Bir Gönül Dostu

Kocaman iri gözleri vardı, yeşilden çok maviye çalan. İrikıyım, bir adamdı. Zaten soyu sopu da Deliormanın oralardan gelirdi. Bakışları delip geçerdi karşısındakini, yüzündeki sevecen gülücükleri olmasa.
Eski Osmanlı pehlivanlarını andırırdı yolda yürürken.
Birkaç yüz kiloluk bir yükü kaldırmak, sıradan bir olaydı onun için. Ağır vücuduna denk kocaman bir yüreği vardı, şefkat genleriyle yüklü olan. Bazan 150 kiloluk bir çocuk olurdu, bazan müşvik bir baba. Ama hayatı dört dörtlük yaşamanın sırrını bilen bilge bir kişilik taşırdı herşeyden önce.
Hep dost bildi yaratılanı. Yaşam parolasıydı bu.
Onbeşinde terketti yurdunu beyaz ekmek derdiyle. Ve 30 yıl sonra döndü yurduna kara ekmek hasretiyle. Dünyada gezmediği görmediği yer yok gibiydi. Birçok dili ana dili gibi konuşurdu. Şarkılar da söylerdi o dillerde, atasözleri, deyimler, fıkralar bilirdi.
Kalın kıllı kaşlarının altından bakan gözlerindeki ciddiyet görüntüsü, hayatı ti’ye alan karakteri ve yumuşak yüreği karşısında hep yenik düşerdi. Çeşitli işler yaptı. Bahçevanlık, garsonluk, fotoğrafcılık, fabrika işçiliği, tercümanlık falan. Girip çıkmadığı işlerde kalmıştı bereket. Fabrikatör de oldu bir gün. İhracat da yaptı uzak ülkelere. Fabrikasında damla sulama sistemleri imal eder, bayilere, çevre illere, zaman zaman da dış ülkelere satardı.
Kendi başına bir sosyal kurum gibiydi adeta. Kim ne zaman sıkıntıda olsa, hızır gibi yetişirdi. Çok dostu vardı. Evinden misafir, masasından dostları eksilmedi hiç. Sıkıntılı günleri de oldu. Ama gülücükleri hiç eksilmedi yüzünden. Kendinden çok, başkaları için yaşadı.
Servetinin ve parasının hesabını hiç bilmedi tam olarak. Zaten işçilerine saydırırdı kasasındaki paraları da. Kimseden gizlisi saklısı yoktu.
Türk kahvesini çok severdi bir de demli çayı. Büyük bir höpürtüyle içerdi Türk kahvesini. Türk kahvesi ona göre öyle içilirdi.. Kendine göre kuralları vardı her konuda, başkaları için ters sayılabilen. Kendinden ve herkesten razıydı. Keskin zekası ve hayat tecrübeleri sayesinde dünyanın gidişatını doğru olarak algılar, işlerine ona göre yön verirdi.
Yaşı 57ye geldiğinde artık son durakta olduğundan bahsetmeye başladı. Tüm varlığını eşe dosta dağıtarak inzivaya çekildi. Artık yorulmuştu. Şehirden uzak bir yerde, bir karavan içinde yaşamaya başladı. Bir sonbahar sabahı, serin yaylalardan çiçek kokuları getiren rüzgar, küçük karavanın bulunduğu yerden kötü kokular getirmeye başladı.
Bölgeye gelen polis ekipleri karavanın içinde 3-4 gün önce ölmüş bir ceset buldular.. Sahipsiz mefta sessiz sedasız, üç kişinin üst üste konacağı derin bir mezara gömüldü. Ve yabancılar kazıdı ismini mezar taşına bir kış gününde. Adı ‘Bir Gönül Dostu’ idi, cennetlik.
 
Bu yazı 29.09.2008 tarihinden itibaren 095 kez okunmuştur.