buzdolabını açıp ta o ceseti karşımda görünce az kalsın sekte-i kalbten gidiyordum Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Ben de bir ara üşümüşüm, çekyatı kaldırıp ta altından bir battaniye alayım dedim, oraya ölü koyduğumuzu unutmuşum zahir, birden görünce az kalsın düşüp bayılıyordum efendim. Bu böyle gitmez Rauf bey bir şeyler yapmalıyız. Evin içi cesetten geçilmez oldu efendim.
RAUF- (içini çeker) Keşke ilk ceset evimize teşrif ettiğinde polise haber verseydik.
MUAZZEZ- Çok söyledim size ama dinletemedim. Hadi polise söyleyemedik bari general oğlumuza söyleseydik ya Rauf bey.
RAUF- (alaylı) Ya ne iyi olurdu değil mi efendim? Bir tabur asker gönderir bando eşliğinde cenazeleri kaldırtırdı.
MUAZZEZ- (kızar) Alay etmeyiniz efendim. (içini çeker) Ne dersiniz polise herşeyi anlatsak mı acaba?
RAUF- (içini çeker) Artık çok geç Muazzez hanım. Şimdiden sonra hiç söyleyemeyiz artık.
MUAZZEZ- Neden efendim?
RAUF- Ceset sayısı 5 olduğu için. Polis inanır mı bize sanıyorsun? Hepsini de bizim öldürdüğümüzü sanır. (içini çeker) İnan artık ben de ne yapacağımı şaşırdım kaldım efendim.
MUAZZEZ- Bence yapılacak tek şey var Rauf bey?
RAUF- Nedir o Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Madem biz bu cesetleri evimizden çıkartamıyoruz o zaman onlar kalsın biz gidelim buradan.
RAUF- Saçmalamayın efendim, nereye gidebiliriz ki, hem gitsek bile bizden sonra cesetleri bulmayacaklar mı sanıyorsunuz? Bulunca da onları bizim öldürdüğümüzü sanmayacaklar mı? Kaçmakla kurtulamayız bu pis işin içinden Muazzez hanım.
MUAZZEZ- İyi ama burada böyle 5 cesetle oturarak ta bir yere varamayız Rauf bey. Buzdolabı işgal altında, içinden bir şey alamıyoruz. Çamaşır makinası desen öyle, gardrob desen öyle, çekyat desen öyle..
RAUF- Tek çare bunları kimin öldürdüğünü bulmak Muazzez hanım. Ancak o
şekilde kendimizi bu işten sıyırırız.
MUAZZEZ- Yani, evimizdeki cesetleri öldürenleri bulmayı mı düşünüyorsunuz?
RAUF- Evet Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Peki bu cinayetlerin faillerini nasıl bulacaksınız efendim? Polislik oynamak size göre bir iş değil efendim..
RAUF- Öyle deme Muazzez hanım, katillik oynamak ta bana göre bir iş değildi ama oynuyorum işte.
MUAZZEZ- (kızar) Aman ne de oynuyorsunuz ya! Oynamak isterseniz oynayın efendim, oynayın da yalnız çabuk oynayın, eğer akşama kadar bu cesetlerin katilerini bulamazsanız, mecburen bu evi ya cesetler terkedecek ya da biz.
RAUF- Nedenmiş o?
MUAZZEZ- (içini çeker) Çünkü ölüler kokmaya başlayacak ta ondan efendim.
IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
2.PERDE / 14.TABLO
Mafya lideri-Hasan-Şemsi


Dekor: Sahne önü..Açılır kapanır bir somyada Şemsi horlayarak yatıyor. Birden Mafya lideri önde ardında Hasan sahneye girer.


MAFYA- Sözünü ettiğiniz o site burası mı Hasan?
HASAN- Evet şef.
MAFYA- Bu uyuyan hayvan kim?
HASAN- Bu mu? Bu bizim örgütün en uyanık elemanı şef.
MAFYA- Belli, nasıl uyanıksa horultusu yeri göğü sarıyor. Kaldır şu hayvanatı.
HASAN- Başüstüne şef.(bağırır) Şemsettin!
ŞEMSİ- (uyanır) A sen misin Hasan abi? Oo şefimiz de gelmiş.
HASAN- Ne var, ne yok bakalım?
MAFYA- Nöbetinde neler oldu anlat bakalım?
ŞEMSİ- (esneyerek) Hiç bir şey olmadı şef. Gece bire kadar ayaktaydım. Sonra uykum geldi. Allahtan gelirken şu portatif yatağı bi dükkanın önünden yürüttüm de biraz uyudum. (esneyerek) Şef bu gece de nöbet tutacaksam bana bir çekyat al bari. Bu portatif yataklarda rahat uyunmuyor.
MAFYA- (bağırır) Sersem, geri zekalı, aptal. (Başındaki şapkayı çıkartıp onunla
dövmeye başlar Şemsiyi) Bir de utanmadan çekyat istiyorsun benden
ha? Yatak odası takımı alsam daha iyi olmaz mı? Al sana al al!
ŞEMSİ- Ah dur vurma şef, beyin kanaması geçirebilirim.
MAFYA- Bak hala konuşuyor. (Tekrar vurmaya başlar ) Geri zekalı sen de beyin
var mı ki, kanamasını geçireceksin ha?
HASAN- Yapma şef, şapkan deforme oldu..
MAFYA- Yahu Hasan nereden buluyorsun bu süzme mafya müsvettelerini be.
HASAN- Kabahat benim değil şef, memlekette okur yazar oranı artmış, artık serseri bulmak eskisi kadar kolay olmuyor.
MAFYA- Neyse, kaç numaralı dairede oturuyordu o moruk?
HASAN- Bir numaralı..
MAFYA- (eliyle işaret yaparak) Gelin benimle..
HASAN- Bir dakika şef.
MAFYA- Ne var?
HASAN- Eroin çantasını o moruğun evinde bulursak ne yapacağız?
MAFYA- Tabi ki çantayı alıp, evdekileri öldüreceğiz.
HASAN- Neyle, tabancayla mı, bıçakla mı?
MAFYA- Sersem, tabanca tullanıp ta bütün siteyi ayağa kaldırmak mı istiyorsun? Bıçakla öldüreceğiz.
HASAN- Tabanca daha iyiydi ya..
MAFYA- Neden?
HASAN- Benim bıçaklara pek güvenim kalmadı da..Baksana Cımbızı bıçaklamıştık
ama kaçmıştı.
MAFYA- Siz de iyi bıçak kullanın o zaman. Cımbızı bıçakladığınız bıçağı nerden almıştınız?
HASAN- Gazeteden..
MAFYA- Nee!
HASAN- 69 kupon karşılığında..
MAFYA- (kızar) Bre sersem, bre geri zekalı, ben seni dövmeyeyim de kimi döveyim ha? (Şapkasını çıkartıp hem vurur hem de bağırır) Aptal, salak, sersem gazeteden kuponla bıçak alırsın ha?
HASAN- Ah dur vurma şef, sen her zaman tasarruflu olun demez miydin? Ben de çeteye yayınladığın tasarruf genelgesine uydum..Tamam söz bir daha kuponla cinayet aleti almayacağım, ah, dur vurma şef.
ŞEMSİ- Şef bak ne diyeceğim?
MAFYA- Ne?
ŞEMSİ- Kuponla bıçak değil de çekyat alsak. Nöbetlerde uyuruz bari.
MAFYA- (Mafya lideri, şapkasıyla ikisini de dövmeye başlar) Ulan siz ikiniz piyangodan mı çıktınız be? Geri zekalılar, aptallar.
.
IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU
2.PERDE / 15.TABLO
Rauf bey-Muazzez hanım-Mafya lideri-Hasan-Şemsi-Komser-Polis


