Bir Kardelen Masalı

Derse gireli henüz bir dakika bile olmamıştı. Sınıf defterini doldurduktan sonra yoklama alıp derse girme amacındaydım. Daha defteri yazmaya henüz başlamışken çekingen fakat sabırsız bir sesle irkildim:
— Öğretmenim, hemen derse geçelim mi?
Kafamı kaldırmadan:
— Tabi kızım, yoklama aldıktan sonra başlayacağız, dedim.
Birkaç saniye geçtikten sonra yeniden aynı ses:
— Öğretmenim, lütfen derse başlayalım mı artık? Dedi.
Bu kez sesin geldiği yöne doğru merakla karışık bir dikkatle baktım. 13-14 yaşlarında, yeşil gözlü, utangaç ve tatlı bir kız öğrenciydi bu sesin sahibi.
Askerlik görevimi, asker öğretmen olarak Mardin’in bir köyünde yapmak üzere görevlendirilmiştim. Askeriyeden ayrılıp oraya gitmem Mayıs ayının ortalarına denk gelmişti. İki haftadır bu köydeydim. İki hafta sonra da okullar kapanacaktı.
Kendini daha fazla mahcup hissetmemesi için ismini bile bilmediğim bu öğrencimize, “Peki, senin dediğin olsun.” der gibi hafif bir tebessümde bulunarak baktım.
Ders bittikten sonra bu öğrenciyi yanıma çağırıp adını sordum. Aynı mahcup tavırlarla:
— Halime, dedi.
Daha sonraki konuşmamız, hayatımın 3 yılında hiç unutmadığım, kolay kolay da unutamayacağım bir sahnenin faslı gibiydi.
— Tüm derslerini bu kadar çok seviyor musun, yoksa bu derse karşı özel bir ilgin mi var?
— Bütün derslerimi çok seviyorum öğretmenim. Okulun bitmesine iki hafta kaldı. Biliyorum ki bir daha okula gidemeyeceğim. Bu yüzden her dersi dolu dolu yaşamak istiyorum.
— Neden? Ailen liseyi okumana izin verir değil mi? Biz gerekirse ısrar ederiz. İlçe, buraya 45 dakikalık mesafede. Neden olmasın ki?
— Aslında o kadar basit değil öğretmenim. Benim nüfüs cüzdanım yok. Annem ve babam da resmi nikahla evli değiller zaten. Dedem, geçen yaz beni kendi nüfusuna yazdırıp ortaokuldan sonra liseye de göndereceğini söylemişti. Bu yıl ise benim artık büyüdüğümü, ortaokuldan sonra okula gitmemin ayıp olacağını söyledi. Yani, bu iki hafta okuldaki son günlerim. Sonrasını ben de bilmiyorum.
Kelimelerin bittiği an bu an olsa gerekti. Ne bir şey söyleyip onu avutabildim ne de kendimi kandırabildim. Bu sadece onun yazgısı değildi aslında. Doğu’daki yüzlerce kız öğrencinin kaderine de bir sitemdi bu aynı zamanda.
3 ay sonra yeni eğitim-öğretim yılı için yenide bu köye dönerken bir yandan bu kavurucu sıcakta pamuk toplayan insanların seyrediyor, öte yandan çok şanslı olduğumu düşünüyordum. Köye yaklaşmışken taksici arkadaş bir pamuk tarlasının kenarında durup, annesi ve kız kardeşlerinin de burada çalıştığını ve onlara bir şeyle bırakıp hemen geleceğini söylemişti. Ben de fırsattan istifade pencereyi açıp bu gayretli insanların çabasını izlemeye koyuldum.
Birkaç metre çaprazımda birinin bana doğru baktığını hissettim. Kafamı kaldırıp baktım. Kucağında büyük bir torba olduğu halde pamuk toplamaya çalışan bu kişi, küçük yeşil gözleri ve her zamanki mahcup bakışlarıyla Halime’den başkası değildi.
 
Bu yazı 08.07.2008 tarihinden itibaren 147 kez okunmuştur.