Otobüs

Belki de yirminci kez izlediğim diziyi izliyordum. Gözüm saatteydi. Hazırlanıp çıkmam için on beş dakikam kalmıştı ve bu süre nerdeyse ucu ucuna yetecek kadardı ama ben kalkmak istemiyordum ve belki birkaç dakika daha oturup şansımı zorlayacaktım. Sonunda kalktım ve diziyi kapatmadan banyoya koştum. Önce üzerimdekini çıkarttım ve sakal tıraşı oldum. Hemen ardından dişlerimi fırçaladım. Bunları yaparken bir yandan da kulağım dizideydi. Konuşmaları dinliyordum ve sahneler nerdeyse gözümün önünde gibiydi. Demiştim ya belki de yirminci izleyişim diye. Saçlarım için fazla süre kalmamıştı ve bende fazla uğraşmadım.
Havanın bu kadar sıcak olduğunu düşünmemiştim. Sabah kalktığımda biraz bulut vardı ve sevinmiştim ama şimdi kapanma sesini duyduğum apartman kapısından çıktığım anda yüzüme çarpan sıcak hava umutlarımı tamamen yıktı. Saatime baktım ve bir dakika sonra otobüsün durakta olacağına kanaat getirdim. Bilirsiniz, otobüsler pek dakik değillerdir ve tahminleriniz çok önemlidir. Hele benim gibi ucu ucuna çıkmak zorundaysanız.
Köşeyi döndüm ve durak tam yolun karşısındaydı. Güneş direk olarak üstüme düşerken arabaların seyrekleşmesini bekledim ve sonunda karşıya geçebildim. Evden çıkalı iki dakika bile olmamıştı ama gömleğimin sırtıma yapıştığını hissedebiliyordum. Sıcak havadan nefret ettiğim kadar… Durak her zaman ki gibi doluydu ama benim zaten güneşin altında ki durakta durmaya niyetim yoktu. Durağın hemen arkasında gölge vardı. Durağın gölgesi. İnce bir şerit gibi. Orda yer buldum kendime. Ama kafamı on santim dışarı uzatırsam güneş altında kalıyordum ve o sıra güneşten korkan vampir gibiydim. Sanki güneşin ulaşabildiği yer kızarıyor, ardından erimeye başlıyordu.
Otobüs bekliyorum. Evet. Bu sıcaktan kurtulamayacağımı biliyorum. Otobüs gelse de içerisinin daha sıcak olduğunu biliyorum. Ve nerdeyse her gün aynı saatte bindiğim bu otobüs nasıl olur biliyor musunuz? Tıklım tıklım değil. Hayır. Aslında daha kötü. Yani ayarlasanız bu kadar olur. Otobüs tüm koltukları dolu gelir bu durağa. İnsanlar yapboz gibi doğru yerlerini bulup oturmuşlar ve yapboz tamamlanmış. Ayakta kimse olmaz. Bir ara bunun bir şaka olduğunu düşünmeye başlamıştım. Hani şu tüm dünyanın sizin için yaratıldığını ve tüm insanların sizin başrolünü oynadığınız bu oyunda yardımcı rolde oynadıklarını düşündüğüm gibi. Tabi bu biraz daha önce, hatta küçük denebilecek yaştayken olurdu.
Ayakta kalırsınız ve ilk düşünceniz sizin bu yapbozda fazlalık olduğunuzdur. Çünkü hiçbir yere uymazsınız.
Otobüsün geldiğini gördüğümde otobüste neler olacağını ve alış veriş merkezine kadar neler yaşayacağımı düşünüyordum. Aklıma evden bu kadar aceleyle çıktığım için bir şey unutabileceğim gelmiyordu; zira kitabım yanımdaydı ve bu en önemli olandı. Ama otobüs durağa yanaştı ve ben ilk merdivene adım attığım anda sağ arka cebimden çıkardığım cüzdanımın içinde kartım olmadığını hatırladım. Ama yine de belki içindedir diye alete yaklaştırdım ama beklediğim o iki kere ‘Tit’ sesi çıkmadı. Yazık. Çok yazık. Şimdi otobüsten ineceğim ve eve kadar tekrar gideceğim. Yaşadığım bu monoton süreç tekrar başlayacak. Ve diğer otobüs yirmi dakika sonra geliyor. Kahretsin!
Otobüs kalabalık olsa da olmasa da nasıl bir süreçtir biliyor musunuz? Yaz sıcağında otobüsle yolculuk etmek nasıldır? Bakın anlatayım:
Benim için ilk öncelik kitaptır. Oturacak yer bulursam kitabı açar okurum. Yoksa yarım saatlik yolculuk (bazen kırk dakikayı bulur) benim için çekilmez olur. Nedenini de söyleyeyim. Her gün yaptığım şeylerin o sıkıcı süreci beni deli ederde ondan. Eğer kafamı meşgul edecek bir şey yoksa… Bu ne zaman öleceğinizi bilmeye benziyor. Ne kötü değil mi? İşte bende sonra ki yarım saati adım gibi bildiğimden geçmek bilmez ve sinir olurum.
Bir diğeri şoför unsurudur. Hele kitap yoksa yanımda… Bunu düşünemiyorum bile. Yavaş giden bir şoförden daha kötüsü yoktur bu yaz sıcağında. Geçebileceği ışıklardan geçmeyen bir şoför. Neden biliyor musunuz? Çünkü otobüsün içinde oturabilmemizi sağlayan tek şey harekettir. Hareket yoksa sıcaklık anında on derece birden yükselir. Alnınızdan terler boşalmaya başlar. Sanki derinin altında bu anı bekliyorlarmış gibi. Ve işe giden biri olarak ter içinde kalmanın ne demek olduğunu bilirsiniz, değil mi?
Yapabileceğim hiçbir şey yok. Bu hayatımı değiştirmek için yapabileceğim hiçbir şey yok. Diyeceksiniz ki: nasıl yok? Yok işte. Ben her gün o otobüse binmek zorundayım. Son model arabasında tek başına giden insanlara inat binmek zorundayım. Sonuçta birileri her ikisini de yapmak zorunda, öyle değil mi?
Hayır. Daha anlayışlı olamam. ‘’Sıcaksa ne olmuş? Terlesen ne olur?’’ Yo. Bu sözler benim için değil. Kendinizi düşünün. Her gün yaşadığınız böyle bir süreç yok mu? Eğer varda sizi rahatsız etmiyorsa, siz öleceğiniz günü bilen ve yine de rahat olabilen tiplerdensiniz. Eh, ne diyeyim o zaman: bu da bir başarıdır, öyle değil mi?
Ben mümkün olsa dışarıda güneş varsa içerde kalmayı tercih ederim. Diyeceksiniz ki: Soğuk olunca da insanlar güneşi arar. Hayır. Ben doğanın yaranamadığı insanlardan değilim. Yağmuru, karı, soğuğu sevenlerdenim ve sıcaktan ve sıcak otobüslerden nefret edenlerdenim. Dikkat ettiniz mi? Durakta beklerken yüzlerce araba geçer önünüzden ve bunların sadece bir kaçı otobüstür. Yani trafik her halükârda sıkışıyor. Toplu taşımayı tercih edenler artsa da trafik sıkışıyor. Demek istediğim insanları otobüslere sıkıştırarak trafik sorununu çözemezsiniz. Bu sadece insanlara eziyet olur. Eğer toplu taşımayı özendireceksen en azından insancıl olsunlar. Başka bir şey değil.
 
Bu yazı 28.07.2008 tarihinden itibaren 149 kez okunmuştur.