Dekor: Rauf beylerin evi. Rauf bey koltukta oturuyor, kucağında cesedin biri. Muazzez hanım da buzdolabını temizliyor.


RAUF- (kızgın) Yani sizin kadar cins bir hanım görmedim Muazzez hanım..Biraz çabuk olun lütfen.
MUAZZEZ- Niçin böyle söylüyorsunuz? Ne cinslik yapmışım ki?
RAUF- Şu temizlik yapma inadından bir türlü vazgeçmediniz. Sırası mıydı efendim, evin her tarafı cesetle doluyken..
MUAZZEZ- Buzdolabının şu haline bakın, dünden beri sizin şu cesediniz yüzünden silememiştim içini.
RAUF- Birgün daha silmeseniz ölür müydünüz yani? Çocuk oyuncağına çevirdiniz ceseti, sok çıkart, sok çıkart..Şimdi temizliğiniz bitince tekrar içeri sokacağız onu.
MUAZZEZ- (nefes nefese) Olsun ceset meset, temiz yerde dursun efendim..
RAUF- Biraz acele ediniz efendim. Ölmüş bir muhteremi kucağımda tutmaktan hoşlanmıyorum..
MUAZZEZ- Tamam efendim tamam, az kaldı. Ah ah tereyağ, beyaz peynir mahvolmuş.
(Kapı zili çalar)
RAUF- Hah buyrun bakalım, işte kapı da çalınıyor.
MUAZZEZ- Çalıyorsa açın efendim.
RAUF- Bu durumda nasıl açabilirim efendim. Biraz elinizi çabuk tutun da şu cesedi tekrar buzdolabının içine koyalım.
MUAZZEZ- (Çalışmaktan nefes nefese) Az kaldı efendim az.
(Zil sesi)
MUAZZEZ- (nefes nefese) Tamam bitti efendim. Hadi sokalım yine içine. Siz ellerinden tutunuz.
RAUF- Siz de..
MUAZZEZ- (hemen lafa girer) Söylemenize gerek yok efendim, dünden beri ceset taşıma uzmanı oldum. (Cesedi ayaklarından tutar) Hadi kaldırın..
RAUF- (ıkına sıkına) Tamam..Biraz yavaş..Tamam, şimdi siz önce önce ayaklarını sokun..O rafa değil efendim bakın reçele sürttünüz, alt rafa koyacağız..
MUAZZEZ- (ıkına sıkına) Tamam mı efendim?
(Zil sesi)
RAUF- Tamam..Hahh..İşte oldu. Siz kapısını kapatın, ben de kapıyı açayım.
(Rauf bey kapıyı açmaya gider)
MUAZZEZ- Kim o diye sormayı unutmayınız efendim.
RAUF- Peki efendim. (bağırır) Kim o?
ŞEF- (dışardan) Aç şu kapıyı bakim.
MUAZZEZ- Kimmiş Rauf bey?
RAUF- Çıkartamadım ama ceset değil, ses yaşayan birine ait. (açar) Buyrun.
(Kapıda önde Mafya lideri, ardında Hasan ve Şemsi belirir)
MAFYA- (Tabancasını çıkartıp sertçe) Çekil kenara..
RAUF- (korku) Aaa, o da ne?
HASAN- Kapa çeneni, içerde başka kimse var mı?
RAUF- (korkuyla) Şey evet zevcem var..
MUAZZEZ- Rauf bey kimmiş ge..(şaşkın) A, sizler de kimsiniz? (korkar) Amanın o elinizdeki tabanca değil mi?
MAFYA- Evet hem de otomatik cinsinden..
MUAZZEZ- Bulaşık makinası gibi mi yani?
MAFYA- (şaşkın) Ne!
MUAZZEZ- Otomatik dediniz de ..
RAUF- (öksürür) Öhhö öhhö..Afedersiniz baylar ama kiminle müşerref oluyorum acaba?
MAFYA- (şaşkın) Ne müşerrefi, bizi kadın mı sandın babalık?

