| Efkârlılara… Kim derse ki “Efkârım yoktur.” yalan söyler. Efkâr fikirler demek olup bir nevi dünyalıktan soğumak –insanı cehennemden korumak- için insanoğlunun üzerine bir kalkan gibi gerilmiştir. Bilinmeli ki ne kadar derdin varsa o kadar koruma altındasın. Fani kaygılardan ziyade bir varoluş davası içinde yalpalayan modern âdem, cüretinin cürüme dönüşebileceğinin bilincinde olamaz çoğunlukla. Gevşeyen bir şahsilik, yüz çizgilerini belirginleştirip yaşı kemale doğru sürükledikçe göze çarpmaya dahası göze batmaya başlayacaktır. Efkâr kimi zaman talibi bol kimi zaman ise kolaysa talip bul tadındadır. Aşk en sevildik fikir alemidir. Aşk dünya ile ahiretin hassas sınırında asılı bir kılıçtır ki ham maddesi sevgilinin saç telidir. Bu tel sıktıkça aşığın boynunu can havli ile ne güzel şiirler, nesirler dudaklarından dökülüverir. Gelgelelim bazı fikirler gam ve kasavetten gayri çıkar yola sahip değildir. Sevdiklerinin terk-i diyarı kelimenin tam anlamıyla müthiş bir yokluğa ansız sürükleniştir. Ölüm efkârların en kimliksizidir. Neyi düşündüğünü bile tam çözemeden sadece olanı ve olması gerekeni düşünmek korkuyu doğurur. Ülke kaygısı, dünya açlığı, yokluğa yaklaşılması sinyalleri efkâr olarak sadece yazar, şair ve toplum mühendislerini ilgilendirir. Onun haricinde tuttuğu takımın kaybettiği üç puan azabını(!) hançer gibi kalbinde saplı haftalarca taşıyan insanlara da tesadüf edilir. Bitmemiş bir kitap, yazılmamış bir efkârdır belki ve her yeltenişin fani olduğu şu dünyada biraz zaman duralama olduğunu eklemeden geçmeyelim. Her cihetten fışkırır efkâr insansan efkâr sana ne hoş yaraşır. Efkârların kaç türlüsünü yaşadın ey âdem kim derdine oldu ise merhem onun yanında ver son nefesini… Keza Allah çekemeyeceğin efkârı yüklemez zayıf kalbine. Susar her ses, biter her bakış zail olmayan sevgidir ancak. Sevgi efkârı çekenlere selam olsun. |
Bu yazı 22.09.2008 tarihinden itibaren
198 kez okunmuştur. |