(güler. Hasan ve Şemsi de gülerler. Sonra Şemsi gülmeyi keser)

ŞEMSİ- Hasan abi biz neden güldük?
RAUF- Bunda gülünecek bir şey görmüyorum beyler. Sizinle daha önceden tanışmış olduğumuzu da sanmıyorum. Hanemize elinizde böyle tabancalarla girme hakkını kimden aldınız sorabilir miyim?
MAFYA- (şaşkın) Ha!
MUAZZEZ- Rauf bey doğru söylüyor efendim. Lütfen elinizdeki o tabancayı cebinize koyar mısınız? Koyun bakim, hadi koyun.
HASAN- Ne yapalım şef?
MAFYA- Şey, kocakarı ne diyorsa onu yapın.
(Tabancalarını bellerine sokarlar).
MUAZZEZ- Teşekkür ederim lutfettiniz. Şimdi söyleyin bakim, kahvelerinizi nasıl içersiniz?
MAFYA- (şaşkın) Ka..Kahve mi?
MUAZZEZ- Evet, biz de içmemiştik zaten. Şekerli mi, orta mı içersiniz?
MAFYA- (utangaç) Şeyy.. Ben şekerli içerim.
HASAN- (şaşkın) Be..ben de..
MUAZZEZ- Şimdi yaparım efendim. Rauf bey siz de bana yardıma gelir misiniz efendim?
RAUF- Artık kahveyi de mi tek başınıza yapamıyorsunuz Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Sizin boyunuz benden uzun, şekeri raftan alamıyorum da..
RAUF- Tabi tabi..(adamlara) Afedersiniz şimdi gelirim efendim.

(Adamlar şaşkın bakarlarken, Muazzez ile Rauf mutfak tarafına
geçerler)

MUAZZEZ- (yavaşça) Rauf bey bunlar sakın şu eroinciler olmasın?
RAUF- Aynı şeyi ben de düşünüyorum Muazzez hanım.
MUAZZEZ- İnşallah onlardır. Giderken cesetlerini verelim de alıp götürsünler.
(Mafya lideri ve diğerleri konuşur)
MAFYA- (hayretle) Hasan!
HASAN- Buyur şef.
MAFYA- Biz yanlış bir yere gelmiş olmayalım?
HASAN- Valla şef, bir numaralı daire burası.
MAFYA- İyi de görmüyor musun evdekileri. Nüfus kağıtları iyice eskimiş, iki pinpirik ihtiyar bunlar. Şimdi bunların Cımbız Aliyi, Kansız Ziyayı ve öteki iki adamımızı öldürüp te sakladıklarına senin aklın kesiyor mu?
HASAN- Şey doğrusunu istersen buna inanmak için andavallı olmak lazım şef. Bunlar değil adam öldürmek, sivrisinek bile vuramazlar.
MAFYA- Sonra çok ta kibarlar yahu. Baksana kiminle müşerref oluyorum filan. Benim bildiğim müşerref kadın adıdır, öyle değil mi?
HASAN- Öyle de belki seni Müşerref Akay´a benzetmiştir şef.
ŞEMSİ- (Kahkaha ile güler,Mafya lideri Şemsiye ters bakınca, Şemsi gülmeyi keser ) Peki sen şarkı söylemesini biliyor musun şef?

(Mafya lideri başından şapkayı çıkartıp, Şemsiyi dövmeye başlar)

HASAN- Yapma şef, ev sahiplerine ayıp oluyor.

(Mafya lideri, Şemsiyi şapkasıyla döverken Rauf bey ve Muazzez hanım kahvelerle yanlarına gelir. Mafyayı Şemsiyi döverken görünce kızar)

MUAZZEZ- Aaa ne kadar ayıp, koca adamlar kavga etmeye utanmıyor musunuz bakim? Kahvenizi buyrun.
MAFYA- Zahmet oldu size. (Hasanla Şemsiye) Kibarlaşın lan.
HASAN- Elinize sağlık.
ŞEMSİ- Yorduk sizleri.
RAUF- Evett..Hem kahvelerimizi içelim hem de muhabbet edelim. Efendim sebeb-i ziyaretinizi neye borçluyuz acaba?
MAFYA- (Sesli bir yudum alır) Şimdi biz buraya..Bakın açık konuşacağım, ben bir çantayla dört kişi arıyorum.
HASAN- O dört kişi yaşıyor da olabilir..
ŞEMSİ- Aynı zaman da cenaze halinde de olabilir.
MUAZZEZ- (şaşkın) Dört mü? Daha fazla olamaz mı acaba?
MAFYA- Nasıl yani?
RAUF- Beş tane olamaz mı?
MAFYA- Ne!
HASAN- Beş tane olmaz. Dört olması gerek. Dur sayayım. Cımbız Ali bir, Kansız Ziya iki, Şekip üç, bir de Maksut dört.
MUAZZEZ- Aradığınız cesetse biz de biraz ceset var ama..
MAFYA- (Ağzındaki kahveyi dışarı püskürtür) Neee!
HASAN- ( şaşkın) Ce..Ceset mi var sizde?
ŞEMSİ- (Korkudan ayağa fırlar) Burda mı?
RAUF- Evet ama dört değil de beş tane. Eğer hepsini birden alırsanız veririm. Ama yok bize dört tane lazım derseniz işte o zaman vermem.
MUAZZEZ- Vermeyiz efendim. Ya hepsini alırsınız ya da hiç birini vermeyiz.
MAFYA- (aptallaşmıştır) An..Anlamadım?
RAUF- Herhalde aradığınız o kişiler yakın ahbabınızdır.
MUAZZEZ- İnanın onları en iyi yerlerde muhafaza ettik. Biri buzdolabında..
HASAN- (şaşkın) Bu..buzdolabında mı? Aman Allahım!
RAUF- Sormayın biri çamaşır makinasında..
ŞEMSİ- Hangisi sığdı oraya yahu?
MUAZZEZ- Üçüncüsü gardrobta..

(Çete faltaşı gibi açılmış gözlerle gardroba bakar)

RAUF- Dördüncüsü sizin oturduğunuz çekyatın...

(Hasan oturduğu çekyattan fırlar)

MUAZZEZ- Beşincisi de sizin üzerinde oturduğunuz o çekyatın altında..
MAFYA- (Çekyattan ayağa kalkarak) Nee! (panik) Hasan kalk gidiyoruz.
HASAN- Ama şef kahveyi bitirmedim daha..
ŞEF- (usulca öfkeli bağırır) Sana kalk diyorum sersem..Deli bunlar deli be. (yüksek) Efendimm sizleri rahatsız ettik, kahve de pek güzeldi, biz artık gitsek diyorduk..
HASAN- Ya evet gitsek artık..
ŞEMSİ- Şef ve yardımcısı öyle diyorsa ben de öyle diyorum. Gitsek artık.
MUAZZEZ- Peki ya cesetler onları almayacak mısınız efendim?
RAUF- Lütfen efendim, buraya onlar için gelmediniz mi?
MAFYA- (El sallayarak) Alasmaladıkkk!
MUAZZEZ- Nakliye ücretini de verirdik efendim..
RAUF- Evet tek elimizden çıkartalım istiyoruz..

(Üç adam korku içinde önlerine gerilerine bakarak, birbirlerine çarparak giderler, kapıyı açarlar, üçü birden aynı kapıdan çıkmak isteyince sıkışırlar. Mafya lideri şapkasını çıkartıp, öbürlerine vurur. Sonra önce o ardından öbür ikisi çıkarlar)

RAUF- (bağırır) Durun cesetleri almadan gitmeyin.
MUAZZEZ- (içini çeker) Görüyor musun Rauf bey, cenazeler yine bize kaldı.
RAUF- Çok garip, hem cesetleri sordular hem de almadan gittiler. Siz buna bir anlam verebildiniz mi Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Bilmem, belki de ceset sayısı gözlerini korkutmuştur Rauf bey.
RAUF- Aman efendim ha bir fazla, ha bir eksik onlar için ne farkeder ki?
MUAZZEZ- Yazık, ben de cesetleri alacak diye ne hayaller kurmuştum kahveyi pişirirken. (içini çeker) Şöyle doyasıya evi temizliyecektim..
RAUF- Aman efendim sizin de aklınız fikriniz ev temizliğinde..Pes yani. Cesetler hiç umurunuzda değil sanki.
MUAZZEZ- (kızar) Nasıl umurumda değil Rauf bey, o cesetler biran evvel gitsin diye telli babaya tel bile ısmarladım efendim. Ben öyle fazla kalabalığa gelemem biliyorsunuz. Elimi nereye atsam bir ceset çıkıyor karşıma. Bundan hoşlandığımı mı sanıyorsunuz?

(Kapı Zili çalar)

RAUF- Hah geri geldiler galiba. İnşallah fikir değiştirmişlerdir.
MUAZZEZ- Aman hemen açın efendim.
RAUF- Tamam efendim açıyorum.
MUAZZEZ- (bağırır) Rauf bey, beşini birden alın diye ısrar etmeyiniz efendim. Dört istiyorlarsa dördünü alsınlar.
RAUF- E, beşincisini ne yapacağız peki?
MUAZZEZ- Ayol unuttunuz mu zaten o beşincisi onlara ait değil ki?
RAUF- A hakikaten nasıl oldu da unuttuk. Doğru ya o trafik kazasına kurban gitmişti değil mi? Tuh..

(Kapıyı Açar. Üniformalı komserle polis Zakir görülür)

RAUF- (şevkle) Buyrunn buy..(durur, korkulu) Evet ne istemiştiniz efendim.
KOMSER- Polis! İçeri girebilir miyiz efendim?
RAUF- (Korkulu) Ta..Tabi.Buyrun.
POLİS- Ben de geleyim mi komserim?
KOMSER- Gel tabi. İfade alacaksın ya.
POLİS- Öyle mi? (Yüzünde gülümseme belirir,belindeki jopu çıkartıp, avucuna vurmaya başlar) Hemen mi?
KOMSER- Hayır önce kibar kibar konuşacağız, daha sonra..
RAUF- (heyecanlı) Sebeb-i ziyaretiniz memur bey?
MUAZZEZ- (ses uzak) Kim geldi Rauf bey, o cesetciler mi yoksa?
RAUF- Öhhö öhhö! Polis geldi Muazzez hanım.
MUAZZEZ- (heyecanlı) Polis mi dediniz?
KOMSER- (sertçe) Adınız Rauf Sertkaya mı?
RAUF- Evet efendim.
KOMSER- Ne iş yapıyorsunuz Rauf bey?
RAUF- Emekli büyükelçiyim efendim. Yıllarca Amerikada, Avrupada büyükelçilik yaptım. Hayrola komser bey?
KOMSER- Yaaa..(kibarlaşır) Küçük bir soruşturma yapıyoruz sayın büyükelçim..Dün
gece yani sabaha karşı filan Yenikapı sahiline gittiniz mi?
RAUF- (içini çeker) Demek öğrendiniz. İnkara gerek yok, herşeyi anlatacağım. Evet dün gece Yenikapıya gittik efendim.
KOMSER- (Heyecanla) İtiraf ettiniz, yani gittiğinizi kabul ediyorsunuz öyle mi?
POLİS- (Elindeki copu kendi avucuna vurarak) Ne yapmaya gittiniz?
MUAZZEZ- Cesetleri götürmüştük.
KOMSER- (önce anlamaz) Evet demek..(bağırır) Nee, ne, neleri götürdünüz neleri?
RAUF- Cesetleri..
POLİS- (şaşkın, heyecanlı) Aman Allahım.
MUAZZEZ- Evde canları sıkılmıştı, deniz havası iyi gelir demiştik.
KOMSER- (şaşkın, heyecanlı) De..de..deniz havası mı? Cesetlere mi yani?
MUAZZEZ- Evet Rauf beyin fikriydi bu. Az da değil efendim 5 tane. Yok önce dörttü de sonradan beşlendi. İnsan onları nereye koyacağını da şaşırıyor.
KOMSER- (şaşkın ve heyecanlı) Beşş..beş tane..Ceset beş tane yani..Beş ceset. Duyuyor musun Zakir?
POLİS- (şaşkın, heyecanlı) Du..duyuyorum komserim.
RAUF- Sonra yine buraya getirdik onları.
MUAZZEZ- Önce dört taneydi, sonra gelirken bir tane daha bulduk, hepsi beş etti.
KOMSER- (afallamış) Ne..Ne beş etti? Yani nasıl dörttü de sonradan beş oldu?
POLİS- Yani dört cesetle evden çıktınız, geriye döndüğünüzde beş mi olmuştu?
RAUF- Evet..Şans işte. Hep bizi buluyor böyle cesetler.
MUAZZEZ- Ya, kanları mı ısındı bize ne? Hayır gelsinler gelmesine önemli değil de hepsine birden yer bulmak zor oluyor, komser bey evladım?
KOMSER- Nelere yer bulmak?
POLİS- Cesetlere mi yani (bağırır) Aklımı kaçıracağım komserim.
KOMSER- Sus Zakir sus, sen mi ben mi?
MUAZZEZ- Buzdolabını, çamaşır makinasını, gardrobu, çekyatı hep onlara tahsis ettik.
KOMSER- Nee, yarabbi sen aklımı muhafaza et.
RAUF- Yaaa, ne yaparsınız misafir işte. Kovsanız olmaz, bir yere bıraksanız olmaz.
MUAZZEZ- Sonra alıştık ta onlara öyle değil mi Rauf bey?
KOMSER- (fıttırır) Delirmek işten değil. Buzdolabı, çamaşır makinası..Yani o cesetleri bunların içine mi koydunuz?
MUAZZEZ- Çekyatın altında da var, unutmayın.
POLİS- (heyecanla) Hangi çekyatın altında?
RAUF- Şu üzerinde oturduğunuz..Ama korkmayın canım..
POLİS- (Ayağa fırlar) Nee bunun altında da mı var? Komserim gitsek iyi olacak galiba.
KOMSER- Evett sanırım aradığımız yer burası değil..(yüksek) Efendim izninizle sizleri de rahatsız ettik. Biz artık gitsek.
RAUF- Canım efendim bir soruşturma yapıyoruz demiştiniz.
KOMSER- Soruşturma bitti, evet biz gidelim artık.
POLİS- Gidelim ya..
MUAZZEZ- Kahve yapsaydık. Sonra da cesetleri teslim ederdik sizlere.
POLİS- Yok kalsın, zahmet etmeyin.
RAUF- Ne kalsın, kahveler mi cesetler mi?
KOMSER- (bağırır) İkisi de efendim ikisi de. Hadi Zakir, biran evvel kendimizi dışarı atalım yavaş yavaş afakanlar basmaya başladı beni.
POLİS- (çabuk çabuk, korkak) Gidelim komserim gidelim..Cesetler, kahveler, buzdolabı, çamaşır makinası..

(Komserle Polis birbirlerine çarparak koşarak kapıya giderler açarlar, gitmeden tekrar evdekilere bakarlar sonra kapıyı çekip giderler)

MUAZZEZ- Durun cesetleri almadan nereye gidiyorsunuz?
RAUF- Nedense bizim eve gelenlerin gelişi sessiz oluyor da gidişleri pek muhteşem oluyor.


IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU







2.PERDE / 16.TABLO
Komiser-Polis


Dekor: Sahne önü. Komiser kızgındır.Yanında da polis vardır.


KOMSER- Büyükelçi ya! Emekli büyükelçi..Hariciyeci yani..Aklı sıra espri yaptılar. Yok efendim cesetlere deniz havası aldırmak için Yenikapıya götürmüşler. Kimi kandırıyorsun be, ölüler deniz havası alsalar ne olur almasalar ne olur?
POLİS- Utanmasalar bir de çay içirdik, diyeceklerdi..
KOMSER- Yok giderken dörtmüş te, dönerken beş olmuş.
POLİS- Haa, sanki giderken cesetin biri Nasrettin hocanın kazanı gibi doğurmuş.. Ayıp ayıp..
KOMSER- Yok cesetler buzdolabının, çamaşır makinasının içindeymiş de..
POLİS- Akılları sıra bizimle dalga geçtiler işte komserim.
KOMSER- Böyle başkalarınla gırgır geçen entellektüellere öyle gıcık oluyorum ki Zakir..Ayıptır be kardeşim yıllarca devlet memurluğu yapmışsın, senin karşına koca bir komser geliyor, gırgır geçmeye ne hakkın var. Biz de biliyoruz herhalde sizin gibi entellektüel adamların, emekli büyükelçilerin beş kişiyi birden öldürmeyeceğini..Aslında kabahat ben de oldu Zakir.
POLİS- Neden komserim?
KOMSER- Gelmeden önce tahkik edecektim, eğer bunların büyükelçi olduğunu
bilseydim, kapılarını bile çalmazdım şerefsizim.
POLİS- İnce espri yaptıkları için mi komserim?
KOMSER- Tabi. Diplomatlarla uğraşmak kolay iş mi sanıyorsun Zakir?
POLİS- Aslında ne yapacaktık biliyor musun komserim?
KOMSER- Ne yapacaktık?
POLİS- (emir verir gibi sert) Cesetler buzdolabında, makinada filan dediler ya, tamam çıkartın, gösterin diyecektik.
KOMSER- Yok yahu, ondan sonra da dedikleri yerde bir şey bulamayınca mat olacaktık öyle mi? Sonra da karşımıza geçip gevrek gevrek güldürecektik onları. Bak işte sen neden polissin de, ben komserim biliyor musun Zakir?
POLİS- Neden?
KOMSER- Çünkü ben uyanığım da ondan..Yürü hadi gidiyoruz. Ha karakola gider gitmez ilk işin o sarhoş Zurnayı bulup getirmek olacak tamam mı?
POLİS- Bulmasına bulayım da ne yapacaksınız ona?
KOMSER- Palavra atıp bizi emekli büyükelçinin evine gönderdiği için ona son derece nazikçe Cumuksuz bir ifade verdirteceğim.





IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU

















2.PERDE / 17.TABLO
Rauf Bey - Muazzez hanım



Dekor: Rauf beylerin evi


RAUF- (öfkeli) Yahu nedir bu başımıza gelenler Muazzez hanım. Ne katilleri, ne de polisi inandırabildik cesetler konusunda. Kimse inanmıyor bize.
MUAZZEZ- (içini çeker) İnanmazlar tabi. Bizim gibi bir ayağı çukurda iki insanın evinde, hem de beş tane ceset saklıyacağına kim inanır ki Rauf bey?
RAUF- Kızmaya başlıyorum ama Muazzez hanım. Biliyorsunuz ziyadesiyle sabırlı bir insanımdır lakin sabrın da bir sonu vardır. Şeytan git gazeteye ilan ver diyor.
MUAZZEZ- Ne ilanı efendim?
RAUF- Bulunmuş ceset ilanı. Kaybedenlerin aşağıdaki adrese müracaat etmeleri reca olunur diye..
MUAZZEZ- (gülerek)Ay ömür insansınız vallahi. Ayol hiç öyle ilan verilir mi gazeteye?
RAUF- Aklınıza daha iyi bir fikir geliyorsa onu yapalım efendim. Ben yapılması gereken her şeyi yaptım. Önce deniz kenarına bırakalım dedim, olmadı. Mafya geldi, buyrun alın cesetleri dedik, inanmadı, polis geldi, cesetler şurada şurada dedik, alay ettiğimizi sanıp gitttiler. (bağırır) Söyler misiniz yapılması gereken başka ne kaldı Muazzez hanım?
MUAZZEZ- (Birden gözü yerde duran bir cüzdana takılır) Aaa bu da ne? Cüzdanmış.
RAUF- (şaşkın) Cüzdan mı ne cüzdanı?
MUAZZEZ- Çekyatın dibinde buldum. Sizin mi Rauf bey?
RAUF- Yo, benimki cebimde. Verin bakayım.
MUAZZEZ- Buyrun.
RAUF- (mırıldanır) Allah Allah kimin acaba.
MUAZZEZ- Gelen misafirlerden birisinin olmasın sakın.
RAUF- Evet olabilir. Bakalım içinde kimlik var mı? (şaşkın) A, şeyin cüzdanıymış.
MUAZZEZ- Kimin?
RAUF- Şaduman Tozduman..(hatırlar) Aa şu kafasından büyük şapka giyen adamın cüzdanı bu. Hani şef dedikleri adamın..
MUAZZEZ- Hatırladım şu cesedleri soran adam. Cüzdan onun muymuş?
RAUF- (içini çeker) Evet..Belediye otobüsüne döndü bizim ev, önüne gelen bir şeyini unutuyor efendim.
MUAZZEZ- Bakın aklıma ne geldi Rauf bey?
RAUF- Ne geldi efendim?
MUAZZEZ- O adamın telefonu var mı orada? Eğer varsa lütfen reca edeceğim sizden telefon edin o adama gelsin dört ceset diyordu ya, beğendiğini alsın gitsin efendim.
RAUF- Telefon mu dediniz? (bağırır) Evet evet aklıma müthiş bir plan geldi Muazzez hanım. Kutlarım sizi efendim, iyi ki telefon bahsini açtınız da bu fikir aklıma geldi.
MUAZZEZ- Hayrola Rauf bey, ne planı?
RAUF- Hem cesetlerden kurtulacağız, hem de çeteyi yakalatacağız bu plan sayesinde Muazzez hanım.
MUAZZEZ- Ya nasıl yapacağız bunu?
RAUF- Şimdi görürsünüz efendim.

(Telefonu kaldırıp numaraları çevirmeye başlar)

MUAZZEZ- Nereyi arıyorsunuz efendim?
RAUF- Şaduman Tozduman adındaki mafya şefini.
MUAZZEZ- Niye arıyorsun o adamı?
RAUF- Gelip cesetleri almasını söyleyeceğim.
MUAZZEZ- Tedarikli gelsin efendim, gelirken kamyonet te getirsin.
RAUF- Aloo..Efendim rahatsız ettim, Şaduman Tozduman beyfendiyi reca edecektim..Kim mi arıyor? Sabahleyin evine gittiğiniz yaşlı adam arıyor deyin efendim? Adım Rauf. O beni hatırlar. Evet bekliyorum efendim.
MUAZZEZ- (heyecanla) Siz ne yaptığınızın farkında mısınız Rauf bey?
RAUF- (yavaşça) Farkındayım efendim. Lütfen işime de karışmayın. (telefona) Alo, Şaduman bey. Efendim rahatsız ettim..Hani Cımbız Ali diye birini arıyordunuz ya? İşte o adam ve diğerleri bizim evimizde efendim..Reca
ederim şaka yapmıyorum. Çanta mı? Ha tabi çanta da burada. İçine
baktım tabi efendim. Şöyle küçük naylon torbalar içinde beyaz tozlar
vardı..Tabi tabi..Eğer bize kadar gelmek lütfunda bulunursanız size taktim
edebilirim hepsini..Saat kaç ta gelirdiniz efendim? Akşam sekiz mi?
Münasiptir efendim, münasiptir. Bekliyoruz..Ha, gelirken bir de kamyonet
getirebilir misiniz acaba? Neden mi? Cetenize ait naaş-ı muhteremleri götürebilmeniz için. Bekliyoruz efendim. İyi günler efendim. (Telefonu kapatır) Evett bu oyunun birinci merhalesi tamamdır Muazzez hanım. Şimdi sıra geldi ikinci merhalesine.
MUAZZEZ- Ne merhalesi efendim, umarım ne yaptığınızı biliyorsunuzdur inşallah.
RAUF- Korkmayınız efendim, hem cesetlerden kurtulacağız, hem de bu işin içinden alnımızın akıyla çıkacağız. Güvenin bana.
MUAZZEZ- Siz bilirsiniz efendim. Sonun da başımız daha da derde girmesinde..
RAUF- (içini çeker) Zaten derde girdiği kadar girdi Muazzez hanım. Evimizde muhtelif cins ve ebatlarda tam 5 tane ceset var. Bundan büyük dert olur mu efendim? Evet bir yere daha telefon açmam lazım..
RAUF- Nereye?

(Rauf bey telefonu kaldırır, numaraları çevirirken Muazzez hanım şaşkın gözlerle ona bakar)



IŞIKLAR KARARIR / TABLO SONU





2.PERDE / 18.TABLO
Rauf Bey-Muazzez hanım-Mafya lideri-Hasan-Şemsi



Dekor: Rauf beylerin evi..Dört ceset te ortada. Birisi çekyatın üzerine uyurmuş gibi uzanmış. İkincisi ikinci çekyatta oturur gibi, üçüncüsü sandalyede, dördüncüsü de ikili kanapede tek başına oturur gibi duruyor. Rauf beyle Muazzez hanım da beşinci cesedi taşıyorlar.



MUAZZEZ- (ıkına sıkına) Ayy kollarım kollarım koptu kopacak Rauf bey.
RAUF- (ıkına sıkına) Az kaldı efendim az. Biraz sonra çektiğimiz bütün bu sıkıntılar sona erecek.
RAUF- (ıkınarak) Evet biraz daha sağa, çok gittiniz biraz sola. Tamammm, şimdi yavaşça koltuğun üzerine bırakabilirsiniz ceseti efendim.

(Beşinci cesedi de getirip ikili koltukta oturan diğer cesedin yanına koyarlar.)

MUAZZEZ- (derin bir nefes alır) Off çok şükür..Tamam mı, bitti mi artık Rauf bey?
RAUF- Bitti efendim bitti. Siz de sayın isterseniz. Ben gözlüğümü bulamadım. Beş tane olması lazım.
MUAZZEZ- (mırıldanarak) Divandaki birr! Çekyatın üstünde yatan ikii!
RAUF- Hezarfen sandalyede oturan üçç!
MUAZZEZ- İki adet te üçlü kanapede oturuyor. Evet hepsi 5 adet Rauf bey.
RAUF- Güzell, cesetlerimiz ortada işte. Mafya bey gelip götürebilir artık.
MUAZZEZ- Peki ya çanta? O biz de değil ki, unuttunuz mu Yenikapı sahilinde unutmuştuk onu.
RAUF- Endişe etmeyiniz efendim, benim eski çantayı gardrobtan çıkarttım, bakın, aynı o içi eroin dolu çantaya benzemiyor mu?
MUAZZEZ- Hemen hemen aynı çanta. Peki ya içine açıp bakarlarsa?
RAUF- Merak etmeyiniz efendim, içine aynen o küçük torbalardan koydum.
MUAZZEZ- Peki torbaların içine ne koydunuz?
RAUF- Karbonat..
MUAZZEZ- (gülerek) Yani siz de az değilsiniz Rauf bey. İyi ki büyükelçi olmuşsunuz, olmasaydınız herhalde bir mafya babası da siz olurdunuz.
RAUF- Reca ederim efendim..İltifat mı ediyorsunuz, hakaret mi?
MUAZZEZ- Ha bu arada unutmadan bir kerre daha söyleyeyim. Eğer cesetleri almayı kabul ederlerse ille de beşini birden alın diye ısrarcı olmayın efendim. Kendilerine ait olanını verin gitsin.
RAUF- Merak etmeyiniz efendim, planım tıkır tıkır işleyecek, birazdan hepsinden kurtulacağız.. (Saatine bakar, heyecanlı) Vakit yaklaşıyor, herşey tamam değil mi efendim? Cesetler yerli yerinde. (bağırır) Ah, şu kanapede oturan yana kaykılmış, onu düzeltir misiniz Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Efendim kaç sefer düzelttim ama hep yana kaykılıyor. O kadar kusur kadı kızında da olur Rauf bey. Nihayet bir ölü, kanapedeki de..

(Kapı zili çalar)

MUAZZEZ- (bağırır) Ayy! Ödüm koptu, geldiler galiba.
RAUF- Evet geldiler. Saat tam sekiz..Sakinsiniz değil mi efendim?
MUAZZEZ- Merak etmeyin cesetlerden kurtulacağım diye bayram ediyorum efendim. (içini çeker) Evimi doğru dürüst silip süpüremedim onların yüzünden.

(Rauf bey kapıyı açar)

RAUF- Efendimmm buyrun buyrunn, gözlerimiz yollar da kalmıştı.

(Mafya lideri, Hasan ve Şemsi gözükür kapıda)

MAFYA- Selemünaleyküm..İnşallah boşuna çağırmadın bizi babalık.
RAUF- Aman efendim hiç öyle şey olur mu? Girin içeri kendi gözlerinizle
görün herşeyi.
MAFYA- Gelin çocuklar..
(Apar topar içeri girerler)

MUAZZEZ- (şevkle) Buyursunlar buyursunlar..
MAFYA- Hani nerede?
MUAZZEZ- Adamlarınız mı, hepsi burada, salonda bakın.
HASAN- A, hakkaten buradalarmış şef. Bak şu sandalyede oturan Cımbız Ali şef, görüyor musun?
MAFYA- Evet, çanta da elinde..Bak Kansız Ziya´yı görüyor musun koltuğa nasıl da kurulmuş..
ŞEMSİ- A, Şekip abiyle, Maksut abi de buradaymış şef. Meraba abilerim nasılsınız, iyi misiniz?
MAFYA- Hasan!
HASAN- Buyur şef.
ŞEF- Şemsettini ya sustur, ya da öldür!
RAUF- Evet işte mallarımız hazır görüyorsunuz..
MUAZZEZ- Biran evvel alın götürün de evimiz ferahlasın efendim.
ŞEMSİ- (bağırır) Anneciğimm! Şeff şef bunlar ölmüş şef. Hepsi ölmüş..Mahsustan canlı gibi duruyorlarmış.
ŞEF- (şaşkın) Nee! Doğru mu babalık bunların hepsi de ölü mü?
RAUF- Evet ama onları öldüren biz değiliz efendim..Şu Cımbız Ali dediğiniz zat, kapımızı çaldığında sırtından bıçaklanmıştı. Fukara hık diyemeden son nefesini verdi.
HASAN- Doğrudur şef, Cımbızı sırtından bıçakladım demiştim ya, demek kaçarak bu eve girmiş. Bak bir de zımbalayamadınız diye günahımı almıştın.
ŞEF- Peki ya Kansız Ziya, o nasıl öldü?
MUAZZEZ- Af buyrun kansız dediğiniz şu zayıf, uzun suratlı, kanapede oturan mı? Eğer oysa işte o kansız beyfendi, sizin Cımbızı arıyordu, bizim evde onu görünce zatıalileri birden heyecanlanarak sekte-i kalb geçirdi .(içini çeker) Bütün çabamıza rağmen maalesef kendisini kurtaramadık, hakkın rahmetine kavuştu.
ŞEF- Yani Kansız eceliyle öldü öyle mi? (öfkeyle) Ben sana ne diyeyim Hasan, işte bulduğun adamlar ortada. Yahu aç Meydan Larusa bak, mafyanın tarihinde hiç kalb krizinden ölen serseri var mıymış bakalım?
HASAN- Kansızın, kalbi olduğunu bilmiyordum ki şef. Ama bundan sonra çetemize alacağım serserilerden tam teşekküllü hastaneden alınmış bir sağlık raporu da isterim.
MAFYA- Peki söyle bakalım babalık, Şekiple Maksut nasıl öldü?
MUAZZEZ- Affınıza sığınarak onu ben anlatayım mafyabey. O sırada zevcim Rauf bey dışardaydı. Kapı çalınmıştı. Açtım baktım Şekip bey elinde bıçak beni itekledi. Söyle Cımbızla Kansız burada mı dedi?Tam bu sırada Maksut bey dediğiniz öteki zat ta elinde bıçakla bize doğru geri geri geliyordu. Sırsırta çarpışınca aniden döndüler ve birbirlerini bıçakladılar. (içlerini çeker) O
ikisinin ölümü maalesef böyle oldu.
HASAN- (çoşkuyla bağırır) Aslanlarım benim, duydun mu şef, bir de beğenmezsin onları, bak hastalıktan filan değil resmen mafya gibi birbirlerini bıçaklayarak ölmüşler.
MAFYA- Hadi be, sen şuna geri zekalılıklarının kurbanı oldular desene.
ŞEMSİ- Hasan abi haklı şef, hiç olmazsa kalbten ölmemişler.
MAFYA- (bağırır) Kes! Peki babalık hepsini anladım da şu çekyatın üstünde yatanı tanıyamadım? Kim o?
MUAZZEZ- O da bizden size hediye efendim..Dört alana bir tane de bizden bedava.
RAUF- Ya öyle.

(Karı koca terbiyeli bir şekilde gülerler)

MAFYA- Hasan! Çantayı al!
HASAN- Şemsettin, çantayı al!
ŞEMSİ- Peki abi.

(Şemsettin Cımbızın elinden alamaz)

ŞEMSİ- Şef, alamıyorum çantayı.
MAFYA- Neden?
ŞEMSİ- Bırakmıyor..Sıkı sıkıya tutmuş. Cımbızla birlikte getirsem olur mu?
MAFYA- Hasan çantayı al, Şemsettin denilen şu geri zekalıyı da öldürüp Cımbızın yanına koy.
HASAN- Peki şef. (Şemsinin yanına gider, yavaşça) Rezil ettin beni Şemsettin. Bir daha sülalemden birisini mafyaya alırsam bana da Hasan demesinler. (yüksek) Tamam şef çantayı aldım.
ŞEF- Aç bak içine, mallar duruyor mu? Keleğe gelmeyelim.
HASAN- Peki şef.
HASAN- (Çantayı açar) Babalık doğru söylemiş şef, eroinler çantanın içinde.
ŞEF- Güzel. Çantayı alın da gidelim.
RAUF- Bir dakika efendim bir dakika. Yalnız çantayı mı alacaksınız?
MUAZZEZ- Ya cesetleri, onları almayacak mısınız mafyabey?
RAUF- Size kamyonet getirin demiştim, hatırlarsanız..
MAFYA- Ölülerden bize ne babalık, bize eroin yeter. Cesetler bizden size hediye olsun. Bu iyiliğimizi de unutmayın.
RAUF- İyi ama efendim, bu cesetler size ait değil mi?
MAFYA- Cesetler biri hariç bizim çeteye ait ..
RAUF- (kızar) Lütfen efendim reca edeceğim, burası ne Zincirlikuyu mezarlığı ne de emanetçi dükkanı. Madem cesetler sizin onları da alıp götürünüz.
MAFYA- Hasan, sustur şunları.
HASAN- Peki şef. Şemsettin hadi.

(Hasanla, Şemsi sustalı bıçaklarını çekip açarlar)

MUAZZEZ- (bağırır) Amanın bıçak çektiler bize..

(Birden yan kapı açılır, komserle polis ellerinde tabancalar fırlar)

KOMSER- (bağırır) Polis! Eller yukarı, kimse kıpırdamasın, yoksa ateş ederim.
MAFYA- Vay canına bize tuzak kurmuşlar ha!

(Eroinciler ellerini kaldırırlar, polis onlara kelepçeyi takar)

KOMSER- Sayenizde eroin çetesini ele geçirdik Rauf bey. Teşekkür ederiz size.
RAUF- Reca ederim, esas biz size teşekkür ederiz efendim. Bizi bu cesetlerden kurtardınız.
KOMSER- Yok esas biz teşekkür ederiz, bize telefon açmamış olsaydınız bu çeteyi nasıl yakalayabilirdik ki efendim.
RAUF- Reca ederim efendim, esas teşekkürü biz borçluyuz, biz telefon açtık ama siz gelmeyebilirdiniz..
KOMSER- Rica ederim gelmemiz görevimizdi. Bu yüzden size ne kadar teşekkür etsek azdır.
RAUF- Hayır reca edeceğim, teşekkürü hakeden sizsiniz..
KOMSER- Yine de teşekkürler.
RAUF- Reca ederim, bizden size teşekkürler.
MUAZZEZ- En iyisi kurra çekin Rauf bey.
RAUF- Ne kurrası Muazzez hanım?
MUAZZEZ- Teşekkür kurrası..Kim kaybederse o diğerine teşekkür etsin efendim.
(Gülüşürler)
KOMSER- (Çeteye) Hadi yürüyün bakalım, sizinle karakolda konuşacağız.
MAFYA- Hayır, bizi hapsedemezsiniz. Biz ne yaptıysak bu devlet için yaptıkk!

(Bir süre, resim karesi gibi donar. Sonra ışıklar kararır)
PERDE SONU
 
Diğer eserler


(Toplam 30 tiyatro eseri bulunuyor)

12SonrakiSon

     


Basında sitemiz | Bize ulaşın | Reklam

Sözleşmeler Gizlilik ve Kullanım Sözleşmesi | Tüketici Hakları, Üyelik, Güvenlik ve Teminatlar

Tüm hakları saklıdır 2017 © Edebiyat Dünyası

Edebiyatdunyasi.com'a eklenen yazılar ve görseller 5846 Sayılı FiKiR VE SANAT ESERLERi KANUNU'na göre korunmaktadır. Sitenin özgün içeriği 5187 Sayılı Basın Kanunu'na göre kaynak belirtilmeden başka yayın organlarında kullanılamaz. Kaynak belirtmek ve ilgili sayfaya link vermek koşuluyla sitenin tüm özgün içeriği başka yayın organlarında özgürce kullanılabilir.